5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri

5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 150

Daha Az Cezayı Gerektiren Hâl

MADDE 150 – (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar (Değişik ibare: 5377 – 29.6.2005 / m.17) “indirilebilir.”

MADDE GEREKÇESİ

MADDE 150.– Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/5-186

K. 2011/201

T. 4.10.2011

• SUÇUN KONUTTA İŞLENMİŞ OLMASI ( Yağma Suçunun Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiğine ve Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilmemesi Gerektiği )

• YAĞMA ( Suçun Konutta İşlenmiş Olması Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiği – Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilemeyeceği )

• KONUT DOKUNULMAZLIĞINI BOZMA ( Suçun Konutta İşlenmiş Olması Yağma Suçunun Ağırlaştırıcı Nedeni Olarak Kabul Edildiğine ve Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilmemesi Gerektiği )

• BİLEŞİK SUÇ ( Nitelikli Yağma Suçundan Hüküm Kurulduğuna Göre Bileşik Suç Hükümleri Göz Önüne Alınarak Ayrıca Konut Dokunulmazlığını Bozma Suçundan da Ceza Tayini Yoluna Gidilemeyeceği )

5237/m.42,116,148,149, 150

ÖZET : Sanık hakkında, suçun konutta işlenmiş olması yağma suçunun ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiğine ve TCY’nın 149/1-d maddesi uyarınca nitelikli yağma suçundan hüküm kurulduğuna göre, bileşik suç hükümleri göz önüne alınarak ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan da ceza tayini yoluna gidilmemelidir. Aksinin kabulü halinde, sanığın işlemiş olduğu konut dokunulmazlığını bozma eylemi, ikinci kez cezalandırılmış olacaktır. Nitelikli yağma suçunun yanında, nitelikli cinsel saldırı suçunun ya da başka bir suçun işlenmesi de, olayda konut dokunulmazlığını bozma eyleminin hukuki ya da fiili kesinti olmaksızın, yani kesintisiz olarak gerçekleştirilmiş olması karşısında ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir. Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, özel daire onama kararının konut dokunulmazlığını bozma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

DAVA : Nitelikli cinsel saldırı, nitelikli yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından sanık İ.’in; Nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı TCY’nın 102/2-3 ( d )-5, 31/3. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis; Nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 149/1-a-d-h, 150/2, 168, 31/3. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis; Konut dokunulmazlığını bozma suçundan ise 5237 sayılı TCY’nın 116/4, 31/3, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 4800.-Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 20.11.2009 gün ve 329-349 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nce 09.05.2011 gün ve 2110-3736 sayı ile;

“… Konut dokunulmazlığını ihlal 5237 sayılı TCK’nun 149. maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunun unsuru ise de; sanığın geceleyin girdiği konutta yağmadan önce silah kullanarak mağdureye karşı nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği ve bu eylemi süresince de rızası dışında konutunda kaldığı ve konut dokunulmazlığını bozmak fiili cinsel saldırının unsuru veya ağırlaştırıcı nedeni sayılmadığından bunlardan ayrı ve bağımsız olarak konut dokunulmazlığını bozma suçu da oluşacağından mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

Delillerle iddia ve savunma duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin onanmasına…” karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.07.2011 gün ve 144511 sayı ile;

“… Katılanın evine gizlice girerek cinsel saldırı suçunu işleyen sanığın daha sonrada yağma suçunu işlemesinden ibaret eyleminde, TCK’nun 42. maddesi uyarınca konut dokunulmazlığını ihlal suçundan dolayı “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerekmektedir…” görüşüyle özel dairenin onama kararının konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın nitelikli cinsel saldırı, nitelikli yağma ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarından cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılanın konutuna geceleyin rızası hilafına girerek nitelikli cinsel saldırı ve nitelikli yağma suçlarını işleyen sanığın, bu suçların yanında geceleyin konut dokunulmazlığını bozma suçundan da cezalandırılmasına karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Katılan L.’nın eşinin kahvehane işletmesi nedeniyle eve geç geldiğini bilen sanığın, 14.08.2007 günü saat 22.30 sıralarında başına taktığı kar maskesi ve elindeki bıçak ile evine mutfak balkonu kapısından girdiği, evde küçük çocuğuyla bulunan katılanın sanığı görmesi üzerine korkuya kapıldığı, çocuğuna bir şey yapabileceğinden endişelenerek “bana ne yaparsan yap çocuğuma bir şey yapma” dediği, sanığın katılanı yatak odasına götürerek soyunmasını istediği, elinde bıçak bulunan sanığın söylemesiyle katılanın soyunduğu, sanığın cinsel organını sokmak suretiyle katılanın ırzına geçtiği, daha sonra mutfakta bulunan sucuğun yarısını, bir açık paket sigara ile birkaç tane nescafeyi alarak evden ayrıldığı, olaydan 5 gün sonra katılanın yolda görerek tanıması üzerine sanığın yakalandığı, olay gecesi katılanın genital bölgesi, kıyafetleri ve yatak çarşafından alınan sıvı numunelerindeki DNA ile sanığın DNA profilinin uyumlu olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre katılanın ruh sağlığının bozulduğu anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCY’nın hazırlanmasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza Hukukunun temel kurallarından birisi, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimai bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir ( TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı raporu ). Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı TCY’nın “suçların içtimai” bölümünde, 42 ( bileşik suç ), 43 ( zincirleme suç ) ve 44. ( fikri içtima ) maddelerinde düzenlenmiştir.

Gerçek içtima kuralının istisnalarından birisi olan ve uyuşmazlık konusuyla yakından ilgisi bulunan bileşik suç, 5237 sayılı TCY’nın 42. maddesinde; “Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir” şeklinde tanımlanmış ve bununla da yetinilmeyerek; “bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz” hükmü getirilmiştir. Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.1984 gün ve 322-64 sayılı kararında; “eriyen ve eriten başka ifade ile kaynaşan suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebini teşkil ettiğinin yasada açıkça gösterilmesi şarttır ve bu şart suç ve cezaların kanuniliğinin gereğidir” denilerek bileşik suçta unsur ya da ağırlaştırıcı nedeni oluşturan suçun, bileşik suç olarak düzenlenen bağımsız suçun içinde mutlaka ve ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Konut dokunulmazlığını bozma suçu 5237 sayılı TCY’nın 116/1. maddesinde; “Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, maddenin 4. fıkrasında; “Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi” cezayı ağırlaştırıcı bir neden olarak öngörülmüştür. Konut dokunulmazlığını bozma suçu, bir kimsenin konutuna veya eklentilerine rızasına aykırı olarak girilmesi ya da rıza ile girildiği halde çıkılmamasıyla işlenmeye başlamakta ve konutun terk edilmesine, başka bir anlatımla hukuki ya da fiili kesintinin gerçekleşmesine kadar devam etmektedir.

Yağma suçu ise TCY’nın 148/1. maddesinde; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, 149. maddede ise yağma suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Buna göre 149. maddenin 1. fıkrası uyarınca;

“Yağma suçunun;

a ) Silahla,

b ) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c ) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d ) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,

e ) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f ) Var olan veya varsayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g ) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h ) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”. Görüldüğü gibi yağma suçunun basit şekline altı yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörülmüş iken nitelikli hallerin, bu bağlamda yağmanın konutta gerçekleşmesi halinde hükmolunması gereken ceza on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık, katılanın rızasına aykırı olarak onun konutuna geceleyin girerek önce nitelikli cinsel saldırı suçunu, ardından konuttan çıkmadan nitelikli yağma suçunu işlemiş, böylece gerek cinsel saldırı suçu gerekse nitelikli yağma suçu konut dokunulmazlığını bozma suçunun işlenmeye devam ettiği sırada gerçekleştirilmiştir.

Yağma suçunun konutta işlenmesi hali, suçun basit şekline göre ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul edilmiş, 5237 sayılı TCY’nın 149/1-d maddesinde suçun nitelikli halleri arasında sayılmıştır. TCY’nın 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç hükümleri uyarınca, konut dokunulmazlığını bozma suçu, ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiği yağma suçu ile birleşerek, bileşik bir suç niteliğindeki nitelikli yağma suçunun içinde erimiştir. Nitekim, TCY’nın 148/1. maddesinde öngörülen ceza miktarı altı yıldan on yıla kadar hapis cezası iken, sanık hakkında ağırlaştırıcı nedenlerin gerçekleşmiş olması nedeniyle alt sınırı on yıl hapis cezasını gerektiren TCY’nın 149/1. maddesi uygulanmış, hatta Yargıtay özel daire uygulamaları doğrultusunda birden fazla ağırlaştırıcı nedenin birlikte gerçekleşmiş olması göz önüne alınarak temel ceza on iki yıl olarak belirlenmiştir.

Bu nedenle sanık hakkında, suçun konutta işlenmiş olması yağma suçunun ağırlaştırıcı nedeni olarak kabul edildiğine ve TCY’nın 149/1-d maddesi uyarınca nitelikli yağma suçundan hüküm kurulduğuna göre, bileşik suç hükümleri göz önüne alınarak ayrıca konut dokunulmazlığını bozma suçundan da ceza tayini yoluna gidilmemelidir. Aksinin kabulü halinde, sanığın işlemiş olduğu konut dokunulmazlığını bozma eylemi, ikinci kez cezalandırılmış olacaktır. Nitelikli yağma suçunun yanında, nitelikli cinsel saldırı suçunun ya da başka bir suçun işlenmesi de, olayda konut dokunulmazlığını bozma eyleminin hukuki ya da fiili kesinti olmaksızın, yani kesintisiz olarak gerçekleştirilmiş olması karşısında ulaşılan bu sonucu değiştirmeyecektir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, özel daire onama kararının konut dokunulmazlığını bozma suçuna ilişkin olarak kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 09.05.2011 gün ve 2110-3736 sayılı onama kararının konut dokunulmazlığını ihlal suçuna ilişkin olarak KALDIRILMASINA,

3- Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 20.11.2009 gün ve 329-349 sayılı hükmünün konut dokunulmazlığını ihlal suçuna yönelik olarak BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 04.10.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/6-7

K. 2011/63

T. 26.4.2011

• NİTELİKLİ YAĞMA ( Define Bulmak Bahanesiyle Sanıkları Kandırarak Paralarını Alan Mağdurun Yerel Mahkeme Tarafından Dolandırıcılık Suçundan Mahkumiyetine Karar Verildiği – Suç Tarihinde Hukuki İlişkiye Dayanan Alacaklarını Tahsil Etme Amacıyla Hareket Eden Sanıkların Eylemlerinin 5237 S. K. Md. 150/1 Kapsamında Kaldığı )

• DEFİNE ARAMA BAHANESİYLE SANIKLARI KANDIRAN MAĞDUR ( Sanıkların Paralarını Alan Mağdurun Yerel Mahkeme Tarafından Dolandırıcılık Suçundan Mahkumiyetine Karar Verildiği – Suç Tarihinde Hukuki İlişkiye Dayanan Alacaklarını Tahsil Etme Amacıyla Hareket Eden Sanıkların Eylemlerinin 5237 S. K. Md. 150/1 Kapsamında Kaldığı )

• YAĞMA ( Define Bulmak Bahanesiyle Sanıkları Kandırarak Paralarını Alan Mağdurun Dolandırıcılık Suçundan Mahkumiyetine Karar Verildiği – Suç Tarihinde Hukuki İlişkiye Dayanan Alacaklarını Tahsil Etme Amacıyla Hareket Eden Sanıkların Eylemlerinin 5237 S. K. Md. 150/1. Kapsamında Kaldığı )

• SANIKLAR İLE MAĞDUR ARASINDA OLUŞAN ALACAK-BORÇ İLİŞKİSİ ( Define Bulmak Bahanesiyle Sanıkları Kandırarak Paralarını Alan Mağdur – Sanıkların Eylemlerinin 5237 S. K. Md. 150/1 Kapsamında Kaldığı/Bu İlişkiden Doğan Alacaklarını Tahsil Amacıyla Eylemi Gerçekleştirdikleri )

5237/m.149,150,157

765/m.308

ÖZET : Sanıkların atamalardaki savunmaları ile mağdurun anlatımlarından anlatılacağı üzere, mağdurun define bulmak bahanesiyle kandırdığı sanıklardan toplam değeri … TL olan 6 adet cep telefonu ile bir miktar parayı aldığı ve taraflar arasında bir alacak-borç ilişkisinin bulunduğu hususu sabittir. Sanıkları kandırarak paralarım alan mağdurun yerel mahkeme tarafından dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ve bu hükmün de Özel Daire tarafından onanmış olması, sanıklar ile mağdur arasında oluşan alacak-borç ilişkisinin hukuki ve meşru bir ilişki olduğunu ve sanıkların bu ilişkiden doğan alacaklarını tahsil amacıyla eylemi gerçekleştirdiklerini göstermektedir.

Bu nedenle, suç tarihinde hukuki ilişkiye dayanan alacaklarını tahsil etme amacıyla hareket eden sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesi kapsamında kaldığının kabulü zorunludur. Bu itibarla, sanıkların eylemini nitelikli yağma suçu olarak kabul eden yerel mahkeme direnme kararı isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmelidir.

DAVA : Sanıkların nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 37/1 ve 148/2. maddeleri yollamasıyla 149/1-a-c, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, koşulları oluşmadığından 150 ve 168. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, sanıklar hakkında 53. maddenin uygulanmasına, emanette kayıtlı bulunan yedi adet senedin delil olarak dosyada saklanmasına ilişkin, Çorum Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.03.2008 gün ve 10-92 sayılı kararın sanıklar müdafiince temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 04.11.2009 gün ve 23587-14332 sayı ile;

“…

II- Sanıklar O. A., V. Ç., E. Ç., H. Ş. ve M. G. hakkında yağma suçundan kurulan hükme yönelen temyiz isteklerinin incelenmesine gelince;

1 – Yakınan M. H. ile sanıklar M. G., O. A., V. Ç., E. Ç. ve H. Ş.’in anlatımlarına ve mahkemenin olayın oluşuna ilişkin kabulüne göre; sanıklar ile yakınanın define bulma konusunda anlattıkları, yakınan M. H.’in “tılsım” olduğunu söyleyerek, bu “tılsımı” bozmak için harcayacağını belirterek, yakınan M. H.’ın 08.02.2008 günlü oturumda telefonların değeriyle birlikte toplam. 6.500 lira olarak açıkladığı miktardaki para ve cep telefonlarını aldığı, olay günü sanıkların yakınanı boş bir araziye götürerek verdikleri para ve cep telefonlarını geri vermesini istedikleri, yakınanın parayı harcadığını veremeyeceğini söylemesi üzerine bıçakla tehdit edip, yedi tane boş senede kendi adı ile babasının adını yazarak imzalamasını sağladıkları, daha sonra mağdurun soyunmasını isteyerek, çıkarttığı giysileri alıp, çöpe attıkları olayda; sanıkların alacaklarının varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket ettiklerinin anlaşılması ve mahkemece de sanıkların, “M. H.’ın dolandırıcılıkla kendilerinden aldığı paraları geri alabilmek için senet yağması ve hürriyetten yoksun kılma” suçunu işledikleri kabul edilerek tahrik hükümleri uygulandığı halde, sanıkların eylemi 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 106/2. maddesindeki silahla tehdit suçunu oluşturmasına karşın, “para ve cep telefonlarının ellerinden iradeleri sakatlanarak çıktığı için sanıklar ile yakınan arasında hukuki ilişki bulunduğundan söz edilemeyeceğinden” anılan maddenin uygulanma koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle yağma suçundan hüküm kurulması,

2- Kabule göre de, Yağma suçunda uygulanma olanağı bulunmadığı halde, haksız tahrik hükmünün uygulanması…” isabetsizliklerinden hükmün ( 1 ) numaralı bozma nedeni yönünden oyçokluğuyla, ( 2 ) numaralı bozma nedeni yönünden ise oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiş Daire Üyesi M. K. ise sanıkların eyleminin yağma suçunu oluşturduğu görüşüyle ( 1 ) numaralı bozma nedeni yönünden karşı oy kullanmıştır.

Yerel mahkeme ise 25.02.2010 gün ve 396-51 sayı ile;

“… Her ne kadar Yargıtay 6. Ceza Dairesince olayda sanıkların alacaklarının varlığına inanarak ve bu hakkı elde etmek özel kastıyla hareket ettikleri, bu nedenle olayda TCY’nın 150/1. maddesinin uygulama şartlarının oluştuğu ve bu maddenin yollaması ile TCY’nın 106/2. maddede düzenlenen silahla tehdit suçunun oluştuğundan bahisle karar bozulmuş ise de muhalefet şerhinde de ayrıntıları ile belirtildiği üzere 5237 sayılı TCY da 765 sayılı TCY da düzenlenen ihkakı hak suçundan farklı olarak 150/1. maddede düzenleme yapılırken hukuki ilişki hukuk düzeni tarafından korunan geçerli kabul edilen meşru, hukuka uygun bir ilişki olması gerektiği ve özel hukukta alacak kavramının bir edim ile yükümlü borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı bir hak anlamına geldiği belirtilmiş ve özellikle halk arasında çek senet mafyası olarak bilmen kişilerin bu düzenlemeden yararlanmasının önlenebilmesi için ihkakı hak kavramından farklı olarak kişinin alacak hakkı olduğuna inanarak davranma yeterli sayılmayıp bunun hukuken geçerli bir hukuki ilişki olması gerektiği özellikle düzenlemede yer almıştır. Kaldı ki olayımızda taraflar arasındaki anlaşma define bulma konusundadır. Ancak sanıkların anlaştıkları define bulma hususu 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla olayda bırakın hukuken geçerli hukuki bir ilişki olmasını tarafların suç teşkil eden bir eylem hususunda anlaşma iradeleri söz konusudur. Dolayısıyla kişilerin anlaştıkları Yargıtay bozma ilamında hukuki ilişki olarak nitelendirilen konu suç olan bir husustur. Bu bağlamda böyle bir anlaşmanın TCY’nın 150/1. maddesi anlamında hukuki ilişki olduğunun kabulü halinde örneğin tarafların eroin alış verişi hususunda anlaşmaları, bir tarafın, eroin parasını ödememesi halinde diğer tarafın zor kullanarak bu parayı tahsili halinde de TCY’nın 150/1. maddenin uygulama alanının oluştuğunun kabulü gerekeceği, dolayısıyla konusu suç teşkil eden bir eylemde anlaşan kişiler arasında hukuki ilişkiden bahsedilemeyeceği, bu nedenle olayda TCY’nın 150/1. maddesinin uygulama şartlarının oluşmadığı kanaatine varılmakla…” şeklindeki kabulle 1 nolu bozma nedenine direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C. Başsavcılığının 08.12.2010 gün ve 277096 sayılı “bozma” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hüküm Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiğinden, inceleme, yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Sanıkların, nitelikli yağma suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Özel Daire çoğunluğu de yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı yağma eylemin 5237 sayılı TCY’nın 150/1, maddesi kapsamında bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Aşamalarda farklılık arzetmekle birlikte özde değişmeyen mağdur M. H.in anlatımları ile sanıkların savunmalarından anlaşıldığı üzere, mağdur M. H.’ın define bulmak bahanesi ile sanıkları kandırıp toplam 6.500 TL değerinde cep telefonları ile parayı aldığı, mağdurun tekrar para istemesi üzerine sanıkların, kendilerini kandırıp para ve cep telefonlarını alan mağduru zorla kaçırıp Taş Ocağı denilen mevkiye getirdikleri, mağdurdan kendisine verdikleri para ve cep telefonlarım iade etmesini istedikleri, mağdurun verilenleri harcadığını ve kendilerine verecek hiç parasının olmadığını söylemesi üzerine bıçak ve şırınga tehdidi ve darp ederek mağdura zorla yedi adet senet imzalattıkları, daha sonra üzerindeki tüm elbiseleri çıkarttırarak mağduru çıplak bir şekilde bırakarak olay yerinden ayrıldıkları,

Sanıklar tarafından hürriyetinden yoksun bırakılıp, bıçak tehdidi ile kendisine zorla senet imzalatıldığını belirten mağdur M. H.’ın 20.11.2007 günü saat 19:15 sıralarında kolluk görevlilerince Çorum Merkez Çamlık Mevkii olarak adlandırılan yerde çıplak olarak bulunduğu,

20.11.2007 günlü doktor raporunda, mağdur M. H.’ın sırt bölgesinde ekimoziar, dudaklar ve burunda ise sıyrıklar bulunduğu, mağdurda meydana gelen yaralanmaların basit tıbbi bir müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtildiği,

21.11.2007 günlü teslim tutanağında, sanık V. Ç.’ın mağdurun üzerinden çıkarıp aldıkları elbiseleri attıkları yeri kolluk görevlilerine göstermesi sonucu, çöp bidonu içerisinde bulunan giyim eşyalarının buradan alınarak mağdura teslim edildiğinin dile getirildiği,

21.11.2007 günlü olay yakalama üst arama muhafaza altına alma tutanağında, sanık V. Ç.’ın suçta kullanıldığı belirtilen çakı bıçağını cebinden çıkartarak kolluk görevlilerine teslim ettiği, zorla imzalattıkları senetler sorulunca işyerindeki masanın çekmecesinde olduğunu söyleyerek kendi rızası ile çekmeceden çıkartarak görevlilere verdiğinin belirtildiği,

08.02.2008 günlü ilk duruşmada sanıklar hakkındaki şikayetinden vazgeçen mağdur M. H.’ın sanıklardan telefonların değeriyle birlikte toplam 6.500 TL aldığını kabul ettiği,

Mağdur M. H.’ın sanıkları dolandırmak suçundan 5237 sayılı. TCY’nın 157/1, 43, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 4 yıl 6 ay hapis ve 6.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme kararının Özel Daire tarafından onanmak suretiyle kesinleştiği.,

Sanıkların mağdurdan zorla imzalatmak suretiyle aldıkları yedi adet senedin emanetin 2007/1018 sırasında kayıtlı olduğu,

Mağdur beyanı ve sanıkların savunmaları ile emanet makbuzu içeriğine göre senetlerin boş olduğu, sadece borçlu ve kefil kısımların yazılı ve imzalı olduğu,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCY’nda, 765 sayılı TCY’nın 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine yasada belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/3, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Nitekim 5237 sayılı TCY’nın “daha az cezayı gerektiren hal” başlığı altındaki 150. maddesinin konumuzu ilgilendiren 1. fıkrası; “kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır” şeklindedir.

765 sayılı TCY’nın 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir bal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak, hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Yasada belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların atamalardaki savunmaları ile mağdur M. H.’ın anlatımlarından anlatılacağı üzere, mağdurun define bulmak bahanesiyle kandırdığı sanıklardan toplam değeri 6.500 TL olan 6 adet cep telefonu ile bir miktar parayı aldığı ve taraflar arasında bir alacak-borç ilişkisinin bulunduğu hususu sabittir. Sanıkları kandırarak paralarım alan mağdur M. H.’ın yerel mahkeme tarafından dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ve bu hükmün de Özel Daire tarafından onanmış olması, sanıklar ile mağdur arasında oluşan alacak-borç ilişkisinin hukuki ve meşru bir ilişki olduğunu ve sanıkların bu ilişkiden doğan alacaklarını tahsil amacıyla eylemi gerçekleştirdiklerini göstermektedir.

Bu nedenle, suç tarihinde hukuki ilişkiye dayanan alacaklarını tahsil etme amacıyla hareket eden sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesi kapsamında kaldığının kabulü zorunludur.

Bu itibarla, sanıkların eylemini nitelikli yağma suçu olarak kabul eden yerel mahkeme direnme kararı isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve bir kısım Genel Kurul Üyesi; “Ceza Genel Kurulunun 03.11.2009 gün ve 158-263 sayılı kararında da belirtildiği üzere 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesinin uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Yasada belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir.

Somut olayda ise sanıklar, 6.500 TL değerindeki para ve cep telefonlarını, Yasal düzenleme ile belirli koşullara bağlanan ve belirlenen koşullara uyulmadığı takdirde de suç olarak tanımlanan define bulma eyleminin gerçekleştirilmesi amacıyla bilerek mağdura verdikleri, dolayısıyla sanıklar ile mağdur arasında hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki bulunmadığı,

Bu nedenle, bıçak tehdidi ile zorla imzalatarak mağdurdan senet alan sanıkların eyleminin 5237 sayılı TCY’nın 150/1. maddesi uyarınca hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla gerçekleştirildiğinin kabulü olanaksızdır.

Bu itibarla, sanıkların eylemini nitelikli yağma suçu olarak kabul eden direnme kararının onanmasına karar verilmelidir” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Diğer taraftan, bozma ilamında 2 nolu bent olarak gösterilen ve yerel mahkemece uyulmasına karar verilen, haksız tahrik hükmünün yağma suçunda uygulanma olanağı bulunmadığına ilişkin hususun bu aşamada Özel Daire tarafından incelenmesinde hukuki bir yarar bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Çorum Ağır Ceza Mahkemesinin 25.02.2010 gün ve 396-51 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.04.2011 günü yapılan müzakerede yasal çoğunluk, sağlanamadığından, 26.04.2011 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

13. CEZA DAİRESİ

E. 2011/27923

K. 2012/2008

T. 2.2.2012

• MUHAFAZA ALTINA ALINAN EŞYA HAKKINDA HIRSIZLIK ( Atılı Suçlar İle İlgili Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı – İddianamenin İadesine Karar Verileceği )

• İDDİANAMENİN İADESİ ( Hırsızlık ve Dolandırıcılık – Atılı Suçlardan Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünenen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı/İddianamenin İadesi Kararının Yerinde Olduğu )

• DOLANDIRICILIK ( Atılı Suçlardan Hakkında İddianame Düzenlenen Telefonun Kayden Sahibi Görünenen Kişi de Dahil Olmak Üzere Delil Toplanmadığı – İddianamenin İadesi Kararının Yerinde Olduğu )

5271/m.170

5237/m.142, 150

ÖZET : Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarında; atılı suçlardan hakkında iddianame düzenlenen telefonun kayden sahibi görünenen kişi de dahil olmak üzere; atılı suçların kim ya da kimler tarafından, ne şekilde işlendiğine dair, hiçbir delil elde edilebilmiş değildir. İade kararında da belirtildiği üzere; belki de olaylarla hiçbir alakası olmayabilecek olan kayıt sahibinin dinlenilmesi ve oluşacak duruma göre toplanması gereken ilave bütün delillerin toplanması, suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil olduğundan, bu delil ya da deliller toplanmadan iddianame düzenlenmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından şüpheli R.K. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen 19.10.2010 tarihli ve 2010/73531 soruşturma, 2010/38892 esas, 2010/13588 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun’un 174. maddesi gereğince iadesine dair, ( Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi )’nin 08.11.2010 tarihli ve 2010408 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin ( Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi )’nin 26.11.2010 tarihli ve 20101300 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 11.01.2011 tarih ve 20103751245 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi.

Mezkur ihbarnamede;

Ankara Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce, davaya dayanak teşkil eden tek delilin, şüphelinin kendi adına kayıtlı 0 539 … … 79 numaralı telefondan şikayetçiyi arayarak, hırsızlık olayından haberdar olduğunu söyleyip, banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi olduğu belirtilerek, soruşturmanın eksik yapıldığı ileri sürülüp, kişilerin cep telefonu ile insanları arayıp birtakım menfaatler sağlamak suretiyle dolandırıcılık yaptıkları bilinmekle birlikte, şüphelinin ifadesinin alınarak, bu hattı kendisinin kullanıp kullanmadığı, hırsızlık olayından ne şekilde haberdar olduğu gibi soruların sorulması gerektiğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 1741. maddesinde iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet Savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukuki nitelendirilmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, somut olayda şüphelinin müştekiyi kendi kullandığı cep telefonundan arayarak, kendisini baş komiser olarak tanıtıp, olaydan bir süre önce müştekinin aracından yapılan hırsızlık olayını bildiğini söyleyip, bu tür olayların önüne geçmek için banka hesapları ve kredi kartı bilgisini istemesi üzerine, müştekinin bu bilgileri temin ettikten sonra kendisini arayacağını söylemesini müteakip, şüphelinin telefonu kapattığı ve tekrar arandığında da ulaşılamadığı, keza Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan gelen iletişimin tespiti raporuna göre şüphelinin 18 ve 19 Haziran 2010 tarihinde 2 gün içerisinde farklı şehirlerde oturan birçok kişiyle görüşme yaptığının anlaşıldığı, bu kişilerden İlknur isimli kişinin tanık olarak alınan beyanında, 0 539 … … 79 numaralı telefonla arayan bir kişinin kendisini baş komiser olarak tanıttığını ve kredi kartı dolandırıcılığını önlemek için, bazı cep telefonu numaralarına kontör göndermesini istediğini, parayı gönderdikten sonra aradığında, cep telefonuna ulaşılamadığını ifade etmiş olması karşısında, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMUK’nın 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulmasına lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla,

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Kişilerin Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz Soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yani bir nev’i filtre görevi yapmaları gerekir.

Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK’nın 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri ( de ) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir.

Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede yargılamanın bitirilmesi hedeflenmiştir.

5271 sayılı CMK’nın 174. maddesinin 1. fıkrasının b ) bendi hükmüne göre de “Suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil toplanmadan” hazırlanan iddianamenin iade edilmesi gerekir.

Kaçak veya gaiplik halleri ve benzeri istisnai durumlarda şüpheli ya da sanığın ifadesi alınmadan da dava açılabilirse de; kural olarak “şüphelinin ifadesi” toplanması gereken en önemli delillerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Somut olayda araçtan hırsızlık ve dolandırıcılığa teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmada, atılı suçlardan hakkında iddianame düzenlenen 0 539 … … no’lu telefonun kayden sahibi görünenen R.K. da dahil olmak üzere; atılı suçların kim ya da kimler tarafından, ne şekilde işlendiğine dair, hiçbir delil elde edilebilmiş değildir. İade kararında da belirtildiği üzere; belki de olaylarla hiçbir alakası olmayabilecek olan R.K.’nın dinlenilmesi ve oluşacak duruma göre toplanması gereken ilave bütün delillerin toplanması, suçun sübutuna etki edeceği muhakkak olan bir delil olduğundan, bu delil ya da deliller toplanmadan iddianame düzenlenmesi, usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Bu gerekçeler dikkate alındığında, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nce, iddianamenin iadesine ilişkin itirazın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmekle, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 02.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2007/9988

K. 2011/35692

T. 20.7.2011

• MALIN DEĞERİNİN AZLIĞI KAVRAMI ( 5237 S.K. Md. 150/2’deki Kavram İle 765 S.K. Md. 522’de Yer Alan Kavramın Farklı Olduğu – 5237 S.K. Md. 150/2’nin Sevk Amacının Dışında Yorumlar Getirilerek Cezadan İndirim Yapılamayacağı )

• CEZADA İNDİRİM YAPILMASI ( 5237 S.K. Md. 150/2’deki Malın Değerinin Azlığı Kavramı İle 765 S.K. Md. 522’de Yer Alan Kavramın Farklı Olduğu – 5237 S.K. Md. 150/2’nin Sevk Amacının Dışında Yorumlar Getirilerek Cezadan İndirim Yapılamayacağı )

765/m.522

5237/m.145, 150

ÖZET : 5237 Sayılı T.C.K.’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 Sayılı T.C.K.’nun 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın özgülenen kastı, yakınanın etkilenimi ve olayın vahameti de gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına sevk amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) 5237 Sayılı T.C.K.’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 Sayılı T.C.K.’nun 522. maddesindeki “hafif” veya “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değerin azlığının” 5237 Sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, Yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, sanığın özgülenen kastı, yakınanın etkilenimi ve olayın vahameti de gözetilmek suretiyle, değer olarak da gerçekten az olan şeylerin alınması durumunda, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda koşulları bulunmadığı halde, 150. maddenin 2. fıkrasına sevk amacının dışında yorumlar getirilerek cezadan indirim yapılması,

2- ) Sanığın, T.C.K.nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün açıklanan sebeplerle istem gibi BOZULMASINA, 20.07.2011gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: