5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri

5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 147

Zorunluluk hâli

MADDE 147 – (1) Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/6-210

K. 2007/234

T. 13.11.2007

• BASİT HIRSIZLIK ( Katılandan Cep Telefonunun İstenip Verilmemesi Üzerine de Elinden Almak Biçiminde Gerçekleşen Eylem )

• HIRSIZLIKTA DEĞER AZLIĞI ( Uygulanmasındaki En Önemli Kriter Kuşkusuz Değer Ölçüsüdür ve Bu Değerin “Ceza Vermeme” Halini Haklı Saydıracak Düzeyde Az Olması Gerektiği )

• NİTELİKLİ HIRSIZLIK ( Kapkaç Olarak Değerlendirilebilecek Bir Eylemin veya Mağdurun Dalgınlığı veya Dikkatinin Dağıtılarak Savunma Olanağının Ortadan Kaldırılması Suretiyle Hırsızlık Fiilinin Gerçekleştirilmiş Olması Halinde )

• AĞIR VE ACİL BİR İHTİYACI KARŞILAMAK İÇİN HIRSIZLIK SUÇUNUN İŞLENMESİ ( Buradaki Ölçü Değer Değil Ağır ve Acil Bir İhtiyaç İçin Bu Malın Çalınması Olduğu – Örneğin Ölümcül Bir Hasta İçin Eczaneden Çok Pahalı Bir İlacın Çalınması )

5237/m.141,142/2,145,147

765/m.522

ÖZET : 5237 sayılı TCY’nin 142. maddesinin 2. fıkrasının ( b ) bendinde yaptırım altına alınan eylemler kapkaç ve yankesicilik suretiyle gerçekleştirilen fiillerdir; bu bendin uygulanabilmesi için, kapkaç olarak değerlendirilebilecek bir eylemin veya mağdurun dalgınlığı veya dikkatinin dağıtılarak savunma olanağının ortadan kaldırılması suretiyle hırsızlık fiilinin gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir.

Katılandan cep telefonunun istenip, verilmemesi üzerine de elinden almak biçiminde gerçekleşen eylemde, kapkaç olarak değerlendirilebilecek bir hareket tarzı veya mağdurun dalgınlığı veya dikkatinin dağıtılarak savunma olanağının ortadan kaldırılması suretiyle gerçekleştirilen bir hırsızlık fiili bulunmadığından, eylem 5237 sayılı TCY’nin 141/1. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.

5237 sayılı TCY’nin 147. maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. 145. maddede öngörülen değer azlığı ile zorunluluk halini düzenleyen 147. maddenin uygulanma koşulları birbirinden farklı olup, 147. maddenin ayırıcı ölçütü hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir önemi yoktur. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçü değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu malın çalınmasıdır.

Buna karşılık 145. maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini haklı saydıracak düzeyde az olmasıdır.

DAVA : Sanık Gökhan’ın, katılan Yusuf’un, silahla işyerinde geceleyin 750-800 YTL değerindeki cep telefonunu yağmalaması suçundan 5237 sayılı TCY’nin 149/1-a, 150/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasa’nın 53. maddesinin uygulanmasına,

Yasin’e yönelik hırsızlık suçundan; 5237 sayılı TCY’nin 142/2-b, 35/2, 145 ve 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında aynı Yasa’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin ( Denizli İkinci Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 06.04.2006 gün ve 65598 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı ,Ceza Dairesi’nce 10.07.2007 gün ve 14367-8625 sayı ile;

“… 1- Sanığın katılan Yusuf’a yönelik eyleminden kurulan hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Yağma suçunun 5237 sayılı TCY’nin 149. maddesinin 1. fıkrasının ( a ), ( d ) ve ( h ) bentlerine aykm biçimde, silah/a işyerinde geceleyin işlendiği, bu nedenle aynı Yasa’nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken bunların değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeyerek, alt sınırdan cezaya hükmedilmesi ve 5237 sayılı TCY’nin 150. maddesinin 2. fıkrasındaki ”malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCY’nin 522. maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleri ile her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, “değer azlığı”nln 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu; bunun, daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma durumunda, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanarak uygulanabileceği gözetilmeden, somut olayda yağmalanan cep telefonunun 750. – YTL değeri az olmadığı halde, az kabul edilerek cezadan indirim yapılması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmayıp eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına,

2- Katılan Yasine karşı eylemden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırıllk bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Katılandan cep telefonunu isteyip, vermemesi üzerine elinden almak biçiminde gerçekleşen sanığın eyleminin, 5237 sayılı TCYnin 141/1. maddesine uyan suçu oluşturduğunun gözetilmemesi,

2- 5237 sayılı TCYnin 145. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının 765 sayılı Yasanın 522/1. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliğinin bulunmadığı, “değerin azlığının 5237 sayılı Yasaya özgü, ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinmesi kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da değerlendirilip, yasal ve yeterli gerekçeleri de gösterilerek uygulanabileceği, 80. – YTL değerin az olmamasına karşın suça konu değerin “az” olduğundan söz edilerek, aynı Yasanın 145. maddesi gereğince 2/3 oranında indirim yaptırılmasına karar verilmesi…” isabetsizliğinden 1412 sayılı CYUY’nin 326/son maddesi hükmü saklı tutulmak üzere bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay c.Başsavcılığı’nca 09.08.2007 gün ve 132586 sayı ile;

“1- Sanık Gökhan olay tarihinde mağdur Yasin’den cep telefonunu istediğinden mağdurdan olumsuz cevap alınca, mağdurun elindeki telefonu çekip alır ve iade etmez.

TCK’nin 141/1. maddesi hırsızlık eyleminde anılan Kanunun 142. maddesindeki nitelikli hallerden hiçbirisi mevcut olmadığı takdirde uygulanabilecektir.

TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının ( b ) bendi yalnızca “özel beceriyle” gerçekleştirilen hırsızlık fiilini içermeyip, özel beceri söz konusu olmasa bile kişiyle temas halindeki bir eşyanın cebir veya tehdit kullanılmaksızın alınması hali de bu bent kapsamındadır. Anılan yerde, suçun “Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle” işlenmesi halinde nitelikli hırsızlık suçunun oluşacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Zaten bu hükmün maddeye konuluş amacı, elde veya üstte taşınan eşyaya karşı çok yaygın olarak gerçekleştirilen hırsızlık fiillerinin basit hırsızlık olarak cezalandırılmasını önlemektir. Aksi düşünce söz konusu olsaydı, ”özel beceri” ibaresiyle yetinilirdi veya 765 sayılı TCK’nın 492. maddesinin ( 7 ) saydı bendinde olduğu gibi “Yankesicilik suretiyle işlenirse” ibaresine yer verilirdi.

Dolayısıyla, burada önemli olan mağdurun bedeni ile eşyanın temas halinde bulunmasıdır. Mağdur ile suçun konusu eşya arasında doğrudan bir temas mevcut olduğu ortadadır. Kaldı ki mağdurun elindeki eşyanın onun rızasına aykırı olarak ancak cebir ve tehdit kullanmadan alınmasının en azından el çabukluğu diye belirtilebilecek özel bir beceri gerektirdiği de açıktır. Olayımızda da sanık mağdura ait cep telefonunun zilyetliğini “elinden çekip almak suretiyle” gerçekleştirmiştir.

2- Suçun konusunun değeri itibariyle TCK’nın 145. maddesinin uygulanma olanağının mevcut olmadığı gözetilmemesi nedeniyle noksan ceza tayin edilmişse de, sanık aleyhine yapılmış bir temyiz istemi bulunmadığından eleştiriyle yetinilmesi gerekirken bu hususun bozma nedeni yapılması yerinde olmamıştır. “gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire bozma ilamının kaldırılmasına, bu suçla ilgili verilen hükmün de eleştirilerek onanmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Aynı semtte oturmaları nedeniyle birbirlerini tanıyan sanık Gökhan ile katılan Yasin’in 15.01.2006 günü sat 15.00 sıralarında bir arada bulundukları sırada, katılandan cep telefonunu isteyen sanığa, daha önceden de çevrede olumsuz davranışlar sergilemesi ve aldığını vermeyen bir kişi olarak tanınmasından kaynaklanan nedenlerle, katılan Yasin’in olumsuz yanıt vermesi üzerine, katılanın elinden cep telefonunu çekip alarak, katılanın istemesine rağmen telefonu iade etmeyip, telefonuna kendi sim kartını taktığı, ancak kısa bir süre sonra katılanın, sanığın elindeki cep telefonunu çekerek alması şeklinde gerçekleşen somut olayda, suçun sübutu yönünde herhangi bir uyuşmazlık ve toplanan kanıtlara göre de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanık Gökhan’ın, katılan Yasin’e yönelik eyleminin, 5237 sayılı TCY’nin 141/1. fıkrasında düzenlenen hırsızlık suçunu mu, yoksa aynı Yasa’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının ( b ) bendinde düzenlenen hırsızlık suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

5237 sayılı TCY’nin 141. maddesinde; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak şeklinde, hırsızlık suçunun temel şekli düzenlenmiş,

Aynı Yasa’nın 142. maddenin 2. fıkrasının Cb ) bendinde; suçun, elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi hali nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmış, aynı fıkranın son bendinde ise Cb ) bendinde belirtilen suçun, beden veya ruh sağlığı bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi cezanın ağırlatıcı nedeni olarak belirtilmiştir.

Bu nitelikli hali düzenleyen bendin uygulama alanı madde gerekçesinde; “Akranın ( b ) bendinde, hırsızlığını elde veya üstte taşman eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hali öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık halleri bendin kapsama girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamda mütalaa edilmiştir. Ancak, bu son halde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur. “şeklinde, ağırlatıcı nedenin uygulanma koşullarına ilişkin gerekçede ise; “toplumda “kapkaççılık” olarak bilinen surette hırsızlık suçunun, örneğin yaşı veya sakat olması nedeniyle beden veya ruh bakımdan kendisini savunamayacak durumda bulunan kişilere karşı işlenmesinin daha etkin bir yaptırımla karşılanmasına gerek duyulmuştur. ” biçiminde açıklanmıştır.

Öğretide de,

Centel/Zafer/Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar isimli eserlerinin, 312 vd. sayfalarında, fıkra ile, mağdurun dalgınlığından yararlanılarak elde veya üstte taşınan eşyanın çekip alınması şeklindeki eylemler ile yine aynı şekilde şahıs üzerinde özel beceriyle gerçekleştirilen, kapkaççılık ve yankesicilik fiillerinin yaptırım altına alındığını, ancak yasa metninde kapkaç ve yankesicilik ifadelerine yer verilmediğini belirtmişler, benzer görüşler diğer yazarlar tarafından da ifade edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mağdur ve sanık birbirini tanımakta ve aynı ortamda bulunmaktadırlar, mağdurdan telefonunu isteyen sanık, olumsuz cevap alması üzerine mağdurun telefonunu elinden çekip almıştır. Eldeki eşyanın çekilip alınması suretiyle eylem gerçekleştirilmiş ise de, fıkra ile yaptırım altına alınan eylemler kapkaç ve yankesicilik suretiyle gerçekleştirilen fiillerdir, olayda kapkaç olarak değerlendirilebilecek bir hareket tarzı bulunmadığı gibi mağdurun dalgınlığı veya dikkatinin dağıtılarak savunma olanağının ortadan kaldırılması suretiyle de gerçekleştirilmiş bir eylem bulunmamaktadır.

Katılandan cep telefonunun istenip, verilmemesi üzerine de elinden almak biçiminde gerçekleşen eylem, 5237 sayılı TCY’nin 141/1. maddesine uyan suçu oluşturduğundan Yargıtay c.Başsavcılığı’nın suç niteliğine yönelik itiraz nedeninin reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı kurul üyesi; “mağdurun elindeki eşyanın onun rızasına aykırı olarak ancak cebir ve tehdit kullanmadan alınması eylemini 5237 sayılı TCY’nin 142/2-b maddesi kapsamda değerlendiren yerel mahkeme uygulaması suç niteliği yönünden doğru olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın suç niteliğine yönelik itiraz nedeninin kabulüne karar verilmesi gerektiği” yönünde oy kullanmışlardır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.02.1988 gün ve 18 sayılı ilke kararı ve 11.04.2006 gün ve 9/55-115 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, Ceza Genel Kurulu, Yargıtay c.Başsavcılığı’nın itiraz nedenleri ile bağlı olmaksızın inceleme yapıp, tespit ettiği tüm yasaya aykırılıkları bozma nedeni yapa bileceğinden, itiraz nedenleri arasında doğrudan yer almamakla birlikte, 5237 sayılı TCY’nin 145. maddesine ilişkin Özel Daire görüşünün de maddenin uygulanma koşullarının belirlenebilmesi açısından değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

5237 sayılı TCY’nin 145. maddesinde; ” ( l ) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir.” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm, 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Yasa’nın 16. maddesi ile; ” ( l ) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi suçun işleniş şekli ve özellikleri de gözönünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Madde ile, hırsızlık suçlarında, konu değer’in azlığı nedeniyle yargıca, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.

Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin, “değer azlığı” ile ilgili olan ve içtihada ”daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” halleri ile sınırlı imişçesine yansıtılan görüşünün, 145. madde uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün görülmemekte ve maddenin uygulanabileceği hallerden bir tür olarak kabul edilmekte ise de, maddenin, sadece ve yalnız bu tanımlamayla sınırlandırılması olanaklı değildir. 145. maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile yasa koyucu tarafından neyin kastedildiği, duraksamaları önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş ve fakat yargıca, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, yasa koyucu, yargıcın takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; “az olarak kabul edilecek değerin” yargıcın takdirinde, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifade ile değere dayalı ihlalin ceza verilmemeyi nasafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmasıdır. Yargıç, çalınan veya çalınmaya kalkışılan bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza vermemekle değerlendirebilecektir.

Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekil ve özellikleri gözönünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini farklılaştırmayacağı açıktır. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli olduğu düşünülmemelidir.

Bu itibarla, 5237 sayılı Yasa’nın 145. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCY’nin 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, Yargıtay’dan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. 5237 sayılı Yasa’nın 145. maddesinin vazediliş amacı gözetilmeli, normların yekdiğerinden farklı olduğu kabul edilmelidir.

Yargıç, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate alacak, 5237 sayılı TCY’nin 3. maddesinde öngörüldüğü üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim veya ceza verilmemesinden ibaret değildir. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli, her olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, maddenin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin fa iii ne uygun düşüp düşmeyeceği belirlenecek ve muhakkak ki şekillenen takdirin gerekçesi kararda gösterilecektir.

Ancak burada, 5237 sayılı TCY’nin 147. maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. 145. maddede öngörülen değer azlığı ile zorunluluk halini düzenleyen 147. maddenin uygulanma koşulları birbirinden farklı olup, 147. maddenin ayırıcı ölçütü hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır. Burada hırsızlığın konusu olan malın değerinin az veya çok olmasının herhangi bir önemi yoktur. Örneğin ölümcül bir hasta için eczaneden çok pahalı bir ilacın çalınması söz konusu olabilir. Buradaki ölçü değer değil, ağır ve acil bir ihtiyaç için bu malın çalınmasıdır.

Buna karşılık 145. maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini haklı saydıracak düzeyde az olmasıdır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hırsızlık suçunun konusu olan cep telefonunun 70-80 bin lira olan bedeli 765 sayılı TCY’nin 522. maddesi kapsamında pek hafif olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise de, 5237 sayılı TCY’nin 145. maddesindeki ölçütler nazara alındığında, bu değerin, “ceza verilmemesini” haklı kılacak ehemmiyetsiz düzeyde olmaması ve bu itibarla ceza indirimini de gerektirmemesi, sanık ve mağdurun konumu, sanığın benzer eylemleri icraya yatkınlığı, mağdurun, telefonun annesine ait olduğunu söylemesine rağmen, sanığın eylemini sürdürmesi gibi özellikler birlikte değerlendirildiğinde, 145. maddenin uygulanması koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, bu itibarla yerel mahkemenin 145. madde uyarınca cezada indirim yapmasının isabetsiz olduğu sonucuna varılmalıdır.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri;

“Değer azlığının objektif olarak takdir edilmesi gerektiği, suçun işleniş şeklinin ancak ceza verilmemesi haliyle sımrfı olduğu görüşüyle, somut olayda değeri az olarak takdir eden yerel mahkeme uygulamasının bu yönüyle isabetli olduğu” gerekçesiyle itirazın kabulü yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na tevdiine, suç niteliği yönünde 09.10.2007 tarihinde yapılan ikinci, değer azlığı yönünde ise, 13.11.2007 günü yapılan üçüncü müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

2. CEZA DAİRESİ

E. 2011/6329

K. 2011/39140

T. 21.11.2011

• ELEKTRİK HIRSIZLIĞI ( İşyerindeki Sayacı Borç Nedeniyle Sökülen Sanık – Eyleminde Ağır ve Acil İhtiyacı Karşılama Unsurunun Bulunmadığı/Beraatine Karar Verilemeyeceği )

• ELEKTRİK SAYACININ BORÇ NEDENİYLE SÖKÜLMESİ ( İşyerinde Doğrudan Bağlantı Yaparak Sayaçsız Kaçak Elektrik Kullanan Sanık – Eyleminde Ağır ve Acil İhtiyacı Karşılama Unsurunun Bulunmadığı )

• AĞIR VE ACİL İHTİYACI KARŞILAMA UNSURU ( İşyerindeki Sayacı Borç Nedeniyle Sökülen Sanığın Kaçak Elektrik Kullanma Eyleminde Bu Unsurun Bulunmadığı – Mahkumiyetine Karar Verilmesi Gerektiği )

5237/m. 142/1-f, 147

5271/m. 4

ÖZET : İşyerindeki sayacı borç nedeniyle sökülen sanığın, doğrudan bağlantı yaparak sayaçsız kaçak elektrik kullandığı sabit olan sanığın eyleminde; 5237 sayılı TCK.’nın 147. Maddesindeki ağır ve acil ihtiyacı karşılama unsurunun bulunmadığı, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Zorunluluk halinin kabul edilmesi halinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Oluşa ve dosya içeriğine göre, işyerindeki sayacı borç nedeniyle söküldüğü halde, doğrudan bağlantı yaparak sayaçsız kaçak elektrik kullandığı sabit olan sanığın eyleminde 5237 sayılı TCK’nın 147. maddesindeki ağır ve acil ihtiyacı karşılama unsurunun bulunmadığı gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, borç nedeniyle sayacın sökülüp elektrik kullanmasının engellenmesi ve karanlıkta kalmamak için zaruret halinde elektrik kullanmakta suç işleme kastının bulunmadığı, olayın hukuki ihtilaf mahiyetinde olması şeklindeki oluşa uygun olmayan gerekçelerle beraatine karar verilmesi,

2- Kabule göre de; sanığın zaruret halinde olduğunun kabul edilmesi karşısında 5271 sayılı CMK’nın 223/4. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken beraatine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi ( BOZULMASINA ), 21.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

2. CEZA DAİRESİ

E. 2011/3329

K. 2011/37984

T. 31.10.2011

• HIRSIZLIK ( Sökülen Sayaçtan Direk Bağlantı Yapılarak Kaçak Elektrik Kullanmak – Suç Tutanağı ve Tutanak Tanığı Beyanı Dikkate Alındığında Zorunluluk Halinin Söz Konusu Olmadığının Kabulü Gereği/Sanığın Beraatine Karar Verilemeyeceği )

• ZORUNLULUK HALİ ( Sökülen Sayaçtan Direk Bağlantı Yapılarak Kaçak Elektrik Kullanmak – Suç Tutanağı ve Tutanak Tanığı Beyanı Dikkate Alındığında Zorunluluk Halinin Söz Konusu Olmadığının Kabulü Gereği/Sanığın Beraatine Hükmedilmemesi Gereği )

• ABONELİK OLMADAN VE SAYAÇSIZ OLARAK ELEKTRİK KULLANMAK ( Suç Tutanağı ve Tutanak Tanığı Beyanı Dikkate Alındığında Zorunluluk Halinin Söz Konusu Olmadığının Kabulü Gereği – Hırsızlık Suçunun Oluştuğu )

• SÖKÜLEN SAYAÇTAN DİREK BAĞLANTI YAPARAK KAÇAK ELEKTRİK KULLANMAK ( Suç Tutanağı ve Tutanak Tanığı Beyanı Dikkate Alındığında Zorunluluk Halinin Söz Konusu Olmadığının Kabulü Gereği – Hırsızlık Suçunun Oluştuğu )

765/m.494

5237/m. 142, 147

ÖZET : Suç tutanağı ve tutanak tanığının beyanları dikkate alındığında daha önceki kiracının borcundan dolayı sayacı sökülen işyerinde tevzii kutusundan direk bağlantı yaparak abonesiz ve sayaçsız olarak elektrik kullandığı sabit olan sanığın eyleminde atılı suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmelidir. Zaruri bir ihtiyacını acilen gidermeye yönelik davranış tarzı içine girdiği, eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmelidir. Sanığın beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- ) Esaslı işlemlerin yapıldığı 06.11.2007 tarihli duruşma tutanağının 1. sayfasının zabıt katibi tarafından imzalanmaması suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nun 219/1. maddesine aykırı davranılması,

2- ) Oluşa, dosya içeriğine, suç tutanağına ve tutanak tanığı M. A.’ün beyanına göre, daha önceki kiracının borcundan dolayı sayacı sökülen işyerinde tevzii kutusundan direk bağlantı yaparak abonesiz ve sayaçsız olarak elektrik kullandığı sabit olan sanığın eyleminde atılı suçun unsurlarının oluştuğu ve 765 Sayılı T.C.K.nun 494. maddesinde düzenlenen “zaruret haline ulaşmayan ağır ve acil bir ihtiyacı ( 5237 Sayılı 5237 Sayılı T.C.K.nun 147. maddesindeki ağır ve acil ihtiyacı ) karşılama zorunluluğunun bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan mahkumiyeti yerine “sanığın kendisine menfaat temini sağlamak amacıyla hareket etmediği, zaruri bir ihtiyacını acilen gidermeye yönelik davranış tarzı içine girdiği, eylemin hırsızlık suçunu oluşturmadığı, sebepsiz iktisap oluşturduğu ve hukuki ihtilafın devam etmekte olduğu ve sanığın bilerek ve isteyerek suç işleme kastıyla hareket etmediği” biçimindeki yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraat hükmü kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: