İZZET ÖZGENÇ VE ÇEK YASASI

Çek yasası ile yapılan kötü bir siyaset, şark kurnazlığıdır. Çek yasasının çok güzel bir genel gerekçesi ve madde gerekçeleri vardır. Yasanın gerekçesine modern hukuk sistemi açısından bir eleştiri getiremeyiz, ancak yasa koyucu Türk Yargı Sistemini çok iyi bildiği için, bilmesi doğaldır, bilmemesi değil, yasayı sorun karşısında zaman kazanacak, yargıyı yanıltacak, Anayasa Mahkemesini ikilemde bırakacak şekilde hazırlamıştır.

MAHKEMELERİN 27 YILLIK UYGULAMASI

Bu blogda ve başka yerlerde benim sürekli atıf yaptığım eski Yargıtay başkanı, şimdiki onursal başkan Sami Selçuk’un bir tespiti vardır, şöyle:

  • TÜRK YARGISI AVCILIK ÇAĞINI YAŞIYOR,    
  • VE İÇTİHAT TAPINMACILIĞI,

Selçuk bu tespitinde avukatların dava kazanmak için Yargıtay kararı peşinde koştuklarını belirtiyor. Bu sözlerin yargıyı ayağa kaldırması gerekirdi.  Öyle olmadı. Kimse bunları tartışmadı, konuşmadı. 

Yasa koyucu, yasayı meclise sunan hükümet yargının bu yapısını biliyordu, yani mahkemelerin Yargıtay’ın kararını bekleyeceğini, daha da önemlisi 27 yıllık alışkanlıklarını devam ettirilerek 3167 nin 16/1 indeki karşılıksız çek suçunu şekli suç olarak uygulamaya geldikleri için yeni yasayı da bu şekilde uygulamaya devam edeceklerini biliyorlardı. Saman Yolu Haber TV de Prof. Dr. İzzet Özgenç aynı şeyi söyledi:

“ Mahkemeler eski Yargıtay İçtihatlarına göre karar vermeye devam ediyor, mahkemelerin bu yanlış kararlarını Yargıtay düzeltecektir. Biz 10. Ceza Dairesindeki hakimlerle görüşüyoruz. Onlarla bir yere kadar geldik. “

Özgenç, üç şeyi açıkça vurguladı.

1-Karşılıksız Çek Suçunun oluşması için KAST’IN varlığı şart,

2-Mahkemeler yanlış karar veriyor,

3-Yargıtay bütün bunların farkında,

İzzet Özgenç bir ceza hukuku akademisyenidir. Televizyon Söyleşisinde bir ceza hukuku akademisyeni gibi değil bir siyasetçi gibi konuşmasının bir nedeni ceza hukuku alanında konuştuğu sürece hükümete ve hakim çevrelere ters düşmek zorunda kalacağını çok iyi bilmesindendir. Diğer bir nedeni Cumhuriyetin kuruluş aşamasında adalete verilen işlevin hala etkilerini taşıyor olmasıdır.

CUMHURİYETİN TEMEL FELSEFESİNDEKİ YARGI ANLAYIŞI NEDİR?

Cumhuriyetin kuruluşunda adalet sistemini Mahmut Esat Bozkurt dizayn etmiştir.  Bu dizaynda yargıya tanınan temel işlev devrimlerin uygulanmasına yardımcı olmaktır. Burada bağımsız ve tarafsız bir yargı anlayışı yoktur. Bunun doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak bu yazının konusu dışındadır. Yargı devrim hükümetinin yargısıdır. Yargının diğer bir işlevi de yasama organı yerine geçerek yasa yapmaktır. Bugün birçok hukuk akademisyeni ve yüksek yargı mensupları  hukuk uygulamalarında ekonomiye atıf yapıyorlarsa bu anlayış Mahmut Esat Bozkurt’un tasarımladığı yargı anlayışının bir sonucudur.  Bu anlayışın temelini oluşturan Medeni Yasanın 1. Maddesini  İsviçre’den alınmıştır ve şöyledir:

A. Hukukun uygulanması ve kaynakları

MADDE 1.- Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.

Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa,  hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.

Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.

Görüldüğü gibi bu madde ile hakime yasama yetkisi verilmektedir. Bu nedenle hakimler uygulamada yasama alanına girmektedirler. Bu anlayış kuvvetler ayrılığı prensibi ile taban tabana zıttır. Bu madde Avrupa ülkelerinde sadece İsviçre’de vardır . Almanya’da yargı çevreleri 1920 yılında bu maddenin iktibas edilmesini Alman Parlamentosuna önermişlerdir. Parlamento bu düzenlemenin yasama yetkisinin bir başka organa devri olacağını ve çok tehlikeli bir adım olacağı gerekçesi ile öneriyi ret etmiştir.

Tabii ki bizim hukukumuzda yargıya tanınan bu yasama yetkisi sadece Medeni Hukuk alanında geçerlidir. 2009 yılında Kılıçdaroğlu ile mecliste yapılan görüşmeye katılan çek mağdurları hatırlayacaktırlar; ben Kılıçdaroğlu’na 3167 nin 31.12.2008 den sonra artık yürürlükte olmadığını anlattım. Amacım Kılıçdaroğlu’na bu konuda demeç verdirmekti. Kılıçdaroğlu benim anlattıklarım karşısında çok yanlış bir açıklama yaptı bize. Medeni Yasanın yukarıdaki maddesini bize anlattı ve” 3167 yoksa hakim kendisi yasa vaaz eder” dedi. Tabii bu durum ceza hukukumuz ve anayasa açısından kabul edilemez, müthiş bir hata idi. Kendisine sessizce yanlışı anlatmaya çalıştı isem de anlatamadım ve kendisine basına bir açıklama yaptırma düşüncesi de böylece suya düştü. Düşünün o günlerde CHP Grup başkan Vekili bir açıklama yapıyor ve diyor ki;

“Hükümet uyum yasasını çıkarmayarak görevini ihmal etmiştir, 3167 artık yürürlükte değildir,sürmekte olan çek davaları düşürülmeli, içerdekiler serbest bırakılmalı .”

Bu müthiş olacaktı ve bu açıklama karşısında Yargıtay 3167 ile ilgili verdiği o ağır hatalı kararı belki vermeyecekti. O günlerde çek mağdurları masumiyetlerini, dramlarını anlatmanın peşinde idi. Ben bu konuyu bu blogda anlatmaya çalıştı isem de anlatamadım. İnsanlar bir blogdan her gün siyasilere methiyeler diziyorlardı ve medet umuyorlardı. Bahçekapılı’nın resimleri iki blogda günlerce durdu ve “sesimizi duy!” diye kendisine yakarmalar yapıldı, tıpkı şimdi bir blogda, daha düne kadar Emine anamıza ve Başbakan Erdoğan’a yapılan yakarmalar gibi….2009 da bu bloglar” hapiste borç ödenmez, bize süre tanıyın ..”diye manşetler attılar ve mağdurlara istenen bir yıl süre tanındı, ama bu sürenin bir gün sona ereceği düşünülmedi. 

BİR ŞEY NET OLARAK ALGILANMALI

Siyasi iktidarın kısa vadede karşılıksız çek suçunu ceza hukuku sisteminin dışına çıkarmaya niyeti yok. Bunu Adalet Bakanının ağzından açıkladılar, bu suçun orta vadede kalkabileceğini ısrarla belirttiler. Özgenç’de bu yasayı yapan ve savunan birisi. Televizyon programında yasayı açıkça savundu. Yasanın ekonomi için gerekli olduğunu dile getirdi ve yasa sonrası karşılıksız çek  oranının düştüğünü ifade etti . Karşılıksız  çek suçu cezalandırılsın, ancak Kast’ın varlığı aransın dedi.

SONUÇ ŞUDUR:

Hükümet meclise çok net olmayan bir tasarı sevk etti. İşi ceza hukukunun genel prensiplerine bıraktı. Yargı ya hükümetten  gelen mesajı algıladı, ya da cumhuriyetin temel felsefesindeki  devleti koruma duygusu ile hareket etti, burada hemen şunu belirteyim bu anlayış totaliter devlet anlayışıdır, modern, çağdaş devletlerde yargı devletin çıkarlarını  değil kişilerin özgürlüklerini garanti altına alır, ve yeni yasanın uygulanmasını zamana bıraktı..

İŞTE BİZ HÜKÜMETİN VE YARGININ BU ZAMANLAMASINA MÜDAHİL OLMALIYIZ VE YARATACAĞIMIZ BASKI İLE ADALETİN GERÇEKLEŞMESİNİ HIZLANDIRMALIYIZ.

%d blogcu bunu beğendi: