KOBİ HUKUKU

KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARI,

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇLARI,

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK,

VERGİ SUÇLARI,

İCRA SUÇLARI,

İFLAS SUÇLARI,  Ceza Hukuku alanına giren  bu suçlar ve Hukuk alanına giren:

TİCARET HUKUKU,

BORÇLAR HUKUKU,

FİKRİ HAKLAR HUKUKU,

İCRA VE İFLAS HUKUKU,

VERGİ HUKUKU,

Bütün  bu hukuk dallarına borçlular açısından bakan, borçlular penceresinden bu hukuk alanlarını yorumlayan hukukçu sayısı çok azdır; çünkü avukatlar için yaşayan firmalar ve onlardan gelen işler esas, iflas  ve benzeri durumlar istisnadır.  Bu nedenlerle de avukatların alacaklı hukukunda deneyimli olmaları gayet doğaldır, ayrıca da avukatlık ücreti alacaklı yanda daha garantili ve daha tatmin edicidir. Kısaca alacaklı yandan hem sürekli iş gelir, hem de para orda daha çoktur. Ne derler ; “düşenin dostu olmaz”.. Aşağıdaki  yazı  KOBİ hukukunu ana hatları ile inceliyor.  KOSİAD HUKUK KOMİSYONU daha çok borçlular hukuku alanında yoğunlaşmakta ve bu alanlarda hizmet sunmaktadır, çünkü KOSİAD 2.5 yıl önce zor duruma düşen bir grup  küçük ve orta işletme sahibi tarafından kuruldu. Hukuk Komisyonunda çalışan avukatlar dernek direktifleri doğrultusunda çalışmak zorundadırlar, aksi halde sözleşmeleri iptal edilir.

KOBİ HUKUKU 

Karşılıksız Çek, Resmi Belgede Sahtecilik, Nitelikli Dolandırıcılık, Vergi Suçları, İcra ve İflas Suçları; bütün bunları biz KOBİ Hukuku başlığı altında topluyoruz.  KOBİ Hukuku KOSİAD Hukuk Komisyonu’nun geliştirdiği bir kavram. Ülkemiz küçük ve orta işletmeler 30 yıldır bu suçların muhatabı oluyor; sanık olarak, ya da müşteki olarak, ama daha çok sanık olarak.. Genellikle küçük ve orta işletme yetkilileri bu suçlardan sanık durumundadırlar, banka, faktöring ve diğer finans kurumları ise müşteki konumundadırlar ve çoğu kez KOBİ yöneticileri gerçekte suçlu olmadıkları halde bu suçlardan sıkıntıya girmekteler, ceza almaktalar.. Bütün bu olumsuzlukların birçok nedeni vardır. Türkiye kapitalizmi gelişen bir kapitalizm, henüz kurum ve kuralları yerine oturmamıştır. Ekonomi sıkça krize girmekte ve her kriz döneminde bu suçlardan açılan davalar artmaktadır.

NASIL OLUYORDA KOBİLER GERÇEKTE BU SUÇLARI İŞLEME KASTI TAŞIMADIKLARI HALDE SAVCILAR TARAFINDAN SUÇLANABİLMEKTE VE CEZA ALMAKTADIRLAR?

Yargı mensupları ekonomik suçlarlarla ilgili yeteri kadar eğitimli değillerdir. Örneğin bir çekin nasıl piyasaya sürüldüğü, piyasada nasıl işlem gördüğü konularına yabancıdırlar. KOBİLER’i tanımamaktadırlar, iş hayatının akışından habersizdirler. Bu konularda bilirkişiye başvurulsa bile bu bilirkişi raporlarının değerlendirmesinde hatalar yapılmaktadır.  Diğer önemli bir neden de yargı mensuplarının esnafı üç kağıtçı olarak algılamaları. Bu konuda nerede ise ön yargıları var. Bu ön yargının oluşmasına neden olan ise bazı gerçekten yaşanmış olaylar ve geçmiştir. Geçmişte esnafın bir kısmı hileli ve aldatıcı davranışlar içerisinde olmuştur. Gelişmekte olan bütün ülkeler bu aşamalardan geçer; ancak son 20 yılda özellikle yaşananlar esnafın uyanıklığından değil gerçek iflaslardan kaynaklanmaktadır. Yani KOBİ’lerin batması hileli değil gerçek iflaslar,  daha çok küreselleşmeden ve kapitalizmin süreçlerinden kaynaklanmaktadır.

BİR ÖRNEK

İşletmelerde normal dönemlerde patron yerinde değilse veya meşgulse çeklere muhasebe çalışanları imza atmaktadırlar. Normal dönemlerde bu çeklerden bir sorun doğmaz, ne zaman kriz olur ve firma çeklerini ödeyemez o zaman patronlar resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlamaları ile karşılaşırlar. Geçekte bu olaylarda kasten işlenmiş bir suç yoktur, ama bunu savcılara, hakimlere anlatamazsınız. Burada masuniyet karinesi ters döner. Savcı sizin suçlu olduğunuzu delillerle kanıtlamak yerine sizi suçlar ve size suçlu olmadığınızı siz kanıtlayın der.. Eğer yargı mensupları ticari yaşamın gerçeklerini bilseler bu olaylarda kastın olup olmadığını araştırılar..Bunun için biraz firmanın geçmişine inmeleri ve çeklerin imzalanması konusunda geçmişte firmadaki uygulamaların ne olduğuna bakarlar. Mesela geçmişte aynı imzaların firmada kullanılıp kullanılmadığına ve kullanılmışsa bu çeklerin ödenip ödenmediğine bakarlar..

VERGİ SUÇLARI

Vergi suçları KOBİLER için bir başka alem.. Vergi daireleri zamanında etkili denetim yapamadıkları için vergi davalarında daha çok varsayımlara dayanmaktalar ve genellikle de vergi davalarını kaybetmektedirler ama vergi suçları mahkemelerde zor bir engel oluşturur. Bu suçlarla ilgili vergi dairelerinin yaptığı suç duyurularına itibar edilir ve varsayıma dayalı bu iddialarla davalar açılır, çoğu kez hüküm verilir. Bu suçlarda mahkemeler eğitimli değillerdir ve piyasa koşullarına yabancıdırlar. Kararlar rastgele gibidir. Bazen suçlular cezalandırılır, bazen de suçlu olanlar ortada gezerken masunlar onların yüzünden ceza alır. Oysa hem vergi davaları, hem de vergi suçları ile ilgili ceza davaları vergi dairelerinin zamanında yapacağı etkili denetim sonucu elde edeceği somut delillere dayanmıyorsa varsayımla dava açılmamalı, hüküm oluşturulmamalı.. Burada bütün eksiklik vergi denetimlerinin yetersizliğine dayanmaktadır. Bu ceza davalarında işin uzmanı  hukukçulardan ve mali müşavirlerden destek alınmalı..

İCRA VE İFLAS SUÇLARI

Bu suçlar KOBİ’ler için en tehlikeli suçlardır; çünkü bu suçların yargılamasında gerçek bir yargılama yoktur, suçların unsurları çok net değildir, TCK’ya hiç benzemezler. 6217 Sayılı Yargının Hızlandırılması Yasası ile bu suçların çoğunda temyiz kaldırıldı ve itiraza tabi tutuldular. İcra Ceza Mahkemelerinin verdiği bu kararları bu konuda hiçbir ihtisası olmayan Ağır Ceza Mahkemelerinde itiraz edeceksiniz;  ağır cezaların vereceği karar şöyle olacaktır:

“..mahkemenin kararı usul ve yasa aykırı olmadığından onanmasına…” şeklinde..

Birkaç satırlık bir onama kararı. Aslında bu onama kararlarının kendisi CMK ya aykırıdır. CMK mahkeme kararlarında nelerin yazılacağını tek tek saymaktadır.. CMK ya aykırı temyiz kararları, yani ağır ceza..

Bütün bu olumsuzlukları KOBİ ler işin uzmanı avukatlardan sürekli hizmet alarak aşabilirler.

KOSİAD Hukuk Komisyonu bu hizmetleri üyelerine eksiksiz vermektedir.

 

 

 

 

AF YOK

2011 ve 2012 yıllarında bir genel af olacağını düşünmüyorum. PKK nedeni ile bir genel affa kesin gözü ile bakmakta çok doğru bir yaklaşım değil. 2012 yılı Anayasa yılı olacaktır, yeni Anayasa aynı zamanda başkanlık sisteminin de yoğun olarak tartışıldığı bir zeminde hazırlanacak. Bu zeminde kürt sorunu da aynı yoğunlukta tartışılacaktır. Bir genel af ufukta yok; en azından beklendigi gibi bir genel af yok.
Özellikle karşılıksız çeke ceza önümüzdeki yılın gündeminde olmayacak bu koşullarda. Bu sorunun gündeme girmesi örgütlü bir mücadele ile ve toplumsal baskı oluşturarak mümkün olabilir. Böyle bir örgütlülük ise henüz görünürde yok.

Karşılıksız çek af v.s. DEVAMI

Korcan Çelikay’ın Avukatından Açıklama DEVAMI

Anayasa Mahkemesi Gerekçeli Kararı DEVAMI

AİHM Sürecini kısaltabiliriz

Sayfaya gitmek için buraya TIKLAYINIZ

YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR

DEVAMI

Çek borcundan yatılan hapis AİHM’e taşındı

 

Tarihe karışıyor

Çek borcunu ödeyemediği için hapse girme cezası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Türkiye aleyhine açılan dava ile tarihe karışabilir.

Çek Kanunu’na muhalefet ettiği gerekçesiyle adli para cezasına çarptırılan ve bu cezayı ödeyemediği için de 34 gün hapse mahkum edilen Hilmi D. bu durumun, “hiç kimsenin, borcu dolayısıyla özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı” şartını getiren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 4 no’lu protokolüne aykırı olduğu iddiasıyla AİHM’e başvurdu.

Hilmi D. hakkında, bazı çek bedellerini ödeyememesi nedeniyle “Çek Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla bir dizi dava açıldı.

O dönemde ticaretle uğraşan Hilmi D., Gebze 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bu suçlamadan yargılandığı bir davada 22 bin lira adli para cezasına mahkum edildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kararın ardından Şubat 2001’de Hilmi D’ye, para cezasını ödeme emri tebliğ etti. Ancak H.D, bu cezayı ödeyemediği için tutuklanarak, 34 gün cezaevinde kaldı.

AİHM’E TAŞIDI

H.D, cezaevinden çıktıktan sonra avukatı Bilal Kolbüken aracılığıyla bu durumu AİHM’e taşıdı.

Avukat Kolbüken’in mahkemeye posta yoluyla gönderdiği başvuruda, AİHS’nin 4 no’lu protokolünün 1. maddesinin, “hiç kimsenin borcundan dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı” şartını getirdiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

“Başvurucunun karşılıksız çıkan çek borcu dolayısıyla hapis cezasıyla cezalandırılması, sözleşmeye aykırılık teşkil etmektedir. Taraf devlet (Türkiye), çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle doğrudan hapis cezası vermiyor görüntüsü yaratmakta, oysa verilen adli para cezası ödenmediğinde, sanıklar fiilen özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktadır.”

Bu durumun, “sözleşmenin doğrudan ihlal edilmesi” anlamına geldiği savunulan başvuruda, H.D’nin cezaevinde kaldığı 34 gün için Türkiye’den 17 bin euro tazminat talep edildi.

HURRİYET

Posted in Genel. 6 Comments »
%d blogcu bunu beğendi: