5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri

5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 149

Nitelikli yağma

MADDE 149 – (1) Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

MADDE GEREKÇESİ

MADDE 149.– Madde metninde, yağma suçunun nitelikli hâlleri tanımlanmaktadır.
Birinci fıkranın (a) bendinde, yağmanın silâhla işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Silâhın cebir veya tehdit amaçlı olarak kullanılmasının bir önemi yoktur. Bu bakımdan, silâhın mağdura gösterilmesi veya yöneltilmesi suretiyle tehditte bulunulması ya da cebir aracı olarak kullanılması hâlinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezaya hükmolunacaktır.
Fıkranın (b) bendinde, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle yağma suçunu işlemesi hâlinde, cezanın artırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Tanınmamak için tedbirler alınması hâlinde de bu bent hükmüne göre cezaya hükmolunacaktır. Tehdidin mektupla yapılması hâlinde, mektubun imzasız olması, korku salmış bir kimsenin ismi ile veya rumuzla yahut sahte imza ile imzalanmış olması, bu duruma ilişkin örnekleri oluşturmaktadır.
Fıkranın (c) bendine göre, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Bu nitelikli hâlin varlığı için, yağma suçunu iki veya daha fazla kişinin müşterek fail olarak işlemesi gerekir. İki veya daha fazla kişinin suçu birlikte işlemesi hâlinde bir iştirak ilişkisi vardır ve bu kişilerin hepsi müşterek faildir. Ancak, yağma suçunun iştirak hâlinde işlenmesine rağmen, müşterek faillik ilişkisinin bulunmadığı durumlarda, örneğin diğer suç ortaklarının azmettiren veya yardım eden olması hâllerinde, bu nitelikli unsur dolayısıyla cezada artırma yapılamayacaktır.
Bu hükmün kabulünde, yağma suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin mağdur üzerinde oluşturabileceği zorlayıcı etki göz önünde bulundurulmuştur.
Fıkranın (d) bendinde, yağma suçunun yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde işlenmesi nitelikli bir hâl sayılmıştır. Yol kesme hâlinde fiilin doğrudan doğruya mağdura karşı işlenmiş olması gerekir; yol kesme süresi kısa veya uzun olabilir.
Fıkranın (e) bendinde, yağma suçunun var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
Fıkranın (f) bendine göre, yağma suçunun suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlenmesi, söz konusu suçun nitelikli unsurunu oluşturmaktadır. Örgütün suç işlemek maksadıyla meydana getirilmiş olması gerekir.
Bu nitelikli unsurun varlığı için, örgüte yarar elde etmek maksadıyla hareket edilmesi gerekir; ancak, örneğin yağma sonucu elde edilen paranın örgüte aktarılması şart değildir. Yarar deyiminin de geniş şekilde anlaşılması gerekir. Mağdurun böyle bir örgüte üye olmaya ve aidat ödemeye veya bağışta bulunmaya zorlanması hâlinde de, bu bent uygulanır.
Fıkranın (g) bendinde, yağma suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, failin suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/6-1477

K. 2013/63

T. 19.2.2013

• YAĞMA ( Sanıkların Mağdurları Issız Bir Yere Götürerek Silah Göstermek Suretiyle Mağdurların Üzerinde Bulunan Telefon Senet ve Paraları Aldıkları – Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• İDDİANAMEDE ANLATILAN FİİLİN DEĞİŞMEMESİ ( Yağma – İddianamede Anlatılan Olayın Dışında Bir Fail ve Fiilin Yargılanması Söz Konusu Olduğunda Gerekli Görüldüğünde Her İki İddianame İle Açılan Davaların Birleştirileceği )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Birden Fazla Sanık Tarafından Birden Fazla Mağdura Karşı Yağma – Sanıkların Bir Kez Uygulanması Suretiyle Cezalandırılmaları Talep Edildiği/Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Yağma – İddianamede Anlatılan Olayın Dışında Bir Fail ve Fiilin Yargılanması Söz Konusu Olduğunda Gerekli Görüldüğünde Her İki İddianame İle Açılan Davaların Birleştirileceği )

• İKİ AYRI MAĞDURA KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN YAĞMA FİİLİ ( Birden Fazla Sanık Tarafından – Sanıkların Bir Kez Uygulanması Suretiyle Cezalandırılmaları Talep Edildiği/Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

5237/m. 148, 149

ÖZET : Yağma suçunda; uyuşmazlık iddianamenin kapsamına göre sanıklar hakkında yağma suçundan iki ayrı dava açılıp açılmadığının belirlenmesine ilişkindir. İddianamede anlatılan fiil değişmemiş olmakla birlikte, o fiilin hukuksal niteliğinde değişiklik olması halinde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç vasfına göre hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak mahkeme, fiilin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidecektir. Sanıkların çelik kasa satın alacaklarını söyleyerek mağdurları ıssız bir yere götürmeleri ve silah göstermek suretiyle her iki mağdurun üzerlerinde bulunan cep telefonu, çek, senet ve paraları almaları şeklinde iddianamede anlatılan olayda, her iki mağdura karşı gerçekleştirilen yağma eyleminin ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olması karşısında, her iki mağdura karşı işlenmiş olan yağma suçundan ayrı ayrı dava açıldığının kabulü gerekmektedir.

İddianamede sanıkların bir kez uygulanması suretiyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de, anlatılan ve dava konusu yapılan eylem, sanıkların her iki mağdura karşı da gerçekleştirdikleri yağma fiilidir. Bu durumda yerel mahkemece ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulması isabetlidir.

DAVA : Yağma suçundan sanıkların 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-c, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca mağdur sayısınca uygulama yapılmak suretiyle toplam 22 yıl 16 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile;

” … 16.05.2007 tarihli iddianame ile sanıkların yağma suçundan bir kez cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında; 5271 sayılı CMK’nun 170. maddesine uygun olarak iki ayrı yağma suçuyla ilgili ek iddianame ile kamu davası açılması sağlanmadan, yazılı biçimde karar verilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise … gün ve … sayı ile;

” … İddianamede sanıkların iki mağdura karşı da yağma suçunu işlediklerinin öne sürülmesi nedeniyle iki dava var olduğu, bozma ilamının benimsenmesi halinde iddianamenin hangi mağdura vaki suç nedeniyle düzenlendiğinin kuşkuda kalacağı, açılan davada mağdurun tespitinin mümkün olmaması nedeniyle hangi mağdur için ek iddianame ile dava açılacağının tespit edilemeyeceği, bu halin onarılamaz yeni bir soruna neden olacağı, yağma, hırsızlık, dolandırıcılık gibi mala karşı işlenen suçlarda mağdur sayısı kadar suçun oluşması, iddianamede iki mağdura yer verilmesi ve sanıkların iki mağduru yağmaladıklarının anlatılması karşısında tek sevk maddesi gösterilmesinin maddi hataya dayandığı, mahkememizce bu hatanın gözetildiği ve ek savunma verilerek davanın sonuçlandırıldığı, iddianamedeki açıklık karşısında ek iddianame düzenlenmesine gerek olmadığı…”,

Gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … gün ve … sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve … sayı ile;

” … Bozma ilamı sonrasında yapılan duruşmada mahkemece önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir. Temyiz incelemesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılması gerekirken, 6. Ceza Dairesinde yapılan inceleme sonucunda hükmün onanmasına karar verilmiştir.

… Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı kararın incelenmesinde, iddianame ile sanıkların yağma suçundan bir kez cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı yargılama sonucu sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında; 5271 sayılı CMK’nun 170. maddesine uygun olarak, iki ayrı yağma suçuyla ilgili ek iddianame ile kamu davası açılması sağlanmadan sanıklara sadece ek savunma verilerek hükmün kurulması yasaya aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin … gün ve … sayılı kararı kaldırılarak, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı direnme kararının bozulmasına karar verilmesi…”,

İsteminde bulunmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle değişik 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile itirazın kabulüne; … gün … sayılı onama kararının kaldırılmasına, direnme konusunda karar verilmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Yağma suçundan sanıkların cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık iddianamenin kapsamına göre sanıklar hakkında yağma suçundan iki ayrı dava açılıp açılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

… Cumhuriyet Başsavcılığının … gün ve … sayılı iddianamesinde; “Müştekilerin Gaziantep’ten getirdikleri çelik kasaları seyyar olarak pazarlamaya çalıştığı, küçük sanayi bölgesinde bulundukları sırada şüphelilerin gelip kasa almak istediklerini söyledikleri, tarafların anlaşmaları üzerine şüphelilere aldıkları kasaları teslim etmek, müştekilerin paralarını şüphelilere ait fabrikada almak üzere müştekilere ait kamyonete binerek hipodrom arkasına doğru gittikleri, burada şüphelilerin aracı durdurdukları ve telefon etme bahanesiyle aşağıya indikleri, şüphelilerin bir tanesi dokuz milimetre çapındaki kuru sıkıdan çevrilme tabanca ile ele geçmeyen ruhsatsız ikinci bir tabancayı bellerinden çıkarıp müştekilerin başına dayayarak onlara ait bir adet Nokia 3510, bir adet Nokia 6230 İ, bir adet Motorola C 113 ve bir adet Motorola C 115 marka cep telefonu ile kamyonetin sağ paspası altındaki 1.240 TL para ile 530 TL ve 380 TL meblağlı iki adet çek ile 450 TL miktarlı senedi zorla almak suretiyle atılı suçu işledikleri” biçimindeki anlatım ve TCK’nun 149/1-a-c maddesine aykırılık olarak gösterilen sevkle, sanıklar hakkında iki mağdura karşı işlenen yağma suçundan kamu davası açıldığı, 09.07.2009 tarihli duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısının sanıkların yağma suçundan iki kez cezalandırılmaları isteminde bulunduğu, yerel mahkemece de ek savunma hakkı verilerek sanıklar hakkında iki mağdura yönelik yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyeti yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek fiille ilgili usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanununun “Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiş olan 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisna hükümler hariç olmak üzere, kural olarak Cumhuriyet savcısınca düzenlenen iddianame ile açılır. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında da; “iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı 225. maddesindeki; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.

Maddedeki özenle seçilen ifade biçiminden anlaşıldığı üzere, hükmün konusu iddianamede gösterilen fiildir. Bir fiil nedeniyle dava açıldığının kabul edilebilmesi için o fiilin iddianamede açıkça gösterilmesi gerekir. İddianamede anlatılan ve çerçevesi çizilen fiilin dışına çıkılarak dava konusu yapılmayan bir fiil nedeniyle yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna mutlak aykırılık hallerindendir. Bu bakımdan iddianamenin ayrıntılı olması, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açıklanması, suçun açık ve net bir biçimde belirtilmesi zorunludur. Böylece sanık, savunma yapmadan önce iddianamede açıklanan, üzerine atılı suçun ne olduğunu ve hangi kanun maddelerinin uygulanacağını anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunma imkânı sağlanarak, savunma hakkı kısıtlanmamalıdır.

Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen ilke uyarınca hâkim ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.

CMK’nun 226. maddesinde de;

“Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafi sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır”

Hükmü getirilmiştir.

Kanun koyucu bu düzenlemeyle; iddianamede anlatılan fiil değişmemiş olmakla birlikte, o fiilin hukuksal niteliğinde değişiklik olması halinde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç vasfına göre hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak mahkeme, fiilin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin suç eşyasının kabul edilmesi suçunu oluşturacağı görüşünde olan ya da anlatım kısmında açıkça belirtilmesine rağmen sevk maddeleri eksik gösterilen iddianame ile karşı karşıya kalan mahkeme, sanığa ek savunma hakkı vermek suretiyle hüküm kurabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidecektir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların çelik kasa satın alacaklarını söyleyerek mağdurları ıssız bir yere götürmeleri ve silah göstermek suretiyle her iki mağdurun üzerlerinde bulunan cep telefonu, çek, senet ve paraları almaları şeklinde iddianamede anlatılan olayda, her iki mağdura karşı gerçekleştirilen yağma eyleminin ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olması karşısında, her iki mağdura karşı işlenmiş olan yağma suçundan ayrı ayrı dava açıldığının kabulü gerekmektedir.

İddianamede sanıkların TCK’nun 149/1-a-c maddesinin bir kez uygulanması suretiyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de, anlatılan ve dava konusu yapılan eylem, sanıkların her iki mağdura karşı da gerçekleştirdikleri yağma fiilidir. Bu durumda yerel mahkemece ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulması isabetlidir.

Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın hükmün esasının incelenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı kararındaki direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/6-1555

K. 2013/48

T. 12.2.2013

• NİTELİKLİ YAĞMA ( Eylemin Güneşin Batmasından Sonra 1 Saat Dolmadan İşlendiği – Suçun Geceleyin İşlendiğinin Kabul Edilemeyeceği )

• SUÇUN GECE VAKTİ İŞLENİP İŞLENMEDİĞİ ( Nitelikli Yağma – Eylemin Güneşin Batmasından Sonra 1 Saat Dolmadan İşlendiği/Suçun Geceleyin İşlendiğinin Kabul Edilemeyeceği )

• GÜNEŞİN BATMASINDAN SONRA 1 SAAT GEÇMEMESİ ( Nitelikli Yağma – Eylemin Gece Vakti İşlenmediğinin Gözetileceği )

• GECE VAKTİ ( Güneşin Batmasından Bir Saat Sonra Başlayan ve Doğmasından Bir Saat Evvele Kadar Devam Eden Zaman Süresi Olduğu )

5237/m.6, 149

ÖZET : Nitelikli yağma suçunda; uyuşmazlık; yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından temel hapis cezasının yanlış belirlendiğinden bahisle bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Somut olayda yerel mahkemece sanığın yağma eylemini silahla, işyerinde ve geceleyin işlediği kabul edilip, nitelikli halin birden fazla oluşu teşdit gerekçesi olarak gösterilmiştir. Gece vakti; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi olarak tanımlanmıştır. Eylemin gerçekleştirildiği kabul edilen saat 20.30 sıraları güneşin saat 20.16’da battığı ilde gece vakti sayılan zaman diliminde olmadığından, nitelikli hallerin yanında, eylemin gece vakti işlenmesine ilişkin nitelikli halin de gerçekleştiğinin kabulü ile uygulama yapılması kanuna aykırıdır.

DAVA : Nitelikli yağma suçundan sanık S.Ç.’un 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-d-h, 168/3, 62, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.05.2011 gün ve 314-81 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.04.2011 gün ve 2037-8423 sayı ile;

“… 1- Temel cezanın belirlenmesinde gözetilen ölçütlere göre; yağma suçunun, saat 20.30 sıralarında işlendiği, güneşin suç tarihinde 20.16’da battığının anlaşılması karşısında; eylemin TCK’nun 6/1-e maddesine göre gece sayılan zaman diliminde gerçekleştirilmediği gözetilmeden, temel cezanın belirlenmesi sırasında, aynı Kanunun 149. maddesinin 1. fıkrasının ( a ) ve ( c ) bendlerinin yanı sıra ( h ) bendiyle de uygulama yapılması,

2- Yakınan K. C. olay sırasında sanık S. Ç.’un elinde gördüğünü ifade ettiği bıçağın olay ve/veya akabinde elde olunup, emanete alınmadığı bu nedenle de 6136 sayılı Kanun gereğince suçun konusu olan bıçak üzerinde teknik bir inceleme yapılamadığının anlaşılması karşısında; yasal dayanak gösterilmeden 6136 sayılı Kanunun 15/1-son maddesi ile uygulama yapılması,

3- TCK’nun 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmasına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanık hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hükmolunması…”,

İsabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.06.2012 gün ve 324220 sayı ile;

” … 5237 sayılı TCK’nun 61. maddesinde cezanın belirlenmesi ‘Hakim; somut olayda; a ) Suçun işleniş biçimini, b ) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c ) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d ) Suçun konusunun önem ve değerini, e ) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f ) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g ) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler’, aynı maddenin 10. fıkrası ise, ‘Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir’ şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre somut olayda ilgili suç tanımında belirtilen cezanın alt ve üst sınırı arasında ceza tayin edilirken cezanın belirlenmesine ilişkin madde hükmündeki öngörülen ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Ancak, TCK’nun 61/1. maddedeki ölçütler genel nitelikli olup; bunların her biri, her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil, sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir.

Somut olayımızda; müştekinin İstanbul Unkapanı Caddesi No:2 adresinde bulunan C. İletişim isimli iş yerine gelen sanığın cebinden çıkarttığı ele geçirilemeyen bıçağı müştekiye doğrultarak ‘sesini çıkartma ben şimdi bu telefonu alıp gideceğim peşimden gelirsen seni vururum’ diyerek Nokia N96 marka cep telefonunu alarak işyerinden kaçması biçiminde geliştiği mahkemece de bu şekilde kabul edildiği anlaşılmıştır.

Yerel mahkeme tarafından sanığa yüklenen yağma eyleminden temel ceza tayin edilirken TCK’nun 149/1-a, d, h maddesi gereğince şiddet sebebinin birden fazla oluşu ile kastın yoğunluğu göz önün de bulundurularak takdiren ve teşdiden 12 yıl hapis cezası tayin edilmiştir. Ancak, eylemin 5237 sayılı Kanunun 6/e maddesine göre gündüz vakti işlenmesi nedeniyle TCK 149/1. maddesinin ( h ) bendinin uygulanma şartları gerçekleşmemiştir.

Yağma eylemlerinde birden fazla nitelikli nedenin bulunması halinde temel cezanın belirlenmesi sırasında TCK’nun 61. maddesi uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini yoluna gidilmesi gerekmektedir. Diğer yandan maddede öngörülen diğer ölçütler de nazara alınmalıdır. Zaten temel ceza tayin edilirken sanığın eylemi işlerken yoğun kastı temel cezanın alt sınırdan ayrılarak belirlenmesine gerekçe yapılmıştır.

Temel ceza tayininde şartları bulunmadığı halde TCK 149/1. maddesinin ( h ) bendine yer verilerek uygulama yapılması temel ceza belirlenirken belirtilen gerekçeye ve ayrıca yağma eyleminin TCK’nun 149. maddesinin 1. fıkrasının hem ( a ) hem de ( c ) bendi olmak üzere iki ayrı nitelikli hali ihlal etmesi nedeniyle sonuca etkili değildir. Bu nedenle Yüksek 6. Ceza Dairesinin eylemin TCK’nun 6/1-e maddesine göre gece sayılan zaman diliminde gerçekleştirilmediği gözetilmeden, temel cezanın belirlenmesi sırasında, aynı Yasanın 149. maddesinin 1. fıkrasının ( a ) ve ( c ) bendlerinin yanı sıra ( h ) bendiyle de uygulama yapılması yönündeki bozma kararına katılmak mümkün değildir…”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK’nun, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle değişik 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından temel hapis cezasının yanlış belirlendiğinden bahisle bozulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir:

İncelenen dosya içeriğinden;

Yağma suçunun silahla, işyerinde ve geceleyin işlendiğini kabul edip, şiddet sebebinin birden fazla oluşu ve kastın yoğunluğunu teşdit gerekçesi olarak göstererek, 5237 sayılı TCK’nun nitelikli yağma suçunu düzenleyen 149. maddesinde 10 ile 15 yıl arasında hükmolunabileceği belirlenen temel hapis cezasını alt sınırdan uzaklaşarak 12 yıl olarak belirleyen yerel mahkemenin, 5237 sayılı TCK’nun 168/3 ve 62. maddeleri uyarınca öngörülen gerekli indirimleri de yaparak sonuçta sanığın 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdiği,

Suç tarihinde Samsun’da yaz saati uygulaması nedeniyle güneşin saat 20.16’da battığı, sanık tarafından eylemin saat 20.30’da gerçekleştirildiği, 5237 sayılı TCK’nun “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının ( e ) bendinde yer alan; “Gece vakti deyiminden; güneşin batmasından bir saat sonra başlayan ve doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zaman süresi” anlaşılır şeklindeki tanımdan da anlaşılacağı üzere olay günü gece vaktinin saat 21.16’dan itibaren başladığı, dolayısıyla sanık tarafından eylemin gündüz vakti olarak kabul edilen zaman diliminde gerçekleştirdiği,

Anlaşılmaktadır.

Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler 5237 sayılı TCK’nun 61/1. maddesinde, 765 sayılı TCK’nun 29. maddesine benzer olarak;

” ( 1 ) Hakim, somut olayda;

a ) Suçun işleniş biçimini,

b ) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c ) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d ) Suçun konusunun önem ve değerini,

e ) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f ) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g ) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler” şeklinde düzenlenmiştir.

Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin TCK’nun 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.

Diğer taraftan 5237 sayılı TCK’nun “Nitelikli yağma” başlıklı 149. maddesinin birinci fıkrası;

“Yağma suçunun;

a ) Silâhla,

b ) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle,

c ) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d ) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde,

e ) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f ) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g ) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h ) Gece vaktinde,

İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup, fıkrada sekiz bent halinde yağma suçunun nitelikli halleri tanımlanmıştır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğine;

Somut olayda yerel mahkemece sanığın yağma eylemini silahla, işyerinde ve geceleyin işlediği kabul edilip, nitelikli halin birden fazla oluşu teşdit gerekçesi olarak gösterilerek, 5237 sayılı TCK’nun 149. maddesinin birinci fıkrasında 10 yıldan 15 yıla kadar hükmolunabileceği belirlenen temel hapis cezası, alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle 12 yıl olarak belirlenmiş ise de; eylemin gerçekleştirildiği kabul edilen saat 20.30 sıraları gece vakti sayılan zaman diliminde olmadığından, temel cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK’nun 149. maddesinin birinci fıkrasının ( a ) ve ( d ) bentlerinde düzenlenmiş olan nitelikli hallerin yanında, eylemin gece vakti işlenmesine ilişkin ( h ) bendinde yer alan nitelikli halin de gerçekleştiğinin kabulü ile uygulama yapılması kanuna aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından temel hapis cezasının yanlış belirlendiğinden bahisle bozulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Zira, kanun koyucu 5237 sayılı TCK’nun 61. maddesi uyarınca temel ceza başta olmak üzere, hükmolunacak cezayı belirleme yetki ve görevini hakime, diğer bir ifadeyle yerel mahkemeye yüklemiştir. Dolayısıyla, silahla ve işyerinde gerçekleştirildiği anlaşılan yağma suçunda, eylemin gece vakti işlenmesine ilişkin nitelikli hal olmaksızın, diğer iki nitelikli hali gözönünde bulundurmak suretiyle temel cezanın ve buna bağlı olarak da sonuç cezanın yerel mahkemece belirlenmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Genel Kurul üyesi ise; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2009/11196

K. 2012/17249

T. 16.10.2012

• YAĞMA SUÇU ( Sanığın Gece Vakti Yakınan ve Kardeşinin Evine Gelerek Silah Zoruyla ve Tehdit ile Suça Konu Ev Eşyaları ve Parar,Cep Telefonu Gibi Eşyaları Alması – Tehdit Ederek Olay Yerinden Ayrılması/Eyleminin Yağma Suçunu Oluşturduğu )

• SANIĞIN YAKINAN VE KARDEŞİNİ TEHDİT ETMESİ ( Sanığın “Polise Haber Verirseniz Sizi Öldürürüm” Şeklindeki Tehditi )

• SANIĞA TEBLİĞAT YAPILAMAMASI ( Mahkemece İlanen Tebliğat Yapıldığı – Bu Durumda Sanığa Usulüne Uygun Tebliğat Yapılmadığından Sanığın Dilekçesinin Süresinde Temyiz Niteliğinde Olduğu – Temyiz İstemi Reddi Kararının İptali Gereği )

• TEMYİZ İSTEMİ REDDİ KARARININ İPTALİ ( Sanığa Usulüne Uygun Tebliğat Yapılmadığı – Yağma Suçu )

• SANIĞINA EYLEMİNE UYAN CEZANIN ALT VE ÜST SINIRI ( 5252 S.K. 9/3 Uyarınca 765 S.K. Hükümlerinin Sanık Yararına Olduğunun Mahkemece Gözetilmesi Gereği – Sanığın Temyiz İtirazlarının Kabul Edileceği/Yağma Suçu/Tebliğat Yapılamaması )

5237/m. 149/1

5252/m. 9/3

765/m. 81/2-3,497/1

ÖZET : Sanığın yokluğunda verilen kararın tebliğ edilememesi üzerine, ilanen tebligat yapılmıştır.Bu durumda sanığa usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligatın bulunmadığının anlaşılması karşısında; 28.04.2008 tarihli dilekçesinin süresinde temyiz istemi niteliğinde olduğu kabul edilerek ve yerel mahkemece verilen hukuki değerden yoksun olan temyiz isteminin reddi kararı kaldırılmıştır.Oluş ve dosya kapsamına göre; yakınanın ve sanığın cezaevinden arkadaş oldukları, sanığın olay tarihinde gece yakınanın ve kardeşinin oturdukları eve geldiği, silah doğrultup her iki yakınanı da tehdit ederek suça konu ev eşyaları, para ve cep telefonunu aldığı, “polise haber verirseniz, sizi öldürürüm” şeklinde tehdit ederek olay yerinden ayrıldığının anlaşılması karşısında; eylemin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.Ayrıca, sanığın eylemine uyan cezanın alt ve üst sınırları bakımından, 5252 S.K. 9/3. M. ışığında 765 S.K. hükümlerinin sanık yararına olduğu da gözetilmelidir.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Sanık A. A.’ın yokluğunda verilen Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.10.2004 tarih 2004/102 esas ve 2004/261 Sayılı karar, sanığın yargılama aşamasında bildirdiği adres olan “Şekerpınar kalıcı konutları Jandarma Caddesi No: … Tuzla/İstanbul” adresi yerine sehven “Şekerpınar kalıcı konutları Jandarma Caddesi No: … Gebze” adresine tebliğe çıkarıldığı ve adreste tanınmadığından bahisle iade edildiği, bu kez adres doğru yazılarak tebligat zarfınının tebliğ edilmesi için Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Cumhuriyet Başsavcılığının havalesi üzerine her iki kolluk birimi “kendi sorumluluk bölgelerinde bulunmadığı” gerekçesiyle tebligatları iade ettikleri, bunun üzerine Mahkeme tarafından 19.01.2005 tarihinde ilanen tebligat yapıldığı, bu durumda sanığa usulüne uygun olarak yapılmış bir tebligatın bulunmadığının anlaşılması karşısında; 28.4.2008 tarihli dilekçesinin süresinde temyiz istemi niteliğinde olduğu kabul edilerek ve Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1.12.2008 gün, 2008/1034 değişik iş karar sayılı, hukuki değerden yoksun olan temyiz isteminin reddi kararı kaldırılarak yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Oluş ve dosya kapsamına göre; yakınan E. ve sanığın cezaevinden arkadaş oldukları, sanığın olay tarihinde gece saat 22.00 sıralarında yakınan E. G. ve kardeşi B. G.’nun oturdukları eve geldiği, silah doğrultup her iki yakınanı da tehdit ederek suça konu ev eşyaları, para ve cep telefonunu aldığı, “polise haber verirseniz, sizi öldürürüm” şeklinde tehdit ederek olay yerinden ayrıldığının anlaşılması karşısında; eylemin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, kanıtların takdirinde ve suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Sanığın eylemine uyan 765 Sayılı T.C.K.nın 497/1, 81/2-3. maddelerine göre, hükümden sonra 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı T.C.K.nın aynı suça uyan 149/1-a-d-h, 53. maddelerinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt ve üst sınırları bakımından, 5252 Sayılı Kanunun 9/3. maddesi ışığında 765 Sayılı T.C.K.hükümlerinin sanık yararına olduğunun gözetilmesi zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık A. A.’ın temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan sebeplerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 16.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Posted in Genel. 2 Comments »

2 Responses to “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri”

  1. aydemir Says:

    kredı kartı ve bankayı kotuye kullanmak sıcından 4 yıl hapis cezası aldım rica etsem bana cıkan yargı paketlerınden yararlanıp yararlanamayacıgımı soylermısınız birde 4 yıla oranla nekadar hapis tayarım şimdiden teşekkuru bir borç bilirim iyi çalısmalar

    • rahmiofluoglu Says:

      Bu soru avukatlık bir soru, randevu alacaksınız, elinizdeki bilgi ve belgelerle geleceksiniz ve avukatlar cevaplayacaklar . Yargı paketlerinde af yok, denetimli serbestlik var.. 0507 564 38 02


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: