5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri

5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 148

Yağma

(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.

(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.

MADDE GEREKÇESİ

MADDE 148.– Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir.
Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.
Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür.
Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında senedin yağması düzenlenmiştir. Cebir veya tehdit kullanılarak bir kimsenin, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi de yağma sayılmıştır. Senedin bunu imzalayan için “borç doğurucu” olması gerekir. Bu borç para borcu olabileceği gibi, bir işi yapmaya veya yapmamaya, bir taşınmazını hibe etmeye, kira ile oturulan bir binayı boşaltmaya, var olan bir borca kefil olmaya da ilişkin olabilir. Bir alacağı tahsil etmemeye, herhangi bir davayı açmamaya, vasiyetnamesini değiştirmemeye yönelik bir vaadi içeren yazılı beyanlar da “borç doğurucu” senet sayılırlar. Şu hâlde mağduru iktisaden değerlendirmeye elverişli olan bir hakkını kullanmamasına yol açan her türlü belge, borç doğurucu senet tanımına girer.
Maddenin son fıkrasında, mağdurun herhangi bir vasıta ile kendini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesinin, örneğin uyku ilacı ile uyutulmasının, yağmada cebir sayılacağı açıklanmıştır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/6-1477

K. 2013/63

T. 19.2.2013

• YAĞMA ( Sanıkların Mağdurları Issız Bir Yere Götürerek Silah Göstermek Suretiyle Mağdurların Üzerinde Bulunan Telefon Senet ve Paraları Aldıkları – Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• İDDİANAMEDE ANLATILAN FİİLİN DEĞİŞMEMESİ ( Yağma – İddianamede Anlatılan Olayın Dışında Bir Fail ve Fiilin Yargılanması Söz Konusu Olduğunda Gerekli Görüldüğünde Her İki İddianame İle Açılan Davaların Birleştirileceği )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Birden Fazla Sanık Tarafından Birden Fazla Mağdura Karşı Yağma – Sanıkların Bir Kez Uygulanması Suretiyle Cezalandırılmaları Talep Edildiği/Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ ( Yağma – İddianamede Anlatılan Olayın Dışında Bir Fail ve Fiilin Yargılanması Söz Konusu Olduğunda Gerekli Görüldüğünde Her İki İddianame İle Açılan Davaların Birleştirileceği )

• İKİ AYRI MAĞDURA KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN YAĞMA FİİLİ ( Birden Fazla Sanık Tarafından – Sanıkların Bir Kez Uygulanması Suretiyle Cezalandırılmaları Talep Edildiği/Ek Savunma Hakkı Verilmek Suretiyle Sanıklar Hakkında İki Ayrı Yağma Suçundan Hüküm Kurulacağı )

5237/m. 148, 149

ÖZET : Yağma suçunda; uyuşmazlık iddianamenin kapsamına göre sanıklar hakkında yağma suçundan iki ayrı dava açılıp açılmadığının belirlenmesine ilişkindir. İddianamede anlatılan fiil değişmemiş olmakla birlikte, o fiilin hukuksal niteliğinde değişiklik olması halinde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç vasfına göre hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak mahkeme, fiilin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidecektir. Sanıkların çelik kasa satın alacaklarını söyleyerek mağdurları ıssız bir yere götürmeleri ve silah göstermek suretiyle her iki mağdurun üzerlerinde bulunan cep telefonu, çek, senet ve paraları almaları şeklinde iddianamede anlatılan olayda, her iki mağdura karşı gerçekleştirilen yağma eyleminin ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olması karşısında, her iki mağdura karşı işlenmiş olan yağma suçundan ayrı ayrı dava açıldığının kabulü gerekmektedir.

İddianamede sanıkların bir kez uygulanması suretiyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de, anlatılan ve dava konusu yapılan eylem, sanıkların her iki mağdura karşı da gerçekleştirdikleri yağma fiilidir. Bu durumda yerel mahkemece ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulması isabetlidir.

DAVA : Yağma suçundan sanıkların 5237 sayılı TCK’nun 149/1-a-c, 62/1, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca mağdur sayısınca uygulama yapılmak suretiyle toplam 22 yıl 16 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile;

” … 16.05.2007 tarihli iddianame ile sanıkların yağma suçundan bir kez cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı, yargılama sonucunda sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında; 5271 sayılı CMK’nun 170. maddesine uygun olarak iki ayrı yağma suçuyla ilgili ek iddianame ile kamu davası açılması sağlanmadan, yazılı biçimde karar verilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise … gün ve … sayı ile;

” … İddianamede sanıkların iki mağdura karşı da yağma suçunu işlediklerinin öne sürülmesi nedeniyle iki dava var olduğu, bozma ilamının benimsenmesi halinde iddianamenin hangi mağdura vaki suç nedeniyle düzenlendiğinin kuşkuda kalacağı, açılan davada mağdurun tespitinin mümkün olmaması nedeniyle hangi mağdur için ek iddianame ile dava açılacağının tespit edilemeyeceği, bu halin onarılamaz yeni bir soruna neden olacağı, yağma, hırsızlık, dolandırıcılık gibi mala karşı işlenen suçlarda mağdur sayısı kadar suçun oluşması, iddianamede iki mağdura yer verilmesi ve sanıkların iki mağduru yağmaladıklarının anlatılması karşısında tek sevk maddesi gösterilmesinin maddi hataya dayandığı, mahkememizce bu hatanın gözetildiği ve ek savunma verilerek davanın sonuçlandırıldığı, iddianamedeki açıklık karşısında ek iddianame düzenlenmesine gerek olmadığı…”,

Gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … gün ve … sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve … sayı ile;

” … Bozma ilamı sonrasında yapılan duruşmada mahkemece önceki hükümde direnilmesine karar verilmiştir. Temyiz incelemesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunda yapılması gerekirken, 6. Ceza Dairesinde yapılan inceleme sonucunda hükmün onanmasına karar verilmiştir.

… Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı kararın incelenmesinde, iddianame ile sanıkların yağma suçundan bir kez cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı yargılama sonucu sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında; 5271 sayılı CMK’nun 170. maddesine uygun olarak, iki ayrı yağma suçuyla ilgili ek iddianame ile kamu davası açılması sağlanmadan sanıklara sadece ek savunma verilerek hükmün kurulması yasaya aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin … gün ve … sayılı kararı kaldırılarak, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı direnme kararının bozulmasına karar verilmesi…”,

İsteminde bulunmuştur.

5271 sayılı CMK’nun 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle değişik 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile itirazın kabulüne; … gün … sayılı onama kararının kaldırılmasına, direnme konusunda karar verilmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Yağma suçundan sanıkların cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık iddianamenin kapsamına göre sanıklar hakkında yağma suçundan iki ayrı dava açılıp açılmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

… Cumhuriyet Başsavcılığının … gün ve … sayılı iddianamesinde; “Müştekilerin Gaziantep’ten getirdikleri çelik kasaları seyyar olarak pazarlamaya çalıştığı, küçük sanayi bölgesinde bulundukları sırada şüphelilerin gelip kasa almak istediklerini söyledikleri, tarafların anlaşmaları üzerine şüphelilere aldıkları kasaları teslim etmek, müştekilerin paralarını şüphelilere ait fabrikada almak üzere müştekilere ait kamyonete binerek hipodrom arkasına doğru gittikleri, burada şüphelilerin aracı durdurdukları ve telefon etme bahanesiyle aşağıya indikleri, şüphelilerin bir tanesi dokuz milimetre çapındaki kuru sıkıdan çevrilme tabanca ile ele geçmeyen ruhsatsız ikinci bir tabancayı bellerinden çıkarıp müştekilerin başına dayayarak onlara ait bir adet Nokia 3510, bir adet Nokia 6230 İ, bir adet Motorola C 113 ve bir adet Motorola C 115 marka cep telefonu ile kamyonetin sağ paspası altındaki 1.240 TL para ile 530 TL ve 380 TL meblağlı iki adet çek ile 450 TL miktarlı senedi zorla almak suretiyle atılı suçu işledikleri” biçimindeki anlatım ve TCK’nun 149/1-a-c maddesine aykırılık olarak gösterilen sevkle, sanıklar hakkında iki mağdura karşı işlenen yağma suçundan kamu davası açıldığı, 09.07.2009 tarihli duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısının sanıkların yağma suçundan iki kez cezalandırılmaları isteminde bulunduğu, yerel mahkemece de ek savunma hakkı verilerek sanıklar hakkında iki mağdura yönelik yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyeti yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek fiille ilgili usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanununun “Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir” şeklinde düzenlenmiş olan 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisna hükümler hariç olmak üzere, kural olarak Cumhuriyet savcısınca düzenlenen iddianame ile açılır. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında da; “iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır” düzenlemesine yer verilmiştir.

Aynı Kanunun “hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı 225. maddesindeki; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenleme gereğince de, hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.

Maddedeki özenle seçilen ifade biçiminden anlaşıldığı üzere, hükmün konusu iddianamede gösterilen fiildir. Bir fiil nedeniyle dava açıldığının kabul edilebilmesi için o fiilin iddianamede açıkça gösterilmesi gerekir. İddianamede anlatılan ve çerçevesi çizilen fiilin dışına çıkılarak dava konusu yapılmayan bir fiil nedeniyle yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna mutlak aykırılık hallerindendir. Bu bakımdan iddianamenin ayrıntılı olması, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiilin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açıklanması, suçun açık ve net bir biçimde belirtilmesi zorunludur. Böylece sanık, savunma yapmadan önce iddianamede açıklanan, üzerine atılı suçun ne olduğunu ve hangi kanun maddelerinin uygulanacağını anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunma imkânı sağlanarak, savunma hakkı kısıtlanmamalıdır.

Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen ilke uyarınca hâkim ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.

CMK’nun 226. maddesinde de;

“Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafi sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır”

Hükmü getirilmiştir.

Kanun koyucu bu düzenlemeyle; iddianamede anlatılan fiil değişmemiş olmakla birlikte, o fiilin hukuksal niteliğinde değişiklik olması halinde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç vasfına göre hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak mahkeme, fiilin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin iddianamede hırsızlık olarak nitelendirilen eylemin suç eşyasının kabul edilmesi suçunu oluşturacağı görüşünde olan ya da anlatım kısmında açıkça belirtilmesine rağmen sevk maddeleri eksik gösterilen iddianame ile karşı karşıya kalan mahkeme, sanığa ek savunma hakkı vermek suretiyle hüküm kurabilecektir. İddianamede anlatılan olayın dışında bir fail ve fiilin yargılanması söz konusu olduğunda ise, suç duyurusunda bulunulması ve iddianame ile dava açılması halinde de gerekli görüldüğünde her iki iddianame ile açılan davaların birleştirilmesi yoluna gidecektir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanıkların çelik kasa satın alacaklarını söyleyerek mağdurları ıssız bir yere götürmeleri ve silah göstermek suretiyle her iki mağdurun üzerlerinde bulunan cep telefonu, çek, senet ve paraları almaları şeklinde iddianamede anlatılan olayda, her iki mağdura karşı gerçekleştirilen yağma eyleminin ayrıntılı bir şekilde anlatılmış olması karşısında, her iki mağdura karşı işlenmiş olan yağma suçundan ayrı ayrı dava açıldığının kabulü gerekmektedir.

İddianamede sanıkların TCK’nun 149/1-a-c maddesinin bir kez uygulanması suretiyle cezalandırılmaları talep edilmiş ise de, anlatılan ve dava konusu yapılan eylem, sanıkların her iki mağdura karşı da gerçekleştirdikleri yağma fiilidir. Bu durumda yerel mahkemece ek savunma hakkı verilmek suretiyle sanıklar hakkında iki ayrı yağma suçundan hüküm kurulması isabetlidir.

Bu itibarla, yerel mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğuna, dosyanın hükmün esasının incelenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı kararındaki direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/6-549

K. 2012/1831

T. 4.12.2012

• HIRSIZLIK ( Sanığın Kesintisiz Bir Takip Olmaksızın Uzaklaşarak Suça Konu Telefonu Hâkimiyet Alanına Geçirdiği – Geri Almak İsteyen Mağduru Bıçakla Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilecek Nitelikte Yaralayan Sanığın Bu Eyleminin Tamamlanmış Olan Hırsızlık Suçunu Yağmaya Dönüştürmeyeceği )

• YAĞMA ( Telefonunu Sanığın Arka Cebinde Görerek Geri Almak İsteyen Mağduru Bıçakla Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilecek Nitelikte Yaralayan Sanığın Bu Eyleminin Tamamlanmış Olan Hırsızlık Suçunu Yağmaya Dönüştürmeyeceği – Hırsızlık Suçunun Yanında Ayrıca Kasten Yaralama Suçunu Oluşturduğu )

• KASTEN YARALAMA ( Telefonunu Sanığın Arka Cebinde Görerek Geri Almak İsteyen Mağduru Bıçakla Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilecek Nitelikte Yaralayan Sanığın Bu Eyleminin Tamamlanmış Olan Hırsızlık Suçunu Yağmaya Dönüştürmeyeceği – Hırsızlık Suçunun Yanında Ayrıca Kasten Yaralama Suçunu Oluşturduğu )

• YAĞMAYA DÖNÜŞEN HIRSIZLIK ( Mağdurun İş Yerinden Aldığı Cep Telefonu İle Kesintisiz Bir Takip Olmaksızın Uzaklaşarak Suça Konu Telefonu Hâkimiyet Alanına Geçirdiği – Geri Almak İsteyen Mağduru Yaralayan Sanığın Bu Eylemini 5237 Sayılı Kanunda Yer Verilmemiş Olması Nedeniyle Bu Suça Dönüştürmeyeceği )

• GERÇEK İÇTİMA ( Kesintisiz Bir Takip Olmaksızın Uzaklaşarak Suça Konu Telefonu Hâkimiyet Alanına Geçirdiği – Geri Almak İsteyen Mağduru Yaralayan Sanığın Bu Eyleminin Hırsızlık Suçunun Yanında Ayrıca Kasten Yaralama Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.142/1/b,148

ÖZET : Sanığın, mağdurun iş yerinden aldığı cep telefonu ile kesintisiz bir takip olmaksızın 250 metre kadar uzaklaşarak, suça konu telefonu hâkimiyet alanına geçirdiği sabit olup, hırsızlık suçu tamamlanmıştır. Dolayısıyla, cep telefonunu sanığın arka cebinde görerek geri almak isteyen mağduru bıçakla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralayan sanığın bu eylemi, 5237 sayılı TCK’da dolaylı yağma düzenlemesine yer verilmemiş olması nedeniyle, tamamlanmış olan hırsızlık suçunu yağmaya dönüştürmeyip, hırsızlık suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır. Bu itibarla, sanığın eylemlerini kasten yaralama ve hırsızlık olarak vasıflandırarak uygulama yapan yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli olup, onanmasına karar verilmelidir.

DAVA : Sanık hakkında yağma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, eylemlerinin kasten yaralama ve hırsızlık kapsamında kaldığının kabulüyle, 5237 sayılı TCK’nun 86/2, 86/3-e, 142/1-b, 53/1, 54, 63 ve 5275 sayılı Kanunun 99. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.11.2005 gün ve 138-232 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.01.2010 gün ve 16782-58 sayı ile;

“… Olaydan iki buçuk saat sonra yakınanın kollukta, ‘müşteriyle ilgilendiği sırada pantolon arka cebinde bulunan cep telefonunun yerinde olmadığını fark etmesi üzerine işyerinden az önce ayrılan sanıktan şüphelendiği ve temin ettiği mobiletle işyerinden 200–250 metre kadar uzaklaşmış bulunan sanığı yakaladığını, cep telefonunu istediğini, haberim yok diyerek uzaklaşmaya başlayan sanığın arka cebinde kendisine ait telefonu gördüğünü, telefonunu almak için elini uzattığı sırada sanığın yumruk vurarak suça konu telefon üzerinde olduğu halde kaçmaya başladığını, tekrar arkasından giderek yakaladığını ve cep telefonunu aldığı sırada ele geçirilen bıçakla basit tıbbi tedavi ile iyileşebilir biçimde sanık tarafından yaralandığını’ beyan etmesi; tanık E. D.’nin, ‘müşteki, sanığın cebindeki telefonu almaya çalışıyor, sanık vermemek için direniyordu. Boğuşma sırasında sanık cebinden çıkardığı bıçağı yakınanın sırtına vurdu, kaçtı’ biçimindeki anlatımı karşısında; eylemin bir bütün halinde silahlı yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı biçimde uygulama yapılması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına ve 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 326. maddesi uyarınca ceza süresi bakımından sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesine karar verilmiştir.

Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 13.05.2010 gün ve 77-141 sayı ile;

“… Somut olayda yaralama, cep telefonuna yönelik hırsızlık eylemi tamamlandıktan, fail suç mahallinden iki yüz elli metre uzaklaştıktan ve araya belirgin bir zaman aralığı girdikten sonra gerçekleştirilmiş olmakla, eylem bir bütün halinde yağma değil, bağımsız olarak kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır…”,

Şeklindeki gerekçeyle ilk hükmünde direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istemli 22.03.2012 gün ve 290759 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemlerinin bütün halinde yağma suçunu mu, yoksa hırsızlık ve kasten yaralama suçlarını mı oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Hırsızlık suçundan sabıkalı olan sanığın olay günü hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen arkadaşı ile birlikte görünüşte alışveriş yapmak amacıyla mağdurun işyerine girdiği, mağdurun diğer müşterilerle ilgilendiği sırada aksi sabit olmayan savunmasına göre şarja takılı bulunan cep telefonunu alarak işyerinden çıktığı, yaklaşık 250 metre uzaklıktaki durağa giderek otobüs beklemeye başladığı, bir süre sonra müşterisinin satın aldığı pantolonun paçasını kısalttırmak için bir arkadaşını aramak isteyen mağdurun cep telefonunun bulunduğu yerde olmadığını görünce dükkan komşusundan aldığı mobiletle işyerindeki hareketlerinden şüphelendiği sanık ve arkadaşını aramaya başladığı, otobüs durağında gördüğü sanıktan telefonunu istediği, sanığın telefonu aldığını inkâr ederek uzaklaşmak istemesi üzerine mağdurun, sanığın arka cebinde telefonunu gördüğü ve almak istediği, bu sırada sanığın cebinden çıkardığı bıçakla mağduru basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığı, ardından sanığın çevrede bulunan kişilerce yakalanarak kolluğa teslim edildiği,

Olay yakalama ve zapt etme tutanağının; “… telefon hırsızlığı ve yaralamaya karışan şüpheli bir şahsın vatandaşlar tarafından yakalandığının bildirilmesi üzerine, bahse konu yere intikal edilmiş, şüphelinin tanık tarafından yere oturtulmuş olduğu görülmüş, şüpheli yakalanmış ve bıçak tanıktan alınarak zapt edilmiştir.” şeklinde düzenlendiği,

Dosya içerisinde mağdurun, telefonunun çalındığını sanığın dükkandan ayrılmasından ne kadar süre sonra fark ettiği, mağdurun işyeri ile sanığın yakalanmış olduğu otobüs durağı arasında ne kadar mesafe olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge bulunmadığı,

Anlaşılmaktadır.

Mağdur H. S.; “Olay günü iş yerimde yabancı müşterilerle ilgilendiğim sırada sanık, yanında bir şahısla birlikte iş yerime geldi. Arkamda gezinerek tekstil ürünlerinin fiyatlarını sordular ve bir süre sonra ayrıldılar. Müşteri pantolonu beğendi ve paçasını kısalttırmak istedi. Bir arkadaşımı çağırmak için arka cebimde bulunan telefonumu almak üzere elimi attığımda yerinde olmadığını anladım. Telefonu bu iki şahsın çaldığından şüphelenerek, komşumun motosikletini alıp şahısların peşine gittim. 200-250 metre sonra sanığı tek başına gördüm. Yanında durarak telefonumu çaldığını söyleyerek geri istedim. Sanık telefonu almadığını söyledi. Bu sırada sağ arka cebinde telefonumun ucunu gördüm ve telefonun kendisinde olduğunu söyleyip vermesini istedim. Telefonumu vermeyince elimle telefonu almak istedim. Bu sırada bana yumruk vurarak kaçtı. Sanığın peşinden giderek tekrar yakaladım. Cebinden telefonumu aldığım sırada sırtımda bir acı hissettim ve beni bıçakladığını anladım. Sanık beni bıçakladıktan sonra kaçtı. Şikâyetçi değilim,”

Tanık O. A.; “Olay günü motosikletle giderken daha önceden tanımadığım sanık ile şikâyetçinin otobüs durağının içinde kavga ettiklerini gördüm ve ayırmak için yanlarına gittim. Şikâyetçi, sanığın cebinden cep telefonunu almaya çalışıyor, ‘telefonumu sen çaldın’ diyordu. Daha sonra şikâyetçiye vuran sanık kaçmaya başladı. Şikâyetçi de mobileti ile peşinden gitti. Ben de peşlerinden gittim. Az ileride terzinin önünde şikâyetçi sanığa yetişti. Telefonunu sanığın cebinden almak üzereyken sanık cebinden çıkarttığı bıçağı şikâyetçinin sırtına batırarak kaçmaya başladı. Terzi dükkânından çıkan birisi şikâyetçiyi araca bindirip hastaneye gönderdi. Ben kaçan sanığı yakalamak için peşinden otele doğru gittim. Otelin önünde sanığı yakalamak istedim. Ancak bana da bıçak çekti. Otel görevlilerinin yardımıyla sanığı yakaladık. Sanık kaçmak için direndi ise de, güç kullanarak kendisini etkisiz hale getirdik. Elindeki bıçağı zorla aldım. Polisi arayarak haber verdim. Olay yerine gelen polislere sanığı ve bıçağı teslim ettim,”

Tanık E. D.; “Olay günü işyerimin önünden kavga sesi duydum. Dışarı çıktığımda şikâyetçinin sanıkla kavga ettiğini ve cep telefonunu sanığın cebinden almaya çalıştığını gördüm. Şikâyetçi, sanığın cebindeki telefonu aldığı sırada sanık cebinden çıkardığı bıçağı aniden açarak şikâyetçinin belinin sağ tarafına saplayıp otele doğru kaçtı. İşyerimdeki kumaşlardan şikâyetçinin beline tampon yaptım ve komşumuzun arabasıyla hastaneye gönderdim” şeklinde anlatımda bulunmuşlardır.

Sanık E. G. kollukta; “Bodrum’a arkadaşım ile birlikte tatil yapmak amacıyla geldim. Olay günü şikâyetçinin işyerinin önünden geçerken tişört almaya karar verdik. Arkadaşım ile birlikte işyerine girdik. İşyerinde bakındığım sırada teybin üzerinde şarja takılı cep telefonunu gördüm. Bir an şeytana uyarak telefonu alıp cebime koydum. Dışarı çıkarak arkadaşımı çağırdım ve işyerinden uzaklaştım. Yolda arkadaşımı kaybettim. İşyerini otuz otuzbeş metre geçtikten sonra otobüs durağında beklemeye başladım. Bu sırada şikayetçi mobiletle gelerek yanımda durdu ve ‘telefonum nerede’ dedi. Kendisine cep telefonunu çalmadığımı söyledim. Arkamı döndüğüm sırada arka cebime koyduğum telefonu görüp aldı ve bana vurmaya başladı. Bıçağımı çektim ve koşarak yolun karşısına geçmek istedim. Motosikletle tekrar önüme geldi. Kaçmak üzere iken açık vaziyette elimde duran bıçak sırtına girdi. Bıçağı bilerek vurmadım. Yaşanan arbede sırasında değdi. Daha sonra kaçmaya başladım. Çevrede bulunanlar peşimden geldiler. Bu şahıslara bıçağı ve cüzdanımı vererek teslim oldum. Beni yakalayan şahıslar önce darp ettiler, sonra da olay yerine gelen polis ekibine teslim ettiler. Bu olaydan dolayı pişmanım,”

Sorguda ve duruşmada da benzer şekilde; “Üzerime atılı suçu kabul etmiyorum. Müştekiyi gasp etmiş değilim. Telefonu masanın üzerinden aldım. Yaklaşık otuzbeş metre kadar ilerledikten sonra müşteki motorla geldi. ‘Telefon nerede’ dedi. Ağabey harbi konuşayım, telefon bende diyerek sağ arka cebimde bulunan telefonu çıkarıp teslim ettim. Müşteki telefonu aldıktan sonra arkamı dönüp uzaklaşacağım sırada beni darp etmeye başladı. Kaçarken cebimden bıçağımı elime aldım. Ağzını üzerime geldikleri sırada açtım. Beni yakalamaya çalışıyorlardı. Müşteki motosikletle gelip önümde durdu. Kaçmak için bıçağı savurunca sırtına geldi. Karakolda ifade verirken alkollüydüm. Bu nedenle olayı karıştırdım. Telefon teybin üzerinde idi. Şikâyetçinin, ilk başta telefonu aldığımı inkâr ettiğim şeklindeki beyanı doğrudur. Ondan sonra kabul edip telefonu kendisine verdim. Daha doğrusu arkamı dönünce telefonunu cebimde görerek almaya çalıştı. Telefonu cebimden çıkarıp teslim ettim. İlk başta bıçak çekmedim. Kendimi yolun karşısına atıp uzaklaşmak isterken müşteki yeniden motorla gelip önümü kesince bıçağı çektim. Geriden gelen bir şahıs da, tut diye seslenince bıçağı müştekiye doğru savurdum. Bıçak müştekiye saplandığında ikimizin yanında kimse yoktu. Olay anında sarhoştum. Öncesinde uyuşturucu hap almış ve bir şişe viski içmiştim. Ayakta duracak halim yoktu. Aşırı sarhoş olduğum için bilimcim çok zayıflamıştı. Çok fazla bir şey hatırlamıyorum. İfademi bu şekilde düzeltirim” biçiminde savunma yapmıştır.

Hırsızlık suçunun temel şekli 765 sayılı TCK’nun 491/ilk maddesinde; “diğerinin taşınabilir malını rızası olmaksızın faydalanmak için bulunduğu yerden alma”, 5237 sayılı Kanunun 141/1. maddesinde ise; “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmış, bu suçun nitelikli halleri de 765 sayılı TCK’nunn 491. maddesinin 1 ila 5. fıkraları ile 492 ve 493. maddelerinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 142. maddesinde düzenlenmiştir.

Her iki Kanunda da benzer şekilde tanımlanan hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı, sahibinin ( zilyed ) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır.

Yağma suçu ise, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 495. maddesinde;

“Her kim, menkul bir malın zilyedini veya cürüm mahallinde bulunan bir başkasını cebir ve şiddet kullanarak veya şahsen veya malen büyük bir tehlikeye düşüreceği beyanı ile tehdit ederek o malı teslime yahut o malın kendi tarafından zaptına karşı sukut etmeye mecbur kılarsa on seneden yirmi seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur.

Bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itmam etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur” şeklinde düzenlenmiş iken,

01.06.2005 tarihinde yürürlüğü giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 148. maddesinde;

“Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Anılan maddenin gerekçesinde de; “Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.

Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur.

Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” denilmektedir.

Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Cebir veya tehdidin bu amaçla ve bu şekilde yapılması, yağma suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.

Öğreti ve yargısal kararlarda benimsendiği üzere; malın taşınabilir olması, mal sahibinin rızasının bulunmaması, malın alınması ve faydalanma kastının varlığı gibi hususlar yönünden hırsızlık suçuna benzeyen yağma suçu, failin malı almak veya zilyedinin malın alınmasına rıza göstermesini sağlamak bakımından cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi nedeniyle hırsızlık suçundan ayrılmaktadır.

Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak amacıyla bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.

Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan itibaren yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır. Ancak bazı durumlarda fail, aslında hırsızlık amacıyla harekete geçmesine karşın daha sonraki bir aşamada cebir veya tehdit kullanmaktadır. Bu durumda eylemin hangi suçu oluşturacağı hususunda tereddüt yaşanmaktadır.

Yağma suçu bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle oluştuğundan, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe hem de kişinin hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak burada kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleştirilmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle “mal aleyhine” işlenen bir suçtur.

Hırsızlık suçu da yağma gibi mala karşı işlenen suçlardandır. Ancak hırsızlık suçunda taşınır mal, sahibinin rızası ve hatta çoğu zaman haberi olmaksızın bulunduğu yerden alındığı halde, yağma suçunda fail mağdura karşı cebir veya tehdit kullanarak malı bulunduğu yerden almaktadır. Bu nedenle hırsızlık suçunda korunan hukuki yarar, zilyetlik hakları iken, yağmada zilyetlik haklarının yanında, aynı zamanda kişi özgürlüğü de korunmaktadır. Hırsızlık amacıyla malın alınmasından ve mağdurun bu eşya üzerindeki hâkimiyetinin sona ermesinden sonra gerçekleşen cebir veya tehdit, hırsızlık suçunun yanında kasten yaralama veya tehdit suçunu da oluşturacaktır.

765 sayılı TCK’nun 495/2. maddesinde; “bir malın yağması esnasında veya akabinde fiili icra veya itmam etmek veya malı kaçırmak yahut kendisini veya şerikini cezadan kurtarmak için mal sahibine veya vaka mahalline gelen başkasına karşı cebir ve şiddet veya tehdit icra eden kimse hakkında da aynı cezaya hükmolunur” şeklinde yeralan “yağmaya dönüşen hırsızlık” düzenlemesine, “mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması halinde artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” gerekçesiyle 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanunda; yer verilmemiştir. Bunun sonucu olarak, zilyedin hırsızlığa konu mal üzerindeki zilyetliği sona erene kadar kullanılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürürken, hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra kullanılan cebir veya tehdit, eylemi yağmaya dönüştürmeyecek, hırsızlık ve kasten yaralama veya tehdit gibi iki ayrı suçun oluşmasına neden olacaktır.

Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Sanığın, mağdurun iş yerinden aldığı cep telefonu ile kesintisiz bir takip olmaksızın 250 metre kadar uzaklaşarak, suça konu telefonu hâkimiyet alanına geçirdiği sabit olup, hırsızlık suçu tamamlanmıştır. Dolayısıyla, cep telefonunu sanığın arka cebinde görerek geri almak isteyen mağduru bıçakla basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralayan sanığın bu eylemi, 5237 sayılı TCK’da dolaylı yağma düzenlemesine yer verilmemiş olması nedeniyle, tamamlanmış olan hırsızlık suçunu yağmaya dönüştürmeyip, hırsızlık suçunun yanında ayrıca kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır.

Bu itibarla, sanığın eylemlerini kasten yaralama ve hırsızlık olarak vasıflandırarak uygulama yapan yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli olup, onanmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurulu Üyesi; “sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.05.2010 gün ve 77-141 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2012 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2012/13220

K. 2012/19399

T. 7.11.2012

• YAĞMA ( Sanığın Çaldığı Cep Telefonunu İade Ettiği/Sim Kart ve Hafıza Kartını Geri Vermediği – Yakınanın Kısmi İadeye Rıza Gösterip Göstermediğinin Belirleneceği/Sonucuna Göre Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Ele Alınacağı )

• ETKİN PİŞMANLIK ( Yağma/Sanığın Çaldığı Cep Telefonunu İade Ettiği Ancak Sim Kart ve Hafıza Kartını Geri Vermediği – Yakınanın Kısmi İadeye Rıza Gösterip Göstermediğinin Belirleneceği/Sonucuna Göre Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Ele Alınacağı )

• KISMİ İADE ( Yağma/Sanığın Çaldığı Cep Telefonunu İade Ettiği Ancak Sim Kart ve Hafıza Kartını Geri Vermediği – Yakınanın Kısmi İadeye Rıza Gösterip Göstermediğinin Belirleneceği/Sonucuna Göre Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Ele Alınacağı )

• YARGILAMA GİDERİ ( Suçu Birlikte İşleyen Sanıklardan Neden Oldukları Yargılama Giderlerinin Ayrı Ayrı Tahsiline Karar Verileceği )

5237/m.148, 168

ÖZET : Mağdurun başvurusu üzerine kolluk görevlileri tarafından yakalandığında, yağmaladığı cep telefonunu sattığı, iş yerini göstererek, bu kişiden alınıp mağdura iadesini sağladığı, ancak sim kartı ve hafıza kartının geri verilmediği, bu sebeple iade tam değil ise de, yakınanın kısmi iadeye onay verip vermediği belirlendikten sonra, sonucuna göre, sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanma olanağının değerlendirilmesi gerekir.

Suçu birlikte işleyen sanıklardan neden oldukları yargılama giderlerinin ayrı ayrı tahsiline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- ) Sanık S. B., mağdurun başvurusu üzerine kolluk görevlileri tarafından yakalandığında, yağmaladığı cep telefonunu sattığı, C.Ö.’nın iş yerini göstererek, bu kişiden alınıp mağdura iadesini sağladığı, ancak sim kartı ve hafıza kartının geri verilmediği, bu sebeple iade tam değil ise de, yakınanın kısmi iadeye onay verip vermediği belirlendikten sonra, sonucuna göre, sanıklar hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nın 168/3-4 maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükmünün uygulanma olanağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

2- ) Suçu birlikte işleyen sanıklardan neden oldukları yargılama giderlerinin ayrı ayrı tahsiline karar verilmesi gerekirken yargılama giderlerinin sanıklardan ne şekilde tahsil edileceğinin belirtilmemesi 5271 Sayılı C.M.K.nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebeplerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 07.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: