5237 Sayılı TCK Madde 207 Özel belgede sahtecilik

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu MADDE 207

T.C YARGITAY CEZA GENEL KURULU 2002/6-194 E. 2002/332 K. İçtihat

Sahte olduğu iddia edilen senedin sanık tarafından ilk olarak hangi tarihte kullanıldığı belirlenmemiştir. Özel evrakta sahtecilik suçunun oluşması için, sahteciliğin yapılması yeterli olmayıp bu belgenin hukuki sonuç doğuracak biçimde kullanılması gerekir. Yargılamaya konu senedin ilk olarak hangi tarihte kullanıldığı, suç tarihinin hangi gün olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalı ve buna bağlı olarak dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ya da hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanma unsurunun somut olayda var olup olmadığı belirlenerek sanıkların hukuki durumları tayin edilmelidir.Dava: Özel evrakta sahtecilik suçundan sanıklar İ____ ve H____’nin beraatlarına ilişkin K____ Asliye Ceza Mahkemesi’nce 19.10.2000 gün ve 5-67 sayı ile verilen kararın katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nce 15.02.2001 gün ve 1089-1374 sayı ile; isabetsizliğinden bozulmuştur. Yerel mahkeme ise 17.5.2001 gün ve 22-37 sayı ile; Sanık H tarafından KAsliye Hukuk Mahkemesi’nin 1995/111 esas sayılı davasının yargılaması sırasında mahkemeye ibraz edilen 30.8.1987 düzenleme tarihli tapusuz taşınmazların devrine ilişkin senedin satıcısı M adı altında kazıma mühür kullanıldığı tartışmasızdır. HMUK’nun 297. maddesi hükmü gereğince imza atmaya muktedir olmayan veya yazı bilmeyen bir kimsenin imza yerine parmak izi veya mühür kullanması şeklinde düzenlenen senetlerin köy ihtiyar heyeti ve 2 tanık tarafından onaylanması gereklidir. Suça konu senette kazıma mühür kullanılmış olmasına rağmen sadece muhtar ve 2 tanık imzası bulunmaktadır, en az iki aza tarafından da imzalanmış olması gerekli iken bu husus gerçekleşmemiştir. Bu haliyle senet hukuken geçerli kabul edilemez ve özellikle mahkemede hukuki sonuç doğurması beklenemez. Senedin ibraz edildiği mahkemece verilen kararda da zilyetliğin devrine ilişkin sözleşmelerin yazılı olmasının bir şekil şartı olmaması ve M ile davalı H arasındaki zilyetliğin devrine yönelik anlaşmanın sadece senetle değil tanık beyanları ile de sabit olduğundan bahisle özellikle tanık beyanlarına dayanılarak karar verilmiştir. Bu itibarla yukarıda zikredilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi kararlarında da belirtildiği gibi suça konu senedin hukuken geçerli olmaması ve hukuki sonuç doğuracak nitelikte bulunmadığı bu itibarla sanıklara atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu kararın da katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının istekli 6.6.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. Ceza Genel Kurulu Kararı Sanıklar İ ve Hnin özel evrakta sahtecilik suçundan beraatlarına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanıklara yüklenen suçun sübuta erip ermediği noktasında toplanmaktadır. İncelenen dosya içeriğine göre; Katılan Ş C. Savcılığı’na sunduğu 29.5.1997 tarihli şikayet dilekçesinde; amcası M’nın 1967 yılında İ’ye gidip yerleştiğini, köyde bulunan tüm taşınmazlarını ortakçı olarak sanık H’ye ekip biçmek üzere verdiğini, sanık H’nin, tapusuz olan bu yerleri sahiplenebilmek amacıyla önce amcası daha sağken İ’ya giderek vesayet altına aldırmaya çalıştığını, fakat bunda başarılı olamadığını, amcası 1992 yılında ölünce de ortakçı olarak kullandığı yerleri ölen amcalarından satın aldığını söyleyerek, buna gerekçe olarak da 30.8.1987 tarihli ve diğer sanık köy muhtarı İsmail tarafından onaylanmış köy senedini gösterdiğini, ancak bu senedin sahte olduğunu, çünkü ölen amcası M’nın okuma yazma bildiğini ve imza kullandığını, oysa senette amcasının mühür kullanmış göründüğünü, yine senette şahit olarak imzası bulunan M’nin ise okuma yazmasının olmadığını, her türlü resmi işlemde ancak parmak basabildiğini, diğer tanık Selahattin’in senette bulunan imzasının ise bu kişiye ait olmadığını, başka belgelerdeki imzalarıyla karşılaştırıldığında bunun açıkça anlaşılabildiğini, söz konusu senedin aslında üzerinde yazılan tarihte düzenlenmemiş olup dinlenmelerini engellemek için şahitler öldükten sonra sahte olarak düzenlenmiş olduğunu, kaldı ki ölen amcasının, köydeki evinin yanması nedeniyle en son 1985 yılında köye geldiğini, 1987 yılında köye gelmediği için böyle bir köy senedi düzenlenmesinde hazır olmasının mümkün olmadığını, sahte senet düzenleyen H ve ona yardımcı olan köy muhtarı İ haklarında şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Aşamalardaki ifadelerinde de dilekçesini tekrar ederek benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca sanık H’nin senede yapıştırdığı pulların 1993 yılında piyasaya çıktığını, sanığın bu senede dayalı olarak K Noterliği’nde işlem yaptırmaya kalkıştığı 1993 yılında senette resim, pul ve muhtarın mührünün bulunmadığını, o tarihte K Noteri olarak görev yapanS’nin buna tanık olduğunu bildirmiştir. SanıkH C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde yüklenen suçlamayı kabul etmediğini, söz konusu senedin 1987 yılında M’nın huzurunda yapıldığını ve onun tarafından mühürlendiğini, pulların da senede aynı tarihte yapıştırıldığını beyan etmiştir.

Duruşmada, M____’nın sağlığında, ölen şahitler M____ ve S____’nin huzurunda 30.8.1997 tarihinde yaptıkları sözleşme ile ona ait olan ve D____ Köyü sınırlarında bulunan 6 parça gayrimenkulü satın aldığını, okuma yazması olmayan M____’nın mühür bastığını, senedin gerçeğe uygun olduğunu, daha sonra 1991 yılında diğer sanık muhtar İ____’den senedi köy karar defterine geçirmesini talep ettiğini, katılanın 1995 yılında aleyhine meni müdahale davası açması üzerine K____ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1995/111 esas sayılı dosyasının yargılaması sırasında 13.6.1996 tarihinde söz konusu senedi mahkemeye ibraz ettiğini, sahte senet düzenlemediğini ve kullanmadığını, suçlamaları kabul etmediğini söylemiştir.

Sanık İ____ C.Savcısı tarafından tanık sıfatıyla alınan ifadesinde söz konusu senedi hatırladığını, M____’nın 1987 yılı yaz aylarında diğer sanık H____ ile birilikte evine geldiklerini ve M____’nın senedi göstererek tastiklemesini istediğini ve zaten bu yerleri sanık H____’nin 30-40 yıldır ektiğini bu nedenle ona sattığını söylediğini, senedi inceleyerek tastikleyip imzaladığını, bu hususu köy karar defterine geçirdiğini, M____’nın senedi mühürleyip parmak bastığını, söz konusu senedin sahte olmadığını, senette şahit olarak gösterilen M____ ve S____’in 1990’lı yıllarda öldüklerini söylemiştir.

C.Savcısı tarafından sanık sıfatıyla alınan ifadesinde de benzer şekilde anlatımda bulunmuş ayrıca, senedin kendisine getirildiğinde şahitlerin imzası bulunmadığını, daha sonra imzaladıklarını, sanık H____’nin 1991 yılı Ocak ayında İ____’dan dönünce senedi köy karar defterine geçirmesini istediğini, yanında şahitler M____ ve S____’in de olduğunu ve kendisinin yanında sendi imzaladıklarını, bunun üzerine köy karar defterine kayıt ettiğini, fakat yanlışlıkla tarihi Mart ayı olarak kayıt ettiğini belirtmiştir.

Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, senedi köy karar defterine kaydettiği tarihte satıcı M____’nın ölmüş olduğunu söylemiştir.

Tanık S____ C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde eşi M____’nın 1992 yılında öldüğünü, 19 yıl evli kaldıkları sürede köye bir kez birlikte gittiklerini, yılını tam hatırlamadığını ancak eşinin sahibi olduğu evin de aralarında bulunduğu birkaç evin yanmış olması nedeniyle gittiklerini, eşinin, Devlet tarafından verilen parayı muhtar İ____’den teslim aldığını, üç gün kaldıkları köyde kesinlikle arsa satışının söz konusu olmadığını, eşinin mühür kullanmayıp işlemlerinde imza kullandığını, sanık H____’in tarlalara el koymaya çalıştığını, hatta bir ara eşine vasi olmaya çalıştığını, ancak bu davayı kazandıklarını, senedin ve satışın asılsız olduğunu beyan etmiş, duruşmada da bu ifadesini tekrar ettiğini bildirmiştir.

Tanık S____ ise C.Savcılığı’nda, K____’da noter olarak görev yaptığı dönemde bir gün katılan Ş____ ile sanık H____’in birlikte kendisine geldiklerini ve sanık H____’in, D____ Köyündeki bir kısım taşınmazlarını katılana satması konusunda sözleşme yapmak istediklerini, taşınmazlar tapusuz olduğu için zilyetlik ilmuhaberi getirmesini istediğinde sanığın muhtar senedi tabir edilen bir adi senet ibraz ettiğini, bu yerleri amcasından satın aldığını söylediğinde katılan Ş____’nin, amcasının ölü olduğunu, senedin sahte olduğunu belirterek buna itiraz ettiğini, incelediği senette M____’ya ait mühür olduğunu ancak parmak izinin olmadığının dikkatini çektiğini, fakat pulları ve mühürleri hatırlamadığını, katılana sahtelik iddiasının yargılamayı gerektirdiğini, C.Savcılığına suç duyurusunda bulunabileceğini söylediğini, çıkıp gittiklerini ve bir daha gelmediklerini, senedin kendisine tatmin edici gelmediğini beyan etmiş duruşmada da bu ifadesini tekrar ettiğini belirtmiştir.

Yargılamaya konu senedin ibraz edildiği K____ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1995/111 esas sayılı dosyasının incelenmesinde; 25.7.1995 tarihinde katılan Ş____ tarafından sanık H____ aleyhine, D____ köyünde bulunan ve murisi M____’dan kalma 5 parça taşınmaza vaki elatmanın önlenmesi için açılan davada yapılan yargılama sonucunda, 23.9.1996 tarihinde, gerek dinlenen tanıkların beyanları gerekse sanık H____ tarafından 13.6.1996 tarihinde yapılan keşifte ibraz edilen 30.08.1987 tarihli senet nazara alınarak yargılamaya konu taşınmazların zilyetliği ve mülkiyetinin davalı olan sanığa devredildiği kabul edilmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Bu hüküm yüksek 14. Hukuk Dairesi’nce 6.2.1997 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

Bu dosyada sanık H____ tarafından ibraz edilen senedin incelenmesinde; <satış senedi=””>başlığını taşıdığı ve 30.8.1987 tarihinde düzenlendiği, sınırları gösterilen toplam beş parça taşınmazın Mustafa tarafından sanık H___’ye 5 milyon lira bedelle satıldığı, satış bedelinin M____ tarafından alındığının belirtildiği, satıcı M____’nın adının altına ve bin liralık damga pulunun üzerine <m____ Ç_____=””>ibaresi taşıyan bir mühür ve parmak bastığı, senedin ayrıca alıcı olarak H____ ve tanıklar M____ ile S____ tarafından da imzalandığı, ayrıca senedin sol üst köşesinde yer alan iki fotoğrafın üzerlerinin mühürlenip kime ait olduğuna ilişkin bir ibare yer almaksızın imzalandığı anlaşılmaktadır.

Ancak, sanık H____ tarafından K____ Asliye Hukuk Mahkemesi’nin anılan dosyasında 13.6.1996 tarihinde keşif esnasında satış senedinin aslı sunulmuş olmakla beraber, 4.7.1996 havale tarihli dilekçe ekinde, bu kez satış senedinin bir fotokopisi sunulmuştur. Ancak, bu örneğin incelenmesinde fotoğraf ve pulların bulunmadığı, tanıkların imzalarının senet aslından farklı olduğu ancak sol üst köşede yine tasdik mührü ve imza bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus sanıklara sorulup açıklattırılmamıştır.

Katılan Ş____’nin hazırlık soruşturması aşamasında sunduğu belge fotokopilerinin incelenmesinde; M____’nın eşi tanık S____ tarafından B____ İlçesi C. Savcılığına hitaben yazılan 5.1.1994 tarihli dilekçede yargılamaya konu senet hakkında şikâyette bulunulduğu ve senedin bir örneğinin de dilekçeye eklendiği anlaşılmaktadır. Ancak, bu dilekçenin akibeti, ne gibi bir işlem yapıldığı araştırılmadığı gibi, taraflardan da bu husus sorulmamıştır.

Ayrıca tanık Satı’nın 15.12.1993 tarihli dilekçe ile Bayramören Kaymakamlığı’na başvurarak sanık H____’nin sahte senetle taşınmazlara el koyduğundan bahisle taşınmazlara vaki elatmasının önlenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Ancak bu husus da araştırılmadığı gibi taraflardan da sorulmamıştır.

Görüldüğü gibi, sahte olduğu iddia edilen senedin sanık H____ tarafından ilk olarak hangi tarihte kullanıldığı belirlenmemiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, özel evrakta sahtecilik suçunun oluşması için, sahteciliğin yapılması yeterli olmayıp bu belgenin hukuki sonuç doğuracak biçimde kullanılması gerekir. Bir başka anlatımla kullanma, TCY’nın 345. maddesinde yaptırıma bağlanan bu suçun unsurlarından bir tanesidir. O halde, yargılamaya konu senedin ilk olarak hangi tarihte kullanıldığı, suç tarihinin hangi gün olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalı ve buna bağlı olarak dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ya da hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanma unsurunun somut olayda var olup olmadığı belirlenerek sanıkların hukuki durumları tayin edilmelidir. Bu itibarla noksan soruşturma yapılmış olması nedeniyle isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

KARAR : Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün noksan soruşturma yapılması isabetsizliğinden BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı’na tevdiine, 1.10.2002 günü sonuçta tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: