5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Şerhleri

5237 S.lı Türk Ceza Kanunu MADDE 142

Nitelikli hırsızlık

(1) Hırsızlık suçunun;
a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,
b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,
c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,
f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.)
İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Suçun;
a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,
d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle,
e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,
g) Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçük baş hayvan hakkında,
İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.
(3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.

MADDE GEREKÇESİ

MADDE 142.– Maddede, hırsızlık suçunun nitelikli şekilleri tanımlanmıştır. Bu nitelikli unsurlar, üç fıkra hâlinde tasnif edilmiştir.
Birinci fıkranın (a) bendine göre; hırsızlık suçunun, kime ait olursa olsun, kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir.
Eşyanın kurum ve kuruluş veya ibadet yerine ait bulunması veya buralarda özel muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamış, görevlilerin veya ibadet edenlerin özel eşyası hakkında suçun işlenmesi hâlinde de bu nitelikli unsurun oluşacağı kabul edilmiştir.
Fıkranın (b) bendinde, hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında işlenmesi, suçun diğer bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır.
Bina veya etrafı çevrili eklentilerinde yapılan hırsızlığın cezası artırılırken bu gibi yerlere giriş şekline önem verilmemiştir. Tarlada tarım araçlarının korunması için yapılan kulübelerde işlenen hırsızlığın da madde hükmüne girmesi sağlanmıştır. Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir.
Fıkranın (c) bendi ile halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım araçlarında ve bunların belli kalkış ve varış yerlerinde yani istasyonlarda bulunan eşya korunmaktadır. Bu gibi eşyanın yolcu veya araç personeline ait bulunması, keza yolcu veya personelin beraberinde bulunması gerekli değildir. Kargo ile nakledilen veya araçtan indirilen yahut yüklenmek üzere hazırlanan eşya da bu kapsama alınmıştır. Eşyanın muhafaza altına alınmış olması koşulu aranmamıştır. Aracın türü önemli değilse de, umuma tahsis edilmiş olması zorunludur. Bir vasıtanın umuma tahsis edildiği, bir bedel karşılığında herkes tarafından kullanılabilir olması ile değil, belirli bir yöne giden yolcuları ve eşyayı nakletmesiyle anlaşılır.
Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Deprem, sel, su baskını, yangın ve savaş gibi afet veya genel felâketin sebebiyet verebileceği zararları önlemek, bu afet veya felaketlere maruz kalan insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlanmış olan eşya, bu bent kapsamına giren hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaktadır. Eşyanın bulunduğu yer önemli değildir; bunların bina içerisinde veya açıkta depolanmış olması mümkündür. Bunun gibi, eşyanın afet ve felâket bölgesine gittikten sonra ve henüz afetten zarar görenlere dağıtılmadan önce çalınması hâlinde de bent uygulanacaktır.
Fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur.
Fıkranın (f) bendine göre, hırsızlık suçunun elektrik enerjisi hakkında işlenmesi, bir nitelikli hâli oluşturmaktadır. Suçun temadi hâlinde işlenmesi, bu nitelikli hâlin kabulünde etkili olmuştur.
Maddenin ikinci fıkrasında, hırsızlık suçunun birinci fıkraya nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şekilleri düzenlenmiştir.
İkinci fıkranın (a) bendine göre, hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, aklî veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır.
Kişinin örneğin geçirmiş bulunduğu kaza sonucunda ölmüş olmasından yararlanılarak üzerindeki veya yanındaki eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmiş olması da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir.
Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için, kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre, yağma suçunun veya bir başka suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yoldan giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur.
Fıkranın (c) bendinde hırsızlık suçunun doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak belirlenmiştir. Kişinin içinde bulunduğu bazı durumlar, eşyası üzerindeki koruma ve gözetimini zayıflatabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. Bu durumdan yararlanarak hırsızlık suçu kolaylıkla işlenebilir.
Fıkranın (d) bendinde, hırsızlık suçunun haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi, bir nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu nitelikli hâl için önemli olan, hırsızlık suçunun kilit açmak suretiyle işlenmesidir. Kilit, haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle açılmış olabilir. Anahtar, hırsızlık veya yağma suretiyle de elde edilmiş olabilir. Bu durumda iki suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Kilidin, hırsızlığı işlemek veya çalınmış malı başka yere nakletmek amacı ile açılmış olması gerekir. Kilidin muhkem olması şart değildir. Anahtar veya diğer aletlerin, vasıtasız olarak açılması mümkün olmayan bir kilidi açmak için kullanılması lazımdır. Kilidi kırmadan açmaya yarayan her türlü araç, alet sayılır. Sahibinin kilidin üzerinde unuttuğu anahtar çevrilerek kilidin açılması suretiyle hırsızlığın işlenmesi ve çalınacak şeyin herhangi bir aletle yerinden sökülmesi hâllerinde bu bent uygulanmayacaktır.
Fıkranın (e) bendine göre; hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.
Fıkranın (f) bendinde bir nitelikli hâl olarak hırsızlık suçunun tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı hâlde resmî sıfat takınarak işlenmesi öngörülmüştür. Kişi, kendisini tanınmayacak hâle getirmekle, yakalanmasını önlemek ve böylece cezasız kalmasını sağlamak amacı gütmektedir. Keza, kişinin kamu görevlisi sıfatını takınması suretiyle hırsızlık suçu işlemesi hâlinde, bu sıfatın verdiği kolaylıktan yararlanması söz konusudur.
Fıkranın (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir nitelikli unsur oluşturmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hırsızlık suçunun sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi, suçun temel şekline göre daha ağır cezayı gerektiren hâl olarak tanımlanmıştır. Ancak, hırsızlık suçunun bu nitelikli şeklinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, hapis cezasının yanı sıra adlî para cezası öngörülmüştür. Çünkü, bu durumda hırsızlık suçunun işlenmesi suretiyle uğranılan zararın veya elde edilen yararın miktarını tam olarak belirlemek her zaman mümkün olamamaktadır.

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/13-1411

K. 2012/1852

T. 18.12.2012

• AÇIK ALANDA PARK HALİNE BIRAKILAN MOTOSİKLETİN ÇALIŞTIRILARAK GÖTÜRÜLMESİ ( Eylemin Adet veya Tahsis veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Nitelikli Hırsızlık Suçunu Oluşturacağı )

• NİTELİKLİ HIRSIZLIK ( Sabit Bir Noktaya Bağlı Olmaksızın Açık Alanda Park Haline Bırakılan Motosikletin Çalıştırılarak Götürüldüğü – Adet veya Tahsis veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Hırsızlık Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• AÇIKTA BIRAKILMIŞ EŞYA HAKKINDA HIRSIZLIK ( Sabit Bir Noktaya Bağlı Olmaksızın Açık Alanda Park Haline Bırakılan Motosikletin Çalıştırılarak Götürüldüğü – Adet veya Tahsis veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Hırsızlık Suçundan Hüküm Kurulacağı )

• BASİT NİTELİKTE HIRSIZLIK SUÇU ( Sabit Bir Noktaya Bağlı Olmaksızın Açık Alanda Park Haline Bırakılan Motosikletin Çalıştırılarak Götürüldüğü – Adet veya Tahsis veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Hırsızlık Suçunun Oluşacağı )

5237/m.141, 142

ÖZET : Uyuşmazlık, sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park haline bırakılan motosikletin çalıştırılarak götürülmesi şeklindeki eylemin 5237 sayılı TCK’nun 141/1 ya da 142/1-e ( Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında ) maddelerinde yazılı suçlardan hangisini oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. Sabit bir noktaya bağlı olmaksızın iki bina arasındaki açık alana kilitsiz olarak parkedilen suç konusu motosikletin çalınması şeklindeki eylemin, kullanım gereği açıkta bırakılan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanığın TCK’nun 142/1-e maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü hukuka uygundur.

DAVA : Hırsızlık suçundan sanık O. T.’ün 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 142/1-e, 143, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin, Kadirli 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 28.03.2008 gün ve 467-82 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 11.07.2012 gün ve 27826-16135 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.09.2012 gün ve 161795 sayı ile;

“… 765 sayılı TCK’nın 491/2. maddesinde yazılı bulunan suçun oluşabilmesi için, hırsızlık fiilinin adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında işlenmesi gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesindeki suçun oluşabilmesi için, hırsızlık fiilinin adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işlenmesi gerekmektedir.

765 sayılı TCK’nın 491/2. maddesinde umumun tekafülü altındaki eşyadan bahsedilirken, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinde böyle bir tanım yerine açıkta bırakılan eşya denilerek bir anlamda maddenin uygulama alanının genişletildiği görülmektedir.

İtiraza konu uyuşmazlıkta herhangi sabit bir noktaya bağlı olmaksızın kendi direksiyon kilidi ile kilitlenen motosikletin ‘adet’ veya ‘tahsis’ ya da ‘kullanımları gereği’ açıkta bırakılan eşya tanımına girip girmeyeceğinin, maddedeki tanımların somut olayla irtibatlandırılarak benzer olaylardaki yargı kararları ve etkilendikleri hukukun evrensel ilkeleri ışığında belirlenmesi gerekmektedir.

1- )Adetler:

Tıpkı örfler gibi birçok sosyal içerikli ilişkiyi düzenlemekte, yönetmekte ve denetlemektedirler. Toplumsal yaşamın düzenli gitmesinde, kuralların uygulanmasında adetler etkili olmaktadırlar; örneğin karşılama ve uğurlamalar, yemek ve sofra düzenleri, geçiş dönemleriyle ilgili kutlama ve kutsamalar, kız isteme, nişanlılık ve evlenme usulleri, cinsler, yaş grupları, meslek mensupları arasındaki ilişkilerin biçimleri, selamlaşma, hatır sorma sırasında uyulması gereken kurallar, bayramlar, mevsimler, önemli günlerle ilgili davranış biçimleri, ‘yas alma’, ‘baş sağlığı dileme’ gibi durumlarda söylenecek sözler, takınılacak tavırlar ve tutumlar adetlerin alanına girerler.

2- )Tahsis:

Hukuki terimler sözlüğünde tahsis, hususileştirme, bir amaca tahsis etme, ayırma, belirleme olarak tanımlanmıştır.

3- )Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılan Eşya:

Bunlara örnek olarak, gemilerdeki can yelekleri ve filikalar, binalar üzerindeki paratonerler, sel ve baskınların önlenmesi için yapılmış duvar taşları ve kapaklar, deprem anında acil müdahale için gerekli malzemelerin bulunduğu deprem konteynırları bu tür eşyalara örnek olarak gösterilebilir.

Yukarıdaki genel tanımların ışığı altında somut olayımıza baktığımızda;

Suça konu motosikletin tahsis gereği açıkta bırakılan eşyalardan sayılamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Adet gereği açıkta bırakılan eşyalardan sayılması da mümkün değildir. Zira bir şeyin adet gereği açıkta bırakılması için hiç değilse toplumda büyük bir çoğunluğun aynı davranışı sergilemesi gerekmektedir. Oysa caddelerde ya da sokaklarda taşınarak ya da sürüklenerek götürülmesi mümkün olan park halindeki motosikletlere bakıldığında, büyük çoğunluğunun sabit bir noktaya kilitlenerek ya da sahibi veya güvendiği bir kişinin denetimi ve gözetimi altında park edildiği görülecektir. Açık bırakılan araçlar sahibinin veya çok güvendiği birisinin sürekli nezaret edebileceği ve anında müdahale edebileceği yerde bulunmaktadır. Çok nadiren gerçekleşen bir durumun adet olarak sayılması adetin genel tanımına uymadığı gibi hukuk sistemi içerisinde üstlendiği role de aykırıdır.

Kullanımları gereği açıkta bırakılan eşyalara verilen örneklerde görüldüğü üzere, bu türdeki eşyaların başka bir şekilde muhafaza altına alınma olanağı yoktur. Açıkta bırakılması zorunludur. Yargılamaya konu edilen eylemde sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açıkta bırakılan motosiklet için böyle bir zorunluluktan söz edilemez. Zira motosikletin sabit bir noktaya kilitlenerek muhafaza altına alınması her zaman mümkündür.

5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinde sadece adet ya da tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılan eşyaların çalınması hırsızlık olarak tanımlanırken, aynı Kanunun 141. maddesinde ise zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine ya da başkasına yarar sağlamak maksadıyla alınması hırsızlık olarak tanımlanmıştır.

5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinin gerekçesi: Adet veya tahsis ve kullanım gereği açıkta bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli halin kabulünde etkili olmuştur.

Yukarıda özet olarak açıklanan tanımların ışığında itiraza konu uyuşmazlığın ‘Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz’ kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.

5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde özet olarak ‘Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz’ denilerek kanunilik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.

‘Kanunsuz suç ve ceza olmaz’ kuralı Türk Ceza Hukukunda, devlet ve yargıç karşısında bireylerin kamu haklarının güvencesidir.

Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın ( Mad. 38 ) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile kurala verilen önemi gösterir.

Kanunun 2. maddesindeki ‘açıkça’ kelimesi Türk Ceza Hukukunda kıyaslamanın yasaklandığını gösterir.

Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.

Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Kanun kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur. 5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinin uygulanabilmesi için başkasına ait açıkta bırakılan eşyaların zilyedin rızası olmaksızın alınması aranırken, 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesindeki suçun uygulama alanı ‘adet’ veya ‘tahsis’ ya da ‘kullanımları gereği’ açıkta bırakılan eşyaların alınması kavramları ile oldukça sınırlandırılmıştır.

5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinin uygulanabilmesi için yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan koşullar açıkça aranırken, genel hırsızlık tanımında yer bulan açıkta bırakılan aracı bu maddeye dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde ceza hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.

İtiraza konu uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için Ceza Kanunumuzun amacı bakımından da somut olayın irdelenmesi gerekmektedir.

Çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacı; hukuk devleti, kusur ve hümanizm gibi evrensel ilkelere dayalı olarak, insan onurunu, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak, suçluyu sosyalleştirip tekrar topluma kazandırmak ve aynı zamanda bireyi ve toplumu suça karşı korumaktır.

5237 sayılı TCK’nın 1. maddesinde Ceza Kanununun amacı; ‘Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir’ şeklinde açıklanmıştır. Görüldüğü gibi suç işlenmesini önlemek Ceza Kanunu’nun en önemli amaçlarından biridir. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için suçun işlenmesini önlemeyi en temel amaç olarak benimseyen kanun koyucu, zaman zaman kolayca işlenen suçları ağır yaptırımlara bağlayarak, zaman zaman da failin göze aldığı risklere, bir başka deyişle suç işlemekteki cesaretine göre eylemin niteliğini belirleyerek orantılı yaptırımlarla suçun önlenmesini hedeflemiştir. Birinci duruma örnek olarak açıkta ve derme çatma yapılarda bırakılan hayvanların çalınmasını düzenleyen ve ağırlatıcı bir hükme yer veren TCK’nun 142/2-g maddesi, ikinci duruma örnek olarak da özel beceriyle kişilerin üzerindeki eşyanın alınmasını düzenleyen TCK’nun 142/2-b maddesi gösterilebilir. Birinci durumda eylemin kolayca işlenmesi, ikinci durumda ise failin tehlikeli hali ağırlatıcı neden olarak öngörülerek bir anlamda mağdurların bu suçlara maruz kalma riski önlenmek ama bunun başarılamaması halinde ise kısmen de olsa azaltılmak istenmiştir.

TCK’nun 142/1-e maddesindeki ‘adet ya da tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılan eşya’ sözcüğüne genişletici yorumla çok geniş anlam yüklenmesinin kanun koyucunun iradesine ve ceza hukukunun en temel değerlerden birisi olarak benimsenen hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı gibi Yüksek Yargıtayın uzun yıllardan beri oluşturduğu içtihatlarda benimsenen temel ilkelere de aykırı olacağı açıktır.

Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir ( 5237 sayılı TCK’nun 3, MK’nun 4 ve BK’nun 44. maddeleri )

Adalet de hakkaniyet de ahlaka yöneliktir, ancak ikisi arasındaki düşünce farklıdır. Adalet hukuk kurallarına egemen en yüksek ahlaki düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini göz önünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir ( somut olay adaleti )

Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder. Gerek Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi, gerekse Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi aşağıdaki içtihatlarda açıklandığı üzere; açıkta bırakılan ve kaldırılarak götürülmesi mümkün olan mobilet, bisiklet ve motosikletlerin çalınması halinde TCK’nun 141/1. maddesinde yazılı bulunan suçun oluşacağına karar verirken, gerekçe olarak anılan araçların başka şekilde muhafaza edilmesinin mümkün olması gösterilmiştir.

Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 12.09.2011 tarih, 2011/1595 E- 2011/737 K sayılı ilamında;

Sanık M. Y.’ın, katılan K. B. adına faturalı, diğer katılan K. C. B.’ın kullandığı kilitsiz motosikleti, park halinde bulunduğu dükkan önünden alıp götürmesi biçiminde gerçekleşen eyleminin, 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 03.10.2011 tarih, 2011/5845 E- 2011/1854 K sayılı ilamında;

Apartman önüne park edilen ve bir yere zincir veya benzeri bir şekilde kilitlendiğine dair bir iddia olmayan motosikletin çalınması eyleminin TCK’nun 141/1. maddesi kapsamında olduğu halde, yazılı şekilde hüküm kurulduğundan bahisle yerel mahkemece kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 2011/18423 E- 2011/5368 K sayılı ilamında;

Sanığın suç tarihinde geceleyin yakınana ait evin bulunduğu binanın önüne herhangi bir yere sabitlenmeden bırakılan ve ön tekerleğinden zincirle kilitlenen motosikletin zincir halkasını kesmek suretiyle gerçekleştirdiği hırsızlık eyleminin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesine uyan suçu oluşturması karşısında, yazılı şekilde uygulama yapıldığından bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 17.10.2011 tarih, 2007/15906 E – 2011/44015 K. sayılı ilamında;

Yakınan tarafından direksiyon mekanizması kilitli olarak evinin önüne sokağa park edilen motosikletin direksiyon kilidini kırıp, elektrik kablolarını temas ettirerek düz kontak yapmak suretiyle çalıştırıp bulunduğu yerden çalan sanıkların eyleminin; TCK’nun 491/ilk maddesine uyan suçu oluşturacağı gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı biçimde uygulama yapıldığından bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Somut olayda suça konu motosikletin kilit sistemi bertaraf edilmeden götürülmesinin mümkün olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi itiraza konu uyuşmazlıkta; suça konu motosikletin sürüklenerek götürülmesinden ibaret eylemin TCK’nun 142/1-e maddesinde yazılı suçu oluşturacağına karar verirken yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan içtihatlara aykırı davrandığı konusunda herhangi bir kuşku bulunmamasına karşın neden böyle bir sonuca varıldığı hususu da açıklanmamıştır.

Kaldı ki, sürüklenerek götürülmesi mümkün olan bir aracı sürükleyerek götürmeyi göze alan failin tehlike hali ile kilitle muhafaza altına alınan bir aracın kilidini bertaraf etmek zorunda kalan falin tehlike hali aynı ağırlıkta değildir. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için suçun işlenmesini önlemeyi en temel amaç olarak benimseyen kanun koyucunun amaçlarından biri de toplumu oluşturan ve barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşama hakkına sahip olan mağdurun olabildiğince az zarar görmesinin sağlanmasıdır. Zira suçun maddi unsurlarından birini mağdur oluşturmaktadır. Toplumu oluşturan bütün bireyler gibi mağdur da suçun işlenmesine engel olmak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek toplumsal barışın sağlanmasına katkıda bulunmalıdır.

Somut olayımızda müştekiye ait motosikletin kontak kilidini bertaraf edip götüren sanığı, 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinden sorumlu tutmak yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan ve 5237 sayılı TCK’nun 1. ve 2. maddelerinde düzenlenen ceza kanununun amacı ve suçların kanuniliği ilkesine aykırı olacağı gibi aşağıda açıklanacak olan benzer olaydaki yerleşik içtihatlara ve bunun sonucu olarak da hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik prensiplerine aykırı olacağı kuşkusuzdur.

Yukarıdaki açıklamalar ve öğreti ile uygulamada benimsenen görüşler doğrultusunda somut olayımıza baktığımızda;

Müşteki tarafından ne şekilde kilitlendiği ve nasıl çalıştırıldığı anlaşılamayan ancak Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi tarafından sokağa park edilmiş ve kilitli motorsikleti götüren sanık hakkında yerel mahkeme tarafından 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmiş ise de sanık aleyhine kurulan bu hükme Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iştirak edilmemiştir.

Eylemin niteliğine yönelik itirazımızın daha iyi anlaşılabilmesi için sabit bir noktaya bağlı olmaksızın kendi kilit sistemiyle kilitlenen motosikletin sürüklenerek ya da alet kullanılmaksızın çalıştırılarak götürülmesi durumunda TCK’nun 142/1-e maddesinde yazılı bulunan suçun oluşamayacağının yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanmasına karşın bu madde ile aynı sonucu doğuran TCK’nun 142/1-b maddesinin uygulanmasını haklı gösteren sonuca ulaşılmasının mümkün olup olamayacağının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Böyle bir sonucun; Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin çok uzun yıllardan beri oluşturduğu içtihatlarında benimsenen ana ilkelere aykırı olacağı gibi Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin içtihatlarına da aykırı olacağı açıktır.

Zira gerek Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi gerekse Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi benzer olaylarda örneğin kapısı açık ya da kilitli olan araçların düz kontak yapılarak götürülmesinden sonra uzun süre bu şekilde kullanılması mümkün olmadığından, bir süre sonra kontak anahtarı yapılarak bu şekilde kullanılmaya devam edilmesinden ibaret eylemlerden dolayı 5237 sayılı TCK’nun 142/1-b ya da 141/1. maddelerinde yazılı bulunan suçların oluşacağına karar vererek bir anlamda suça konu eşyaların hırsızlık suçunun tamamlandığı ‘hakimiyet sahasına geçirme’ aşamasına kadar aşılan engel ya da eşyanın bulunduğu yer veya kullanılan alete göre eylemin niteliğinin belirlenmesi yolunu seçerken, suça konu eşyaların hakimiyet sahasına geçirilmesinden sonra yapılan işlemlerin haklı olarak eylemin niteliğini değiştirecek bir etkiye sahip olmadıkları kabul edilmiştir. Aksi durumda anahtarı olmaksızın çalınan araç, çok uzun bir süre sonra taklit anahtar kullanılarak ya da anahtar uydurularak çalıştırılmaya devam edildiğinin tespiti halinde 5237 sayılı TCK’nun 142/2-d maddesindeki suçun oluşacağını kabul etmek gerekir ki uygulamada böyle bir içtihada rastlanılmamıştır. Zaten Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi de itiraza konu uyuşmazlıkta suça konu motosikletin kilitli olmadığını kabul ederek TCK’nun 142/1-b maddesinde yazılı bulunan suçun oluşacağına karar veren yerel mahkeme kararına iştirak etmeyerek böyle bir tartışmanın ortaya çıkmasına engel olmuştur.

Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 27.09.2011 tarih, 2007/11616 E- 2011/40363 K sayılı ilamında;

Yakınanın 10.07.2005 günü 16 … … plakalı 1994 model Murat Şahin marka aracını kapılarını kilitlemeden park edip ayrılmasından sonra, sanık tarafından düz kontak yöntemiyle çalıştırılıp bulunduğu yerden çalınması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesi kapsamında kaldığı dikkate alınmadan uygulama olanağı bulunmayan 765 sayılı TCK’nun 491/ilk, 522 ( pek fahiş ), 59. maddelerinin tatbiki suretiyle ceza tayini kanuna aykırı olup öncelikle suç tarihinde yürürlükte olan kanuna göre uygulama yapılması zorunluluğundan dolayı yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 09.02.2010 tarih, 2008/15055 E- 2010/860 K sayılı ilamında;

Hırsızlığın, ‘adet veya tahsis ya da kullanımı gereği açıkta bırakılmış eşya’ niteliği bulunmayan, sokak üzerinde park halinde bırakılan yakınana ait aracın düz kontak yapılarak çalınması suretiyle işlendiği, sanığın yüklenen suçu işlemediğini savunduğu, 14.12.2006 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu içeriğinde araç üzerinde zorlama izinin bulunmadığının belirtildiği ve taklit anahtarla ya da diğer bir aletle aracın kilidinin açıldığına ilişkin kanıtın da bulunmadığının anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesine uyduğu gözetilmeden, aynı Yasanın 142/1-b maddesi ile uygulama yapıldığı gerekçesiyle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesinin 22.02.2010 tarih, 2008/8421 E – 2010/1639 K, 22.04.2010 tarih, 2010/11549 E – 2010/4772 K, 09.02.2010 tarih, 2008/15055 E – 2010/860 K, 22.02.2010 tarih, 2008/8421 E – 2010/1639 K , 22.04.2010 tarih, 2010/11549 E – 2010/4772 K, 2007/11616 E – 2011/40363 K sayılı ilamlarında benzer görüşlere yer verilmiştir.

Yukarıdaki içtihatlara konu edilen eylemlerin tamamında, herhangi bir alet kullanılmaksızın düz kontak yapılmak suretiyle çalınan araçların en son kullanım şekli araştırılmadan TCK’nun 141/1. maddesinde yazılı bulunan suçun oluşacağına karar verilerek bir anlamda suça konu eşyaların hakimiyet sahasına geçirilmesinden sonra yapılan işlemlerin eylemin niteliğini değiştirecek etkiyi sahip olmadığı yönündeki görüşümüz desteklenmiştir.

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere kontak anahtarı üzerinde bulunan aracın çalınması durumunda TCK’nun 141/1. maddesinde yazılı suçun oluşacağını kabul eden Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesi, açıkta bırakılan aracın düz kontak yoluyla çalınması durumunda TCK’nun 142/1-e maddesinde yazılı bulunan suçun oluşacağına karar vererek çelişkiye düşmüştür”,

Görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

Özel Dairece 18.10.2012 gün ve 20066-22152 sayı ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde görülmediğine ve 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın hırsızlık suçundan cezalandırılmasına karar verilen ve suçun sübutuna yönelik bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park haline bırakılan motosikletin çalıştırılarak götürülmesi şeklindeki eylemin 5237 sayılı TCK’nun 141/1 ya da 142/1-e maddelerinde yazılı suçlardan hangisini oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden;

10.12.2005 günü saat 19.20 de Kadirli’de iki bina arasındaki açık alandan götürülen suç konusu 1998 model 103 Peugeot marka motosikletin 06.02.2006 tarihinde plakasız olarak Ceyhan’da görüldüğü, sürücü İ. A.’nın yakalandığı ve motosiklete el konulduğu,

Tanık İ. A.’nın ifadesi ile kimlik bilgileri belirlenen sanık O. T. hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı,

Yargılama aşamasında 03.05.2007 günü yapılan keşfe katılan teknik bilirkişinin 18.05.2007 günlü raporunda, “….olayın akşam saatlerinde meydana geldiği, mobiletin kilitli olsa dahi hareket kabiliyetinin tamamen kısıtlanmadığı ve ağırlığından dolayı yerinin kolaylıkla değiştirilebileceği, olay yerinin herkes tarafından kullanılabilen bina vasfında ve bina eklentisi olan yerlerden olmayıp açık alan sayıldığı, mobileti olay yerinde bırakmanın adet gereği olup herkesin sözkonusu yere küçük araçlarını bıraktığı” görüşünü bildirdiği,

Müşteki A. K.’in soruşturma aşamasında; mobileti iki bina arasındaki açık alana parkedip Coşkunlar İşhanına gittiğini, arkadaşına bakıp dışarı çıktığında mobiletin bıraktığı yerde olmadığını söylediği,

Sanık O. T.’ün savunmasında; Andırın Caddesi üzerinde yola park edilmiş vaziyette bulunan Peugeot marka kırmızı renkli bir motosikleti kilitsiz olmasından yararlanarak çalıştırdığını ve Ceyhan’a götürüp, Köprülü Köyünde ismini hatırlayamadığı bir kişiye 50 Lira karşılığında sattığını belirttiği,

Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 141. maddesinde yer alan “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun basit şekli hüküm altına alınmıştır.

Aynı Kanunun “Nitelikli Hırsızlık” başlıklı 142. maddesinde ise;

” ( 1 ) Hırsızlık suçunun;

a ) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,

b ) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,

c ) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,

d ) Bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,

e ) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,

İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…” şeklindeki düzenleme ile suçun nitelikli hallerine yer verilmiştir.

Uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak bu maddenin 1. fıkrasının ( e ) bendinin uygulanma şartları üzerinde durmak gerekmektedir.

Belirtilen bentteki suçun oluşabilmesi için, hırsızlık fiilinin adet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işlenmesi gerekmekte olup, bu bölüme ilişkin madde gerekçesinde de; “fıkranın ( e ) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur” şeklinde açıklamalara yer verilmiş, böylece maliklerince her türlü denetim, gözetim ve önlemden yoksun olan, sahiplerince sürekli biçimde korunmalarındaki zorluk nedeniyle açık alanda bulunan eşyanın başkaları tarafından alınabilmesinin kolaylığını dikkate alan bir düzenleme yapılmıştır.

Suçun konusu açıkta bırakılmış eşya olup, “açıkta bırakılmış eşya” ifadesinden özel alanlar dışında kalan caddeler, sokaklar, parklar, bahçeler, tarlalar, sahil kenarları ve bunun gibi yerlerde bırakılmış eşyalar akla gelmelidir. Bununla birlikte maddedeki nitelikli halin oluşması için, eşyanın açıkta bırakılması yeterli olmayıp, hangi nedenle açıkta bırakıldığının araştırılması ve adet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılma şartlarının da aranması gerekecektir.

5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde yer alan nitelikli hırsızlığın karşılığı 765 sayılı TCK’nun 491/2. maddesinde; “adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında hırsızlık” olarak düzenlenmiştir. İki madde birbiriyle paralel hükümler içermekte ise de, umumun tekefülü ya da kamunun güvencesine bırakılma şeklinde ifade edilen unsur 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde bulunmadığından, açıkta bırakmanın adet, tahsis ya da kullanım gereği nedenlerine dayandığının tespiti yeterli kabul edilmiş ve böylece nitelikli halin uygulama alanı 765 sayılı TCK’na göre genişletilmiştir.

Öğretideki görüşlere göre “âdet”; toplumda süreklilik kazanan, alışkanlık oluşturan ve genellik karakterini taşıyan, kamu düzenine, kanunlara ve ahlaka aykırı olmayan, uygunlukları nedeniyle kanunlarca korunabilir nitelikteki yaygın davranış biçimi olarak tanımlanmış olup, zamana, yere ve bölgeye göre değişebileceği ancak kişisel alışkanlıkları kapsamadığı kabul edilmektedir.

“Tahsis” kelimesi, eşyanın bir iş için özgülenmesi, ayrılması, belirlenmesi ve hasredilmesi anlamına gelmektedir ki, parka gelenlerin oturmasına tahsis edilmiş durumda olan banklar bu kapsamda değerlendirilmelidir.

“Kullanım gereği” ibaresi ile, eşyanın kullanılması için açıkta bırakılmasının zorunlu olduğu durumları kastedilmekte olup, sözkonusu eşyanın amacına uygun kullanılabilmesi ve kendisinden beklenen fonksiyonu eda edebilmesi için açıkta durmasının gerekli olduğu hallerde bu nitelikli hal uygulanacaktır.

Doktrindeki yaygın görüşlere göre, suça konu eşyanın genel ve kamuya açık bir yerde bulunmayıp herkesin rahatlıkla girip çıkamayacağı bir yere bırakılması, açıkta bırakılmasının adet gereği veya tahsis ya da kullanımları gereği zorunlu olmaması, sahibi veya zilyedi ya da onlar adına başkasının gözetimi altında olması, toprağa veya zemine bağlanması nedeniyle çalınmasının zorlaştırılması, ebat ve ağırlığı gereği çalınmasının normalin üstünde bir güç ve teknik yardım gerektirmesi durumlarında sözkonusu nitelikli halin uygulanmayacağı kabul edilmekte, elektrik ve telefon direkleri, çeşmeler, elektrik lambaları, demiryollarındaki raylar, tarlalardaki tarım araçları ve toplandıktan sonra bırakılan mahsuller, deniz kıyısında bırakılan kayıklar ve ağlar, trafik işaret ve lambaları, inşaata bırakılan inşaat malzemeleri ve demirler, cami önündeki raflara bırakılan ayakkabılar, anıtlara bırakılan çelenkler, yol kenarlarına yığılan taş ve çakıllar, gemilerdeki can yelekleri ve filikalar, binalar üzerindeki paratonerler, sel ve baskınların önlenmesi için yapılmış duvar taşları ve kapaklar, deprem anında acil müdahale için gerekli malzemelerin bulunduğu deprem konteynırları bu nitelikli hal kapsamında bulunan eşyalara örnek olarak gösterilmektedir. ( Sulhi Dönmezer, Mala Karşı Cürümler, Beta Yayınevi, 2001, s.388, Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2010, s. 1410; İsmail Malkoç, Yeni Türk Ceza Kanunu, Malkoç Kitapevi, 2005, s.938; Kubilay Taşdemir, Ramazan Özkepir, Sahtecilik ve Mala Karşı Cürümler, Adil Yayınevi, 1999, s.332 )

Uyuşmazlık konusu olan, sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park halinde bırakılan motosikletlerin bir iş için özgülendiği söylenemeyeceğinden, tahsis gereği açıkta bırakılan eşya kabul edilemeyeceği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

Değişen sosyal ve ekonomik şartlar gözönüne alındığında, motosiklet kullanımının özellikle sıcak iklimli bölgelerde kullanım kolaylığı nedeniyle yaygınlaştığı, hemen her evde en az bir adet motosikletin bulunduğu, sayılarının gün geçtikçe çoğaldığı ve gündüz kullanımlarında geçici işler nedeniyle motosikletlerin sabit bir noktaya bağlanmaksızın cadde kenarlarına park edilmek suretiyle açıkta bırakılmasının bir kısım bölgelerde genel bir alışkanlık haline geldiği bilinmekle birlikte, âdet gereği açıkta bırakıldığının söylenebilmesi için, âdetlerin zaman ve yere göre de değişebileceği de gözönüne alındığında suçun işlendiği yörenin sosyal koşullarının da ayrıntılı olarak bilinmesi gerekmektedir.

Sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park halinde bırakılan motosikletlerin çalınması eyleminin açıktan basit hırsızlık suçunu oluşturduğu 2011 yılına sürdürülen yargısal uygulamalarda kabul edilegelmiş ise de; yalnızca sokaklar ve caddeler gibi açık alanlarda kullanılabilen, sayıları gün geçtikçe çoğalan, her zaman ve özellikle gün içinde otopark ya da bina içlerine park edilmeleri mümkün olamayan, cadde kenarlarına tedbir alınmaksızın park edilmeleri zorunluluk haline gelmiş bulunan motosikletlerin kullanım gereği açıkta bırakılmalarının kaçınılmaz olduğunun, buna göre de hırsızlık konusu olduklarında 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin 1. fıkrasının ( e ) bendinde düzenlenen nitelikli halin oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sabit bir noktaya bağlı olmaksızın iki bina arasındaki açık alana kilitsiz olarak parkedilen suç konusu motosikletin çalınması şeklindeki eylemin, kullanım gereği açıkta bırakılan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanığın TCK’nun 142/1-e maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararı yerindedir.

Bu itibarla, Özel Daire onama kararında bir isabetsizlik bulunmayıp haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri “sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park haline bırakılan motosikletin çalıştırılarak götürülmesi şeklindeki eylemin 5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesi uyarınca basit hırsızlık suçunu oluşturduğu ve itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.12.2012 günü yapılan müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 18.12.2012 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2012/6-1247

K. 2012/1842

T. 11.12.2012

• HIRSIZLIK ( Sanığın Suç Tarihinde 12 – 15 Yaş Arasında Olduğu/Belirlenen Ceza Gözetildiğinde Olağan Dava Zamanaşımı 7 Yıl 6 Ay Kesintili Dava Zamanaşımının İse 11 Yıl 3 Ay Olacağı – Sanığın Mahkeme Huzurunda Sorgusunun Yapıldığı Tarih Gözetildiğinde Zamanaşımının Gerçekleşmediğinin Gözetileceği )

• MALIN DEĞERİNİN AZ OLMASI ( Hırsızlık/Sanığın Gözcülük Yaparken Diğer Sanığın Otomobilin Kelebek Camını Kırıp Araç İçindeki Alınabilecek Eşyayı Aldığı – Polis Tarafından Yakalandığı/Suçun İşleniş Şekli Gözetildiğinde Malın Değerinin Az Olması Nedeniyle İndirim Uygulanamayacağı )

• ZAMANAŞIMI ( Hırsızlık/Sanığın Suç Tarihinde 12 – 15 Yaş Arasında Olduğu – Sanığın Mahkeme Huzurunda Sorgusunun Yapıldığı Tarih Gözetildiğinde Zamanaşımının Gerçekleşmediğinin Kabulü Gereği )

• YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ ( Hırsızlık/Sanığın Suç Tarihinde 12 – 15 Yaş Arasında Olduğu – Sanığın Mahkeme Huzurunda Sorgusunun Yapıldığı Tarih Gözetildiğinde Zamanaşımının Gerçekleşmediğinin Kabulü Gereği )

5237/m.142, 143, 145

ÖZET : Hırsızlık suçunda; uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nun 145. maddesinin ( Malın değerinin az olması ) uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmeli ve bu değerlendirme yapılırken TCK’nun 143. maddesindeki ( suçun geceleyin işlenmesi ) artırımın zamanaşımının hesabında dikkate alınıp alınmayacağı da ele alınmalıdır. Sanığa atılı suça 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde ( Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında ) 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmekte olup suçun gece vakti işlenmiş olması nedeniyle 1/3 oranında artırım uygulandığında hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı 2 yıl 8 ay ila 6 yıl 8 ay arası olabilecektir. Olağan zamanaşımının 15 yıl, kesintili zamanaşımının ise, 22 yıl 6 ay olacağı, ancak, 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar hakkında zamanaşımı süreleri yarı oranında uygulanacağından sanık hakkında olağan dava zamanaşımı 7 yıl 6 ay, kesintili dava zamanaşımı ise 11 yıl 3 ay olacağı anlaşılmaktadır. Suç tarihi ve zamanaşımını en son kesen işlem tarihinin sanığın mahkeme huzurunda sorgusunun yapıldığı tarih olduğu gözönüne alındığında, dava zamanaşımının gerçekleşmediği görülmektedir.

Sanığın incelemeye konu olmayan diğer sanık ile birlikte, mağdurun araç camını kırıp içindekileri çalma konusunda anlaştıkları, sanığın gözcülük yaparken diğer sanığın otomobilin kelebek camını kırıp araç içindeki alınabilecek eşyayı aldığı, sanıkların daha sonra kovalamaca sonucu polis tarafından yakalandıkları ve çaldıkları bir adet oto teybi, oto teyp kumandası, 3 adet parfüm, 9 adet müzik CD’si, bir adet teyp kasedi ile ayrıca kelebek bıçak ve tornavida ele geçtiği, suçun işleniş şekli itibariyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı gözetilmelidir.

DAVA : Hırsızlık suçundan sanık O. A. hakkında 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesi uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine ilişkin, Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesince verilen 26.11.2007 gün ve 590-1464 sayılı hükmün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 25.02.2009 gün ve 9704-3807 sayı ile;

“… 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesindeki ‘malın değerinin azlığı’ kavramının, 765 sayılı TCK’nun 522. maddesindeki ‘hafif’ veya ‘pek hafif’ ölçütleriyle her iki maddenin de cezadan indirim olanağı sağlaması dışında benzerliği bulunmadığı, ‘değerin azlığının’ 5237 sayılı Yasaya özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, yasa koyucunun amacı ile suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın kastı da gözetilmek suretiyle, daha çoğunu alma olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak da gerekiyorsa ceza vermekten vazgeçilebileceği ölçüdeki düşük değerler esas alınmak, yasal ve yeterli gerekçeleri de açıklanmak koşuluyla uygulanabileceği düşünülmeden, bu maddeye düzenleniş amacının dışında yorumlar getirilerek, değer az kabul edilip ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmesi”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi ise 23.12.2009 gün ve 57-522 sayı ile;

“… Olay tarihinde sanıkların, müştekinin araç camını kırıp içinden mal çalma konusunda anlaştıkları, sanık Ramazan’ın camı kırıp içinde malları aldığı ve gözcülük yapan O.’e parfümü verdiği, daha sonra polislerce sanıkların yakalandıkları, her ne kadar sanıkların suçu sabit olmuşsa da, olayın cereyan tarzı, malların değeri, sanık O.’ün şahsi hali nazara alınarak ceza verilmemek suretiyle onun topluma kazandırılmasının daha uygun olacağı”,

Gerekçesiyle direnmiştir.

Bu hükmün de o yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “zamanaşımından bozma ve düşme” istekli 30.06.2012 gün ve 143430 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık O. A. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmaktadır.

Sanık hakkında yerel mahkemece 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesi uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilen somut olayda Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nun 145. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmeli ve bu değerlendirme yapılırken TCK’nun 143. maddesindeki artırımın zamanaşımının hesabında dikkate alınıp alınmayacağı da ele alınmalıdır.

İncelenen dosya içeriğinden; 14.09.1991 doğumlu olup suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan sanık O. ile incelemeye konu olmayan sanık Ramazan’ın mağdura ait sokağa park edilmiş otomobilden hırsızlık yapmak için anlaştıkları, sanık O.’ün gözcülük yaparken sanık Ramazan’ın aracın sağ arka kelebek camını kırdığı, aracın içinden çaldıkları eşya ile yürüdükleri sırada gece 02.30 sıralarında devriye görevi yapan kolluk güçlerini görünce kaçmaya başladıkları, kovalamaca sonucu yakalandıkları, yapılan üst aramalarında, kafa kısmı olmayan bir adet oto teybi, oto teyp kumandası, 3 adet parfüm, 9 adet müzik CD’si, bir adet teyp kasedi, kelebek bıçak ve tornavida ele geçtiği, teybin değerinin 175-190 Lira olarak tespit edildiği, mağdurun mahkeme aşamasındaki beyanına göre bu eşyanın kendisine iade edildiği anlaşılmaktadır.

Öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği ve TCK’nun 143. maddesindeki artırımın zamanaşımının hesabında dikkate alınıp alınmayacağı değerlendirilmelidir:

5237 sayılı TCK’nun “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesi; “ ( 1 ) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;

a ) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b ) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c ) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d ) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e ) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,

Geçmesiyle düşer.

( 2 ) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

( 3 ) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.

( 4 ) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” şeklinde düzenlenmiştir.

Buna göre 5237 sayılı Kanunun 66. maddesinde, 765 sayılı Kanunun zamanaşımını düzenleyen 102. maddesine göre daha uzun süreler öngörülmüş böylece kamu davalarının zamanaşımına uğramasının önüne geçilmek istenmiş, buna karşın çocuklar hakkında yaş gruplarına göre kademeli olarak daha kısa zamanaşımı süreleri getirilmiştir. Bu kapsamda 5237 sayılı TCK’nun 66/2. maddesindeki; “Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının… geçmesiyle kamu davası düşer” şeklindeki düzenleme ile 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar açısından zamanaşımı yetişkin sanıklara göre yarı oranında kısaltılmış bulunmaktadır.

5237 sayılı TCK’nun 66. maddesinin 3. fıkrasında, zamanaşımının belirlenmesinde suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin de göz önünde bulundurulacağı belirtildiğinden, uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir çözüme ulaşılabilmesi açısından, aynı kanunun 143. maddesindeki düzenlemenin suçun nitelikli halini mi, yoksa ağırlatıcı nedenini mi oluşturduğu hususunun öncelikle belirlenmesi gerekmektedir.

Sanığa atılı hırsızlık suçu 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesinde; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” olarak tanımlanmıştır. TCK’nun “Nitelikli hırsızlık” başlıklı 142. maddesinin konumuza ilişkin ilk fıkrası;

” ( 1 ) Hırsızlık suçunun;

a ) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,

b ) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,

c ) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,

d ) Bir afet veya genel bir felâketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,

e ) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,

f ) Elektrik enerjisi hakkında,

İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde, suçun gece vakti işlenmesi ise aynı kanunun 143. maddesinde; “Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte birine kadar artırılır” biçiminde düzenlenmiştir.

765 sayılı Kanunun sisteminde, suçun temel şekline göre cezanın arttırılmasını veya azaltılmasını gerektiren hususlara “ağırlaştırıcı sebepler” ve “hafifletici sebepler” denilmekte iken 5237 sayılı Kanunda, suçun temel şekline göre cezanın artırılmasını veya azaltılmasını gerektiren nedenler nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bunun sonucu olarak da nitelikli haller yalnızca daha ağır cezayı veya cezada artırımı gerektirmemekte, kanunda daha az cezayı gerektiren nitelikli haller de yer almaktadır. ( Kayıhan İÇEL- Füsun SOKULLU AKINCI- İzzet ÖZGENÇ- Adem SÖZÜER- Fatih Selami MAHMUTOĞLU- Yener ÜNVER, Suç Teorisi, 2. Bası, İstanbul, 2002, s.89; İzzet ÖZGENÇ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, Ankara, 2010, Seçkin Yayınevi, s.199-200; Mahmut KOCA- İlhan ÜZÜLMEZ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2012, Seçkin Yayınevi, s.128-129 )

Nitekim bir şuça ilişkin olarak hem daha ağır hem de daha az ceza verilmesini gerektiren hallerin gerçekleştiği ahvalde TCK’nun 61/4 maddesinde; “Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır” denilmek suretiyle, daha az cezayı gerektiren hallerin de nitelikli hal olarak kabul edildiği açıkça vurgulanmıştır. Bu kapsamda, TCK’nun 146. maddesinde, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi, 150. maddesinde, yağma suçlarının bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi, daha az cezayı gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir.

Öğretide nitelikli haller; fiilin işleniş tarzı, fiilin işlendiği yer ve zaman, failin sıfatı, mağdurun sıfatı, fail ile mağdur arasındaki ilişki, suçun konusu, fiilin işlenmesinde güdülen amaç gözönüne alınarak sınıflandırılmaktadır. ( İzzet ÖZGENÇ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, Ankara, 2010, Seçkin Yayınevi, s.199-202; Mahmut KOCA- İlhan ÜZÜLMEZ, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. Bası, Ankara, 2012, Seçkin Yayınevi, s.128-129 )

5237 sayılı TCK’nun bazı maddelerinde suçun nitelikli hali için, bağımsız yaptırım öngörülmüş iken ( örneğin; 94/2-3, 102/2, 103/2, 106/2, 109/2, 149/1. maddeleri ), bazı maddelerinde suçun temel şekli için belirlenen cezanın belli oranlarda artırılması yöntemi tercih edilmiş ( örneğin; 86/3, 102/3, 103/3-4, 109/3. maddeleri ) bazı maddelerinde ise suçun nitelikli halleri için hem bağımsız bir ceza öngörülmüş ( örneğin; 102/2, 103/2, 109/2. maddeleri ), hem de aynı maddenin müteakip fıkralarında yer alan nitelikli haller için cezanın belirli bir oranda artırılması esası kabul edilmiştir. ( örneğin; 102/3, 103/3-4, 109/3. maddeleri )

Kanunda, suçun nitelikli halleri için bazı maddelerde bağımsız bir ceza öngörülmesi, bazı maddelerde ise cezanın belirli bir oranda artırılması esasının kabulü, uygulamada bir takım zorluklara neden olsa da, bu tercih bütünüyle kanun koyucunun takdiridir. Bununla birlikte bu takdir, kanunda cezanın belirli bir oranda artırılmasının öngörüldüğü hallerin nitelikli hal olmayıp ağırlaştırıcı neden olduğu anlamına da gelmemektedir. Kanun koyucunun bu tercihi, benzer konularda farklı bir uygulamaya ve bu bağlamda adaletsiz sonuçların doğmasına yol açmamalıdır. Bağımsız yaptırım öngören nitelikli haller yönünden, nitelikli halin cezasının üst sınırının dikkate alınması, buna karşın belirli bir oranda artırım öngören maddelerde ise bağımsız ceza öngörülmemesi nedeniyle nitelikli hal olmadığı kabul edilerek bu artırımın dikkate alınmaksızın suçun temel şeklinin cezasının nazara alınması eşitsizlik ve adaletsizliğe yol açabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 43-71 sayılı kararında da benzer hususlara işaret edilmiştir.

Bu nedenle, nitelikli haller açısından kanun koyucunun tercih ettiği yaptırım sistemi dikkate alınmaksızın, ister bağımsız bir yaptırım öngörülmüş olsun, isterse belirli bir oran dahilinde artırım yöntemi tercih edilmiş olsun, zamanaşımı süreleri daha ağır cezayı gerektiren tüm nitelikli haller dikkate alınarak belirlenmelidir. ( Sedat BAKICI, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2.bası, Ankara, 2008, Adalet Yayınevi, s.1465 )

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığa atılı suça 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmekte olup suçun gece vakti işlenmiş olması nedeniyle aynı kanunun 143/1 maddesi uyarınca 1/3 oranında artırım uygulandığında hürriyeti bağlayıcı cezanın miktarı 2 yıl 8 ay ila 6 yıl 8 ay arası olabilecektir. Bu taktirde TCK’nun 66/1-d maddesi gereğince olağan zamanaşımının 15 yıl, kesintili zamanaşımının ise, 22 yıl 6 ay olacağı, ancak, aynı maddenin 2. fıkrasına göre 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar hakkında zamanaşımı süreleri yarı oranında uygulanacağından sanık hakkında olağan dava zamanaşımı 7 yıl 6 ay, kesintili dava zamanaşımı ise 11 yıl 3 ay olacağı anlaşılmaktadır. Suç tarihinin 26.07.2005 ve zamanaşımını en son kesen işlem tarihinin sanığın mahkeme huzurunda sorgusunun yapıldığı 15.05.2007 tarihi olduğu gözönüne alındığında, dava zamanaşımının gerçekleşmediği görülmektedir.

Bu itibarla sanık O. A. hakkında hırsızlık suçundan açılan kamu davasında zamanaşımı gerçekleşmemiştir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul Üyesi; “Hırsızlık suçunda nitelikli hallerin 5237 sayılı TCK’nun 142. maddesinde düzenlendiği, kanun koyucunun suçun gece vakti işlenmesini nitelikli hal olarak öngörmediği ve nitelikli haller arasında saymadığı, TCK’nun 143. maddesinde müstakil bir ceza miktarının değil artırım oranının belirlendiği, suçun gece vakti işlenmiş olması halinin nitelikli hal olarak değil ağırlaştırıcı neden olarak düzenlendiği, bu nedenle TCK’nun 143. maddesinin zamanaşımının hesabında dikkate alınmaması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

Ceza Genel Kurulunca dava zamanaşımının gerçekleşmediğine karar verilmiş olması nedeniyle diğer uyuşmazlık konusu olan sanık hakkında TCK’nun 145. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı ile ilgili değerlendirmeye gelince:

Bu uyuşmazlık Ceza Genel Kurulunun 30.03.2010 gün ve 17-65, 15.12.2009 gün ve 242-291 ile 13.11.2007 gün ve 210-234 sayılı kararlarında çözüme kavuşturulmuştur.

5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinde; “ ( 1 ) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir” hükmü yer almakta iken, anılan hüküm suç tarihinden önce 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 16. maddesi ile; “ ( 1 ) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir” şeklinde değiştirilmiş, madde ile hırsızlık suçlarına, “konu edilen değer”in azlığı nedeniyle hakime, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde, geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.

Anılan maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş, ancak hakime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Ne var ki, kanun koyucu, hakimin takdirini, soyut ve farklı bir disiplinle sınırlandırmıştır. O da; “az olarak kabul edilecek değerin”, ceza vermekten vazgeçmesini gerektirecek ehemmiyetsiz ölçüde olması, başka bir ifade ile değere dayalı ihlalin ceza verilmemeyi nesafeten haklı saydıracak alt düzeyde bulunmasıdır. Hakim, çalınan veya çalınmaya teşebbüs edilen bu değerin azlığını ya indirimli bir cezayla ya da suçun işlenmesindeki özellikler itibarıyla ceza vermemekle değerlendirebilecektir.

Maddenin ilk metninden sonraki değişiklikte; “suçun işleniş şekil ve özellikleri göz önünde bulundurularak” ibaresinin, “cezada indirim” seçeneğinden sonra ve “ceza vermekten vazgeçilebilir” seçeneğinden önce yazılmasının, suça konu malın değerini farklılaştırmayacağı açıktır. Bu nedenle; “az ceza verme” seçeneğinde daha yüksek değerin aranacağı, “ceza vermekten vazgeçme” halinde ise daha az bir değerin aranmasının gerekli olduğu sonucuna ulaşılmamalıdır.

Bu itibarla, 5237 sayılı Kanunun 145. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCK’nun 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma gidilmemeli, Yargıtay’dan, anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde, yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. 5237 sayılı Kanunun 145. maddesinin konuluş amacı gözetilmeli, anılan hükmün 765 sayılı TCK’nun 522. maddesinden farklı olduğu kabul edilmelidir.

Hakim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, suçun işleniş şekli, mağdur veya sanığın konumu, olayın gerçekleştiği yer ve zamanı dikkate alacak, 5237 sayılı TCK’nun 3. maddesinde işaret edildiği üzere, “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde bir cezaya hükmetmek suretiyle ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim veya ceza verilmemesinden ibaret değildir. Olayın özelliği, mağdurun konumu, failin kişiliği ve suçun işleniş şekli her olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, maddenin uygulanıp uygulanmaması ve özellikle ceza verilmeme haliyle ilgili seçeneğin, eylemin failine uygun düşüp düşmeyeceği belirlenecek ve takdirin gerekçesi de kararda gösterilecektir.

Ancak burada 5237 sayılı TCK’nun 147. maddesinde düzenlenmiş bulunan “ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için hırsızlık suçunun işlenmesi” hali ile 145. maddede öngörülen “değer azlığı” kavramı karıştırılmamalıdır. Kanunun 145. maddesinde öngörülen değer azlığı ile zorunluluk halini düzenleyen 147. maddenin uygulanma şartları birbirinden farklı olup, 147. maddenin ayırıcı kıstası hırsızlığın ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için yapılmasıdır.

Buna karşılık anılan kanunun 145. maddesinin uygulanmasındaki en önemli kriter kuşkusuz değer ölçüsüdür ve bu değerin “ceza vermeme” halini de haklı saydıracak düzeyde az olmasıdır.

Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak somut olay değerlendirildiğinde;

Sanık O.’ün incelemeye konu olmayan diğer sanık R. D. ile birlikte, mağdurun araç camını kırıp içindekileri çalma konusunda anlaştıkları, sanık O.’ün gözcülük yaparken sanık Ramazan’ın otomobilin kelebek camını kırıp araç içindeki alınabilecek eşyayı aldığı, sanıkların daha sonra kovalamaca sonucu polis tarafından yakalandıkları ve çaldıkları kafa kısmı olmayan bir adet oto teybi, oto teyp kumandası, 3 adet parfüm, 9 adet müzik CD’si, bir adet teyp kasedi ile ayrıca kelebek bıçak ve tornavida ele geçtiği, teybin değerinin 175-190 Lira olarak tespit edildiği anlaşılmakta olup, bu şekilde gelişen olayda, suçun işleniş şekli itibariyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanık O. A. hakkında hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nun 145. maddesi uyarınca ceza vermekten vazgeçilmesine karar veren yerel mahkemenin direnme hükmünde isabet bulunmadığından bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesinin sanık O. A. hakkında verdiği 23.12.2009 gün ve 57-522 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın, yerel mahkemece Özel Daire bozma ilamına uyulmasına karar verilen sanık R. D. hakkında kurulan hükmün incelenmesi için Yargıtay 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2012 günü yapılan ilk müzakerede zamanaşımına ilişkin olarak yasal çoğunluk sağlanamadığından, 11.12.2012 günü yapılan ikinci müzakerede zamanaşımı açısından oyçokluğu, TCK’nun 145. maddesinin uygulanmasına ilişkin uyuşmazlık yönünden ise oybirliğiyle karar verildi.

yarx

T.C.

YARGITAY

13. CEZA DAİRESİ

E. 2013/6300

K. 2013/8846

T. 28.3.2013

• ENERJİ HIRSIZLIĞI ( Sanığın Katılan Kurumun Zararını Tazmin Ettiği – 6352 S.K. Uyarınca Sanık Hakkında Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verileceği )

• KAMU ZARARININ TAZMİNİ ( Kaçak Elektrik Kullanmak/Sanığın Katılan Kurumun Zararını Tazmin Ettiği – 6352 S.K. Uyarınca Sanık Hakkında Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verileceği )

• MÜHÜR BOZMA ( Kaçak Elektrik Kullanmak/Mührün Mevcudiyeti Gerektiği – Yetkili Makamlarca Kanuna Uygun Olarak Konulmuş Mühür Olmadığından Suçun Oluşmayacağı )

• CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR KARAR ( Kaçak Elektrik Kullanmak/Mühür Bozma Suçunun Oluşması İçin Mührün Mevcudiyeti Gerektiği – Yetkili Makamlarca Kanuna Uygun Olarak Konulmuş Mühür Olmadığından Suçun Oluşmayacağı )

5237/m.142, 203

6352/m.Geç.2

ÖZET : Kaçak elektirk kullanma/Enerji Hırsızlığı suçunda; sanığın, katılan kurumun zararını tazmin ettiği görülmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa’nın sanık lehine olduğu anlaşılmış ve bu kanunun Geçici 2. maddesinde getirilen düzenleme nedeni ile kurum zararını tazmin eden sanık hakkında ceza verilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Karar hukuka uygundur.

Mühür bozma suçunun sübuta ermesini sağlamak acısından öncelikle suçunu oluşumu için yetkili makamlarca kanuna uygun olarak konulmuş bir mührün mevcudiyeti gerekmektedir. Bununla beraber usulüne uygun konulmuş mühür olmalıdır. Yetkili makamlarca konuna uygun olarak konulmuş bir mühür olmadığından ve sanığın üzerine atılı suç sübuta ermediğinden ve yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediği sabit olduğundan sanığın üzerine atılı mühür bozma suçundan beraatına yönelik karar vermek gerekir.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR VE SONUÇ : Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre katılan vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 28.03.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.

YEREL MAHKEME İLAMI

T.C.

ÇAMELİ

ASLİYE CEZA MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2011/8 Esas

KARAR NO : 2012/60

TARİH : 17.10.2012

Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında mahkememizde yapılan duruşma sonunda:

Gereği düşünüldü:

İDDİA:

Çameli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/11/2010 tarih ve 2010/146 Esas sayılı iddianamesiyle; olay tarihinde müşteki kurum görevlilerince Belevi köyünde yapılan kontrolde şüpheli N.E.’in 1820265 abone nolu sayacında, sayaç girişinden ek alınarak tüketimin ölçülmeden süt sağma makinesi çalıştırmak suretiyle kaçak elektrik kullandığının tespit edildiğinden bahisle şüphelinin 5237 sayılı TCK’nın 142/1.f, 203/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

SAVUNMA:

Sanık talimatla alınan savunmasında: ”Ben karakolda bu olayla ilgili olarak ifade vermiştim. O ifadem doğrudur, aynen tekrar ederim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ben elektrik işinden anlamam. Evimin demir olan bahçe kapısının menteşeleri kırıldı. Ben de onları yaptırmak için İmamlar köyünde demircilik yapa A.O. isimli şahsı çağırdım. Bahçe kapımın menteşelerini yaptırdım. Yine aynı dönemde süt makinemi çalıştıramadığım için köyümüzde elektrik arızası işini yapan Z.H. i çağırarak makinemi çalıştırdı. fakat Z.H. herhangi bir şekilde elektrik almadı. Sadece A.O. kaynak yaparken sigortaları attı. Fakat ben A.’in elektriği nereden aldığını görmedim. Sadece eşim sayaçtan aldığını söyledi. Bunun dışında evime güneş enerjisi takmaya gelen kişiler de kaynak yaparken prizden elektrik almaya çalıştılar fakat sigorta attı. daha sonra bu güneş enerjisi takmaya gelen şahısların elektriği nereden aldıklarını görmedim çünkü ben o sıra evin etrafında uğraşıyordum. Bu güneş enerjisi takan kişilerin nereden geldiklerin bilmiyorum. Şu anda görsem tanıyamam. Sayaçtan ek almanın da yanlışlıkla bu çalışmalar esnasında yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Fakat benim sayaçtan ek almayla ilgili herhangni bir bilgim görgüm yoktur.” demiştir.

Sanık müdafi keşifteki beyanında; tutanakta sayacın mühürlü olup olmadığı belirtilmediğinden iddianamenin mühür bozmadan açılan kısmını kabul etmediklerini, sayacın bina dışında olduğunu, dolayısıyla herkesin müdahalesine açık olduğunu, kablonun müvekkilin bilgisi dışında sayaç dışı elektrik alımı noktasına bağlandığını, görevlilerin köyde çalışmaya başlandıktan 15 gün sonra müvekkilinin evine geldiklerini, müvekkilinin bu durumu bilseydi görevliler gelmeden düzeltmiş olacağını beyan etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Tanık A. T. beyanında: ” Ben kaynakçılık yapmaktayım. Ben N.E. ile çalışıp çalışmadığımı hatırlamıyorum. Yakın zamanda bu kişi ile hiç çalışmadım. Benim bilgim görgüm bundan ibarettir. ” demiştir.

6352 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce 5237 sayılı TCY’nın 142/1.f bendinde “Hırsızlık suçunun; … f ) Elektrik enerjisi hakkında, işlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” hükmüne yer verilmiştir.

05/07/2012 gün ve 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa’nın Geçici 2. maddesinin 2. fıkrası gereğince “Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyun ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hakkında hırsızlık suçundan dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar” ilişkin düzenleme getirilmiştir.

5237 sayılı TCY’nın 7/2 maddesi gereğince failin lehine olan Yasa’nın uygulanıp bu şekilde infaz edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Dosya kapsamına göre sanığın, katılan kurumun zararını tazmin ettiği görülmektedir. Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa’nın sanık lehine olduğu anlaşılmış ve bu kanunun Geçici 2. maddesinde getirilen düzenleme nedeni ile kurum zararını tazmin eden sanık hakkında ceza verilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Dosya kapsamındaki deliller göz önüne alınarak 5237 s. TCK.nın 7 ve 6352 s. Kanunun Geçici 2. maddeleri uyarınca sanık hakkında elektrik enerjisi hakkında hırsızlık suçundanceza verilmesine yer olmadığına;

Sanığın üzerine atılı ve TCK 203/1 maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun sübuta ermesini sağlamak acısından öncelikle suçunu oluşumu için yetkili makamlarca kanuna uygun olarak konulmuş bir mührün mevcudiyeti gerekmektedir. Bununla beraber usulüne uygun konulmuş mühür olmalı ki bu mührün konuluş amacına aykırı davranış ile TCK madde 203/1 de düzenlenen mühür bozma suçu oluşsun. Madde lafzı ve gerekçesi irdelendiğinde kişileri mühür bozma suçundan cezalandırmanın ön şartı usulüne uygun ve yetkili makamlar aracılığı ile konulmuş bir mühür olmasıdır. Tüm dosya kapsamı ve soruşturma evrakı incelendiğinde somut olayda elektrik sayacı ve bunun yanı sıra yetkili makamlarca usulüne uygun olarak konulmuş bir mührün mevcudiyeti söz konusu olmadığından sanığın üzerine atılı suçun unsurları bakımından eksik olduğundan davaya konu mühür bozma suçu yetkili makamlarca konuna uygun olarak konulmuş bir mühür olmadığından ve sanığın üzerine atılı suç sübuta ermediğinden ve yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediği sabit olduğundan sanığın üzerine atılı mühür bozma suçundan beraatına yönelik olarak aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Sanık N.E.’in üzerine atılı elektrik hırsızlığı suçundan lehine olan 6352 sayılı Yasa’nın Geçici 2. maddesi ve 5271 sayılı CMY’nın 223/4-a maddesi gereğince sanık hakkında CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

2-Sanık N.E.’in üzerine atılı mühür bozma suçundan atılı suçu işlediğine dair şüpheden uzak kesin kanaate vardıracak nitelikte delil bulunmadığından sanığın atılı suçtan CMK madde 223/2-e uyarınca BERAATİNE,

3-Yapılan tüm yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına,

Sanık kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 1.200,00 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,

Dair; sanığın ve müdafinin yüzüne karşı, katılan vekilinin yokluğunda, yüzüne karşı okunan ilgilisi için tefhimden itibaren, yokluğunda karar verilen ilgilisi için kararın tebliğinden itibaren bulundukları yer Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’ne veya Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya katibe beyanda bulunmak suretiyle düzenlettirilecek ve daha sonra hakime havale ettirilecek bir tutanak ile, 5320 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin 1. fıkrası hükmü delaletiyle 1412 sayılı CMUK’nun 310. maddesi uyarınca YARGITAY’A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, karar verildi.17.10.2012

yarx

T.C.

YARGITAY

13. CEZA DAİRESİ

E. 2013/6337

K. 2013/5876

T. 12.3.2013

• ENERJİ HIRSIZLIĞI ( Sanık Hakkında Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Dair Karar Verildiği – Sanığın Yargılama Giderlerinden Sorumlu Tutulamayacağı )

• CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA DAİR KARAR ( Sanığın Yargılama Giderlerinden Sorumlu Tutulamayacağı – Enerji Hırsızlığı )

• ELEKTRİK HIRSIZLIĞI ( Yargılama Giderlerinin Hazine Hazine Üzerinde Bırakılmasına Karar Verilmesi Gerektiği – Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verilen Sanığın Yargılama Giderleri İle Katılan Lehine Vekalet Ücretini Ödemesine Karar Verilemeyeceği )

• YARGILAMA GİDERLERİ ( Hazine Hazine Üzerinde Bırakılmasına Karar Verilmesi Gerektiği – Elektrik Hırsızlığı/Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verilen Sanığın Yargılama Giderleri İle Katılan Lehine Vekalet Ücretini Ödemesine Karar Verilemeyeceği )

• VEKALET ÜCRETİ ( Elektrik Hırsızlığı – Yargılama Giderlerinin Hazine Hazine Üzerinde Bırakılmasına Karar Verilmesi Gerektiği/Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verilen Sanığın Yargılama Giderleri İle Katılan Lehine Vekalet Ücretini Ödemesine Karar Verilemeyeceği )

5237/m.142

6352/m.Geç.2/2

5271/m.234/4-a

ÖZET : Enerji hırsızlığı suçunda; sanığın kusurundan kaynaklanan bir gider bulunmadığından, elektrik enerjisi hırsızlığı suçundan açılmış kamu davasında yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekir. Hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanığın yargılama giderleri ile katılan lehine vekalet ücretini ödemesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR : Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.03.2012 gün, 415-92 sayılı kararında da açıklandığı gibi, 5271 sayılı CMK’nın 327. maddesinin birinci fıkrası; “Hakkında beraat veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişi, sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edilir” şeklinde düzenlemeye yer vermiş olup, maddenin gerekçesinde ise ”sanığın kendi kusuruyla sebep olduğu giderler” kavramı ile “hakkında kamu davası açılmış olan kişi savsama ve kusuruyla bilirkişi veya tanıkların dinleneceği veya yüzleştirme yapılacak duruşmaya katılmaması ve bu işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi, kendisini suçlama gibi nedenlerden kaynaklanan” giderlerin anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.

Somut olayda ise, dosya kapsamına göre sanığın kusurundan kaynaklanan bir gider bulunmadığından, elektrik enerjisi hırsızlığı suçundan açılmış kamu davasında yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, 6352 sayılı Yasanın Geçici 2/2 ve CMK’nın 234/4-a maddeleri gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen sanığın yargılama giderleri ile katılan lehine vekalet ücretini ödemesine karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince istem gibi BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı kanunun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından yargılama gideri ve vekalet ücretinin sanığa yükletilmesine ilişkin bölümün çıkartılarak, ”Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi sureti ile hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.03.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.

yarx

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: