TOPLANTI DUYURUSU

 

KARŞILIKSIZ ÇEK ADLİ PARA CEZASI MAĞDURLARI

TAKSİM ERESİN OTELDE TOPLANIYOR.

 

Gündem :

–          Ortak Akıl İle Bir Yol Haritası Belirlenmesi ve Eylem Planı

–          Adaleti Adaletten Talep Etmek İçin Takip Edilecek Yol  ve Eylem Türleri

–          Birlikteliğin Güçlendirilmesi İçin Atılacak Adımların Tartışılması

Toplantıya Bütün Arkadaşları Bekliyoruz.

GÜN BİRLİK OLMA GÜNÜDÜR.

Yer: Taksim Eresin Hotel (Topçu  Caddesi  16,  Taksim,  34437,  İstanbul)

Tarih: 02.02.2011  Çarşamba

Saat: 13:00 – 17:00

Kroki :

                                

İletişim :

Uğur26  ( 0543 771 45 93 )

Yeşim Hn ( 0555 973 74 55/ 0212 886 77 44)

 Yağmur Hn (0 535 201 84 30)

Posted in Genel. 2 Comments »

MEKTUP EYLEMİ

BEN MEKTUP YAZMAYALIM DEMEDİM.
1-Hazırlanan mektup ağır bir hatayı içeriyor. Yasanın yanlışının yargı tarafından düzeltilmesini istemek irasyonel bir istem. Biz yargıdan mevcut hukuk içerisinde olabilecek bir talepte bulunabiliriz. Böyle bir talep rasyoneldir.
2-Mektup ya kişisel olarak yazılır, ya da tartışılarak üzerinde mutabık kalınan bir mektup olur. BURADA EN İYİSİNİ BEN BİLİRİM, EN İYİSİNİ BEN YAPARIM MANTIĞI İLE HAZIRLANMIŞ BİR METİN VAR. Nitekim mektubun sahibi bugün bana verdiği cevapta bu niyetini açıkladı. ne diyor beyefendi?
“Polemiğe girmek istemiyorum ama maalesef buna zorluyorsunuz beni.
Amacımı soruyorsunuz: Amacım bu siteleri okuyan çek mağdurlarına elimden geldiğince doğru bilgi vermek. Hepsi bu. Söylemek istemezdim ama, siteyi baştan itibaren izleyen arkadaşlar bilirler, siz de dahil birçok hukukçumuz, ben bunları yazana kadar 3167 sayılı yasanın 5237 sayılı yasaya aykırı hükümlerinin zımnen ilga edilmiş olduğunun ve bu kasıt/taksir meselesinin farkında bile değildiniz.
Lütfen hatırlayın, Mehmet Emanet adıyla Dünya Gazetesinde bir yazım yayınlanmıştı. Bunu sitenizde de yayınladınız. Bu yazı üzerine 10 Ceza Dairesi Başkanı açıklama yapmak zorunda kalmıştı. Sanırım amacımın ne olduğunu yeterince ifade edebildim.
Amacım, burada herkesin hoşuna gidecek bir şeyler söylemek değil, sadece doğru olanı söylemek ve insanların yanlış yönlendirilmesinin önüne geçmektir. ”
Bu beyefendi bize neler öğretmişte biz farkında değiliz. Sözünü ettiği Dünya Gazetesinde çıkan yazısı dört dörtlük bir yazı idi. Biz yazıyı KOSİAD ın çıkardığı ikinci kitabın arkasında yayınladık. Ama dikkat ediniz ikinci kitabın, yani birinci kitap var öncesinde. Tabi kendisi medeniyetin kendisi ile başladığını sandığı için kendisinden öncesini yok sayıyor. Onun bu makalede yazdıklarının yüz katını biz birinci kitapta yayınlamıştık. Bu beyefendi Doç. Sesim Soyer’in, Hayri Domaniç’in ve daha başkalarının yazılarını bu birinci kitabı alır okursa utanacaktır sanıyorum ve medeniyetin kendisinden çok önceleri başladığının farkına varacaktır. İşte bu beyefendi bireysel olarak bir metin hazırlıyor, üstelik mektup hem hedef açısından ağır hatalı ve hem de hukuksal ağır hatalar içeriyor. Hala TCK 21 in TAKSİRİ’de içerdiğini yazıyor..Buna hukukun ırzına geçmek denir. Bildiği bütün hukuk Dünya Gazetesinde yazdığı imiş. TAKSİR TCK 21 de değil TCK 22 de düzenlenir. Bakın yukardaki ANKARA HUKUKLU’NUN YAZISINA. ANKARA HUKUKLU TCK 21 aynı zamnda Taksiri de düzenler diyor. İşte TCK 22:

Taksir

MADDE 22. – (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
VAR MI İTİRAZ EDECEK BİR KİŞİ..İŞTE HUKUK CEHALETİ.. YORUM İSTER Mİ?
İşte ben bu hukuk cehaletine, bireyselliğe, kibire, yarı aydın tavra isyan ediyorum..HADİ CEVAP VER …

GÖRDÜNÜZ MÜ HUKUK CEHALETİNİ..BİZE HUKUK DERSİ VEREN KİŞİNİN YAZISINI. BU BLOGDA ESKİ YORUMLARA DÖNÜN VE ANKARA HUKUKLUNUN YAZISINI TEKRAR OKUYUN. BEN BALTAYI TAŞA VURDUĞU BÖLÜMÜ TEKRAR YAYINLIYORUM.
” TCK 21. Madde sadece “kast”ı düzenlemez. Taksiri de düzenler. Yani “topyekun olarak “kusurluluğu” düzenler. Bazı suçlarda sadece doğrudan kast aranır bazı suçların oluşması için ise doğrudan kast olmasa da “taksir” de yeterlidir. 5941 sayılı yasanın öngördüğü düzenleme de böyledir. 5237 sayılı kanunla 5941 birlikte değerlendirildiğinde, suçun oluşumu için kasıt veya taksirin olup olmadığına bakacaktır hakim.. Bu söylediklerim yeterince açık değil mi? Niçin anlamamakta ısrar ediyorsunuz?”
Açın TCK 21 i okuyun ..göreceksiniz ki 21. Madde sadece ve sadece KASTI düzenliyor. TAKSİR TCK 22. MADDEDE DÜZENLENİYOR..
VA MI BUNUN BAŞKA İZAHI HUKUK CEHALETİNDEN BAŞKA…

AKLA ZARAR

 ADALETİ YARGIDAN TALEP ETMEK

 YÜKSEK YARGIYA MEKTUP

 Bir internet sitesi yüksek yargıya çek mağdurlarının mektup yazmasını organize ediyor; amaç yüksek yargının 5941 sayılı yasanın şekli suç olarak nitelenemeyeceği, suçun oluşumunda “KAST”ın varlığının TCKnın 21. maddesi doğrultusunda kaçınılmazlığı konusunda içtihat oluşturulmasıdır. Mektup yasanın 5. Maddesinin müphem düzenlendiğini vurgulayarak yasanın gerekçesi ile yasa maddesinin çeliştiğini ileri sürüyor. Sonra da yasama ve hükümeti eleştirerek TCK ya aykırı özel ceza yasası çıkartıldığını, TCK 21. Maddesinin yok sayıldığı belirtiliyor

 BUYURUN CENAZE NAMAZINA!

 Biz bas bas bağırıyoruz. Mahkemeler karşılıksız çek suçlarında” KAST” ın varlığını araştırmak zorunda. TCK 21. karşısında yasa maddesinde KAST sözcüğünün bulunup bulunmaması önemli değil. Yasanın mimari Prof. DR. İzzet Özgenç aynı şekilde açıklamalar yapıyor. Daha dün denecek kadar yakın bir tarihte Samanyolu Haber TV de bu konuyu Özgenç Hoca ile birlikte açıkça dile getirdik. Şimdi birileri çıkıyor, hukukçu olduğu söyleniyor, Yüksek Yargıya hitaben bir mektup hazırlıyor ve bizim bu açık, net tavrımızı sulandırıyor. Yargıya bu yasayı hükümet yanlış hazırlamış, bu yasaya göre suçun oluşumunda KAST aranıp aranmayacağı belirsiz, ama siz insaf ediverin ve suçun oluşumunda KAST aranmalıdır deyin. PES DİYORUM! OLAMAZ!.. Sonra da kalkıyor inernet sitelerinde bize hukuk dersi veriyor. HADİ CANIM SEN DE…

Mektuptaki hukuki gaflar cabası.. Mektupta suçun oluşumunda kast veya taksir aranması gerektiği belirtiliyor. Bu ifade ile konu iyice sulandırılıyor. Oysa karşılıksız çek suçunun oluşumunda kasta veya taksir değil sadece ve sadece KAST ın olup olmadığı araştırılacaktır. Veya ve sonrası tamamen bir gaf, sulandırma; bakınız TCK 21. Maddenin 1. Fıkrası aynen şöyle:

 Kast MADDE 21. – (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

 (2) Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Bu hâlde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir

 Pişmiş ete su katmanın alemi ne? Amacınız nedir? Madde gayet açık, yorum istemiyor, “suçun oluşumu kastın varlığına” bağlıdır. TCK nın 5. Maddesi de TCK nın genel hükümlerinin özel ceza yasalarını ve ceza içeren diğer yasaları kapsadığını açıkça belirtiyor. TCK 5. Madde şöyle:

 MADDE 5. – (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.

Mektubun vahim olarak niteleyip eleştirdiğimiz bölümü aynen şöyle:

 “3. 20.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı yeni Çek Kanunu ise, karşılıksız çek suçunun oluşmasında, kanun yapma tekniğine aykırı olarak, “sebebiyet vermek” gibi elâstikî ve müphem bir ifade kullanmış, suçun ancak kasıt veya taksirle işlenebileceğini öngören TCK 21. maddeyi adeta “ıskalamaya” çalışmıştır. Madde gerekçesinde bu suçun “en azından taksirle” işlenebileceğinin yazılmış olmasına rağmen, madde metninde (alelacele bir değişiklik sonucu) yoruma açık bir ifade kullanılması, uygulamada tam bir karmaşa doğurmuştur. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkmaktadır: Şayet söz konusu suçun oluşmasında kasıt veya taksir aranıp aranmayacağı tartışmalı ise, bu durum TCK Genel Hükümlerine açık bir aykırılık teşkil etmiş olacaktır. Bu demektir ki, istenen her özel konuda Türk Ceza Kanununun Genel Hükümlerine aykırı özel ceza kanunları çıkarılabilir ve insanların hürriyeti bağlanabilir. Yahut hakimler kendi takdir haklarını kullanarak kimi zaman TCK Genel Hükümlere uygun olarak kasıt veya taksir arayacak, kimi zaman da “duruma göre” “kusursuz sorumluluk” esasına göre karar verecekler. Yok eğer kasıt veya taksir aranacak ise, bu durumda 20.12.2009 tarihinden bugüne kadar kasıt veya taksir aranmadan verilen kararların tamamının Yargıtay tarafından bozulması gerekecektir. (20.12.2009 tarihine kadar işlenen karşılıksız çek suçları bir önceki maddede belirtildiği üzere, yasal boşluk sebebiyle zaten konusuz kalmıştır.)”

 Bu mektup bana Nasrettin Hoca’nın kız istemesini hatırlattı. Hocayı kız istemeye gönderirler, hoca hatırı sayılır kişi, kırmazlar ve hoca gider kızı ister, şöyle:

 – Falancalar sizin kızı istiyorlar, sakın vermeyin, berbat adamlardır , der….

YARGITAY CUMHURİYET SAVCISI TAYYAR CEM ERALP İLE TARTIŞMAMIZ

 Ne diyelim, söyleyecek söz bulamıyorum. Yasanın yeni çıktığı günlerde biz bu konuyu Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Tayyar Cem Eralp ile adalet.org sitesinde tartıştık. Bu tartışmalar hala i sitede duruyor. Ayrıca bu tartışmaları KOSİAD’ın çek kitabına da aldık. Bu kitap bu blogda e kitap olarak duruyor. Ben, adalet.org sitesinde karşılıksız çek suçunun oluşumu için KAST varlığı kaçınılmazdır diye yazdım. Özgenç Hoca aynı doğrultuda yazdı. Eralp bana verdiği cevapta şöyle dedi:

 “Karşılıksız çek suçunun oluşumunda KAST aranırsa ekonomi batar” Ben verdiğim cevapta özet olarak: “Senin işin ekonomiyi kurtarmak mı adaleti savunmak mı? Sizin işiniz adaleti sağlamaktır, ekonomiyi iş adamlarına ve hükümete bırakın” Biraz daha ileri giderek siz ekonomiden anlar mısınız diye sordum.

 BİZ SON SAMANYOLU HABER TV PROGRAMLARI İLE MESAFE ALDIĞIMIZI DÜŞÜNÜRKEN, BİRİLERİ BİZİ GERİYE ÇEKMEYE ÇALIŞIYOR, İŞTE ŞARKIN HALİ BU.. BİZİM EN BÜYÜK DÜŞMANIMIZ GENE BİZİZ..

 PES VALLAHİ….

SUÇUN OLUŞUMUNDA KAST ARANIRSA NE OLACAK?

MASUMİYET KURALI VEYA SUÇSUZLUK KARİNESİ

Karşılıksız çek suçlarında KASTın varlığı zorunlu olursa  ceza hukukundaki MASUMİYET KURALI  uyarınca karşılıksız çek sanığı suçlu olmadığını ispatlamak zorunda kalmayacak, aksine iddia makamı sanığın kastının varlığını delilleri ile birlikte şüpheye yer vermeyecek biçimde kanıtlamak zorunda kalacaktır; çünkü modern ceza hukukunda suçsuzluk karinesi vardır. Bizim anayasamız ve ceza yasalarımız bu modern kuralı açıkça benimsemiştir, bu konuda yargıda ve uyguılamada birlik vardır. Kastın varlığının ispatı zor olur gerekçesi ile Yargıtay Savcısı Eralp ve onu gibi düşünenler karşılıksız çek suçlarında ekonomiyi koruma bahanesi ile bu hukuki zorunluluğu gözardı etmektedirler. Yani tıpkı Kenan Evren’in 12 Eylül Cuntası döneminde ” asmayalımda besleyelim mi “ mantığı gibi..Bütün bunlar bir hukuk devletine yakışmayan, kuvvetler ayrılığını, hukuk devletini, demokrasiyi bir avuç azınlığına çıkarlarına terkeden çağdışı bir zihniyetin tezahürleridir.

KAHROLSUN FAŞİZM,

YAŞASIN HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ,

YAŞASIN DEMOKRASİ…

MASUMİYET KURALINA  ÖRNEKLER

MASUMİYET KARİNESİ  OKUMAK İÇİN TIKLA

MASUMİYET KARİNESİ TIKLA OKU

 

ADALETİ ADALETTEN TALEP ETMEK TIKLA OKU..

AKREP GİBİSİN KARDEŞİM

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN

Büyük usta, şair Nazım Hikmet’in bu şiirini çek mağdurlarına açıklamaya gerek görmüyorum; çünkü ” onlar koyun gibi değildir.”

NAZIM HİKMET’İN BU ŞİİRİNDEKİ ŞU DİZELER DÜNYA İŞÇİ SINIFLARINI, DÜNYA HALKLARINI NE GÜZEL ANLATIYOR…OKUYALIM TEKRAR:

yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen

ŞİİRİ GENCO ERKAL’DEN DİNLEMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYINIZ..

ŞİMDİ DE GENCO ERKAL’İN SESİNDEN DİNLEYELİM ŞİİRİ.. DİNLEMEK İÇİN BURAYA TIKLA

YANLIŞ OLAN EYLEM DEĞİL, KONULAN HEDEF

25  Ocak  Çek Mağdurları Eylemi

Eylem doğru hedefleri yanlış. Nedenlerini bilmiyorum ama birileri çek mağdurlarını yanlış yönlendiriyor. Şu son Apti İpekçi Parkı ve meclis eylemine bakalım. Konulan hedefler:

  • Ankara’ya gidip özgürlüğümüzü alıp geleceğiz,
  • Bu son eylemimiz olacak, kalabalık olursak özgürlüğümüzü  elde ederiz…

Sonuç muhalefetle  görüşmeler yapıldı, Ali Riza Öztürk TBMM de konuşma yaptı, MHP çek mağdurları ile ilgili soruşturma önergesi verdi. İktidar partisi cephesinden gelen mesaj ise iki yıl bekleyin oldu.

PEKİ NE DEĞİŞTİ ŞİMDİ?

Muhalefetin desteği zaten biliniyordu. Muhalefet bilinen tavrını teklarladı, iktidar kanadı bilinen tavrını tekrarladı. Sonuç konulan hedefler açısından kocaman bir sıfır.

PEKİ BU EYLEM YAPILMALI MIYDI?

Evet yapılmalı idi. Gönül isterdiki bu eylemler sürekli olsun, çek mağdurları Apti İpekçi Parkı’nda ve mecliste bu utanç yasası değişene kadar nöbet tutsun. Bu açıdan eylem doğru, ama mağdurlara umut pompalıyarak, onlara olmayacak umutlar vererek, olmayacak hedefler göstererek eylem yapılması yanlış. Bu yanlış iki yıldır israrla tekrarlanıyor. Ben yanlışta bu kadar israr edilmesi karşısında bu işte kötü niyet aramak durumundayım.

BİRİLERİ İNSANLARIN UMUTLARI İLE OYNUYOR, POTANSİYELİ HEBA EDİYOR, DOĞRU HEDEFLERİ KARARTIYOR VE MORALLERİ BOZUYOR…

Hedefleri doğru saptanmış eylemler ve bu eylemlerle elde edilecek küçük başarılarla hareket  büyütüleceğine, insanlar boş hayaller peşinde koşturuluyor ve büyük kitleye güven yerine güvensizlik veriliyor. Bu nedenlerle iki yılda harekette bir arpa boyu ilerleme kaydedilemedi. “Bizim çocuk bina okur döner döner gene odur.” İki yıl önce Ankara’da eylemlere kaç kişi katılıyor idi ise şimdi de o kadar. Artı bir bile yok..

ADALETİ ADALETTEN TALEP EDELİM

Yukarıda dediğim gibi bu eylemler insanlara olmayacak hedefler göstermeksizin sürekli olmalı. Meclise ve Apti İpekçi Parkına hep gidelim, ama bilelim ki kısa vadede  adaleti gerçekleştirecek olan Yargıdır. Bu nedenlerle ;

  • Karşılıksız çek duruşmalarının yapıldığı duruşma salonlarını dolduralım ve avukatların savunmalarına destek verelim.
  • Yargıtay ve Adalet Bakanlığını hiç boş bırakmayalım, sürekli buralara dilekçeler verelim.
  • Çek  Yasasının uygulamaları ile ilgili kitap basım ve dağıtımını örgütleyelim. Bu kitapta ilk derece mahkemelerinin çelişkili kararlarını ve Ağır Cezaların itirazlara verdiği hukuksuz kararları teşhir edelim.

Bu eylemler ilk bakışta aklıma gelenler, bunlara  sizler  katkı verebilirisiniz..

NOT: iki yorum

SARGOZ

Sayın Hukukçumuz,
Aşağıdaki yazımı size ithafen yazdım. Konu üzerinde değerli yorumlarınızı ve desteğinizi bekliyoruz.

Çözümün Bir Parçası Değilseniz Sorunun Bir Parçası Haline Gelirsiniz.

5941 sayılı yasa ne zaman çıktı ? 20 Aralık 2009 tarihinde.
Bu tarih itibari ile çek mağdurlarının mevcut durumu neydi ? Bu günkünden çok daha kötüydü. Ekonominin durumu neydi ? Krizin etkisiyle 2 milyona yakın karşılıksız çek vardı. Hükümetin üzerinde baskı varmıydı ? Evet
Yargının iş yükü ağırmıydı ? Evet. Bu tarih itibari ile 3167 sayılı yasanın uygulanabilmesi mümkünmüydü ? Hayır ama gerek mahkemeler gerekse yargıtay taviz vermeden uygulamaya devam ediyordu.
PEKİ TÜM BUNLARIN ÜZERİNE YENİ YASADA HAPİS CEZASI KALKTIMI ? HAYIR.
Yeni TTK Çek ile ilgili hükümlerini değiştirdimi ? Hayır.
Şimdi durum ne ? Sadece hayal kuruyoruz.
Arkadaşlarım,
Çaldığımız kapılar yanlış kapılardır. Bu sorunu bu saatten sonra siyasi otorite olan AKP çözmez. Çözemez. Çünkü çözüm 5941 sayılı yasanın içine zaten konmuştur.
Asıl çalınması gereken kapılar farklıdır:
Öncelikle çek mağdurlarını temsilen bir HUKUK GRUBU oluşturulmalıdır.
Bu grubun içinde konuyu bilen gönüllü hukukçular ve mağdur temsilcileri olmalıdır. Savunma tezleri oluşturulmalı ve bu tezlere destek aranmalıdır.
Konunun izahı için kanunu en doğru şekilde yorumlayacak kişiler olan Prof.Dr.İzzet Özgenç ve Prof.Dr.Ünal Tekinalp ile randevu alınmalı ve öğretileri kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay 10.Ceza Dairesi Başkanı Mahmut Gül ve 10.Ceza Dairesinin üyeleri ile randevu alınarak tek tek görüşmeler yapılmalı ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Bu görüşmelerin sonucunda sanıklar hukuki savunmalarını yapmak zorundadırlar.
Asıl aşındırılması gereken kapılar buralardır. Ama edebine ve usülüne uygun olarak. Bu nedenle bireysel başvurulardan çok hukuk gruplarının temsili başvuruları önemlidir.
Unutmayınız, hapis cezası hep vardı. İktidar ortaklığı döneminde CHP zamanındada vardı. DSP zamanındada uygulandı. Hatta Rahşan affında karşılıksız çek af kapsamı dışında tutuldu, Cumhurbaşkanı genel eşitliğe aykırı diyerek kapsam içine aldı. MHP 5941 çıkarken taahhütlerin süresini 2 yıldan 1 yıla çeken yasa önergesini verdi. Bu nedenlerle siyasi yapıdan sonuç beklemeyiniz.
Tek çare mahkemelerden alınacak beraatlerde yada yargıtay içtihadındadır. Çalışmalar bu yönde yapılmalıdır. Tek çare hukuktur. Aradığımız af 5941 sayılı yasanın içindedir. Çıkarmak gerekir. Önemli olan çözümün bir parçası olup hukuki çözümleri ortaya çıkarmaktır. Fakir fukara edebiyatı yapmak sorunun bir parçası olmaktan ileriye gitmemektedir.

QuantcastSAYIN RAHMİ BEY ÇEK MAĞDURLARI SİTESİNDE DE YARGIYI HEDEF GÖSTERMEYE ÇABALIYORUM. HATTA HER ALANDA BASKIDAN BAHSEDİYORUM SİKLIKLA.YARGITAY ÖNÜNDEDE BİR EYLEM GÖRÜŞME TOPLU DİLEKÇE EYLEMİ MESELA YAPILABİLİR ADALET BAKANLIĞINA TOPLUCA DİLEKÇE GÖNDERİLEBİLİR BU POSTA YOLU İLEDE OLABİLİYOR MU BİLGİ VERİRSENİZ SEVİNİRİM…

SAYILARIN ÖNEMİ

Çek Mağdurlarının eylemleri

“Çek mağdurlarının sayısı”  yazısını neden yazdım? Mağdurlar kafalarında milyonlarca çek mağduru var diye inanıyorlar ve her seferinde büyük umutlarla Ankara’ya eyleme gidiyorlar. Sonuç her zaman sayılarda hayal kırıklığı, eylem sonrası Mecliste görüşülen bir kaç yetkilinin verdiği demeçler, basın açıklamaları ve yeniden hayal kırıklığı. Bu bir kısır döngü. 25 Ocak kaçıncı eylem, sonuç hep aynı..

MAĞDUR SAYISI

Siz  esas mahkemelerinde  ve Yargıtay’da süren derdest davaların sayısını soruyorsanız bu sayı yaklaşık 1.200.000 (bir milyon iki yüzbin.) İki sorum var şimdi benim:

-Dosya sayısı eşittir mağdur sayısı mıdır?

– Davaları derdest olan herkes sonunda hapse girme riski ile karşı karşıya mıdır?

İşte gerçek bu iki sorunun yanıtında yatıyor. Bir kere mağdur sayısı dosya sayısı kadar değil, mağdur sayısını bulmak için dosya sayısını kişi başına düşen ortalama dosya sayısına bölmeniz gerekecek. İkincisi hakkında karşılıksız çek davası açılanların istatistiklere göre % 50 si ya beraatle, ya davanın bir nedenle düşmesi, ya da uzlaşma, anlaşma ile sonuçlanıyor. Diğer % 50 nin % 95 i de infaz aşamasında hapse dönüşmeden bir şekilde sonuçlanıyor; yani % 50 nin % 5 i hapse dönüşüyor. Bu nedenlerle haklarında karşılıksız çek davası olanların büyük bölümü kendini mağdur görmüyor ve bu nedenlerle bu eylemlere destek vermiyorlar, hatta bu harekete bir kısmı karşı da..

Çevremde ortalama 200 dosyası olan firmalar var. Bunlar şöyle bakıyor olaylara; eğer ceza kalkarsa ne ala, kalkmazsa 3- 5 yıl sonra çaresine bakarız ve bu sitelerle, eylemlerle hiç ilgilenmiyorlar. Gerçeği görmeliyiz ve gerçekçi olmalıyız.

BEN KISA VADEDE BU PARLAMENTODAN VE HÜKÜMETTEN BİR ÇÖZÜM BEKLEMİYORUM

Mağdurlar kaç kişi ise bir araya gelip yargıya odaklanmalı. Kısa vadeli çözüm yargıda, uzun vadede çözüm siyasette ve TBMM de..

GERÇEKÇİ ÇÖZÜMLER VE DOĞRU HEDEFLERİN TESPİTİ VE HEDEFE YOĞUNLAŞMA İLE SONUCA ULAŞABİLİRİZ..

NOT:

Dava sayısını yeni çek yasasına göre hesaplamak yanlış. Henüz yeni çek yasasından açılan dava yok, varsa da bir kaç yüz dava..
Sonra şu anlaşılmalı; davası sürmekte olanların %90 ı bu mücadeleye ilgi duymuyor. Onların kendi kişisel çözümleri var. Bu yüzden eylemlerde kalabalık oluşmuyor..Biz gücümüzü bilmeliyiz ve ona göre yol haritası yapmalıyız.. Ben iki yıl önce de yazdım çizdim. Karşılıksız çeke adli para cezası kısa vadede kalkmayacak diye.. Maalesef haklı çıktım.. Şimdi de söylüyorum.. Tek mücadele alanı yargı…

ÇEK MAĞDURLARININ SAYISI

Sayılar abartılarak, abartılı sayılara göre eylem planlayarak enerjiler heba edilmektedirler.

Bir kısım Karşılıksız Çek Adli Para Cezası mağdurlarının sayısını bilerek abartıyor, bir kısım da bu sayılara inandığı için bu abartılı sayıları tekrarlayıp duruyor.

GERÇEK MAĞDUR SAYISI NEDIR?

Gerçek mağdur sayısını bulmak için hesap basit. Yargıtay dahil toplam dosya sayısını 1.200.000(bir milyon iki yüz bin) olarak alalım. Kişi başına ortalama dosya sayısını 10 olarak alsak 120.000, 20 olarak alsak 60.000 kişi buluruz. Kişi başı dosya sayısı bunlardan fazla da olabilir. Biz mağdur sayısını en iyimser alalım, 120.000 olsun; istatistiklere göre davaların % 97.5 u şikayetten vazgeçme, uzlaşma, ödeme, zamanaşımı gibi nedenlerle adli para cezasına ve hapse dönüşmeden sonuçlanmaktadır. %2.5 u esas alırsanız mağdur sayısının 3000 nin altında olur. Haydi bu sayının da iki katını alalım mağdur sayısı 6000 olur. Geçen sene hükümet hapisteki çek mahkumu sayısını 2500 olarak açıkladığı zaman kimse inanmamıştı, ama gerçek buydu.. Bu sayıya yılların birikimini de katarsanız belki onbin  mağdur olacaktır….

SAYININ NE ÖNEMİ VAR?

Mağdur sayısı bir milyon değilde on bin olunca işin önemi azalacak mı? Haksızlığın vehametini sayı ile mi ölçeceğiz? Adalet anlayışı bu mudur?

Gerçekçi olunmalı, eylem yapılırken eyleme katılacakların sayısının 100 kişi olacağı kabul edilmeli, bu 100 kişi güçlerini birleştirmeli, kenetlenmeli ve çözüme odaklanmalı, hayal ile hiç bir yere varılamaz..

ULUSAL KANAL CEK PROGRAMI DEGERLENDIRME

Programi Almanya, Düsseldorf’dan izledim.  Bu yaziyi yazarken kullandigim klavye Türkce degil. Bu yüzden dogal yazim hatalari olacak, hos görmenizi dilerim.

Program yararli olmustur ancak benim bir izleyici olarak elestirilerim olacak. Bu elestirilerimi yazip yazmamayi düsündüm ve sonunda yazmaya karar verdim, cünkü derdimiz alkis almak degil bir haksizligin ortadan kalkmasina katkida bulunmaktir.

Programda magdurlarin konusmalari bir bütün  olarak degerlendirildiginde cok yerinde ve yararli konusmalardi. Magdurlarin anlattiklari öz hikayeleri, yani yasadiklari cek yasasinin sekli suc olarak uygulanmasinin ne büyük haksizliklara yol actiginin cok harika kanitlari idi. Bir magdur müsterisinde son kullanma tarihi gecti diye deposunda el konulan ürünler arasinda kendisinin tarihi gecmeyen ürünlerin de oldugunu, fakat bütün basvurularina ragmen kendi ürünlerini alamadigini, sonunda ise belediye deposunda bekletilen kendi ürünlerinin de son kullanma tarihinin gectigini ve bu nedenle müsterisinden alacagini alamadigini, sonunda da cekini ödeyemedigini anlatti. Bir diger magdur erken ibrazlarin firmasini calisamaz hale getirdigini ve sonunda erken ibraz edilen cekler yüzünden vadesinde ibraz edilen ceklerini de ödeyemez duruma geldigini anlatti. Bunlar objektif suc uygulamasinin ne kadar adaletsiz sonuclar dogurduguna verilebilecek cok güzel örneklerdi. Ne varki burada hukukcu gözüyle baglanti kurulup bu durumun, yani bu durumdaki firmalarin karsiliksiz cek yargilamalarinda göz önunde bulundurulmasi gerektigi, yani elinde olmayan nedenlerle cekini  ödeyemeyenlerin eylemlerinin ihmali bir suc olusturmadiginin, burada kastin gereceklesmediginin mahkemelerce göz önünde bulundurululmasi gerektigini, oysa mahkemelerin uygulamalarinda kast unsurunun aranmadiginin vurgulanmasi, uygulamalarin hatali oldugu,Yargitay’in verecegi bir kararla bu yanlis uygulamaya son verebilecegi  acik ve net olarak vurgulanmali idi.

 

KAST KONUSU HUKUKCU DEGERLENDIRILMESINDE HATALI ACIKLANDI

Hukuki degerlendirmede, hatanin yasada oldugu, yasaya bir fikra eklenerek kast unsurunun konmasi geretigi söylendi. Bu söylem hatali idi. Bir kere yasa’nin acik olmasi, süpheye yer birakmayacak hale gelmesi icin eklenmesi gereken bir fikra degil bir kelimedir.Bu kelime de „KAST“ dir. Nitekim bu kelime 5. Maddeye alt komisyonda ekleniyor, daha sonra  esas komisyonda cikariliyor. Bu tutum AKP’ nin yargiyi ikilemde birakip yipratma takiginin bir sonucudur. Ayni durum CMK 102 nin uygulanmasinda yasanmis, net olmayan yasa yüzünden kamu vicdanini kanatacak tahliyeler olmus ve yargi elestiri almistir.

 

BU YARGI ELESTIRIYI HAK EDIYOR

Ancak yargi hükümetin bu oyununa gelmeyebilirdi. Nitekim cek yasasinda KAST sözcügünün bulunmasina gerek  yoktur.TCK nin  5. Maddesi bu konuda  cok aciktir. Ne diyor bu madde?

 

BU YASANIN GENEL HÜKÜMLERI ÖZEL CEZA YASALARINI DA KAPSAR

TCK’nin genel hükümleri cek yasasini’da kapsayacagi TCK’nin amir hükmü olduguna göre karsiliksiz cek suclarini kast olmadan olusamayacagi da cok acik ve nettir. Iste hukukcu konusmasinda bu acik, net vurgulanma yerine yasaya bir fikra eklenmesi gibi “ölme essegim ölme yoncalar biterse sende yersin” gibi bir yola girilmesi hatali olmustur.

 

HACZEDILMEZLIK KONUSUNDAKI ACIKLAMALAR

Haczedilmezlik  ilkesinin aciklamasinda 82. maddesininin sözü okunmus, maddenin ruhu, özü anlatilmamistir. Oysa Medeni Yasanin baslangic hükümlerinde “yasalar özü ve sözu ile gecerlidir” der.Yasanin sözünü her okur yazar kisi okur ve anlar; ama yasanin özünü ve sözünü bir arada anlamak hukukcularin, yargiclarin isidir. 82. Maddenin sözü ve özü ise buzdolabi,  lüks olmayan televizyonlarin haczine cevaz (imkan) vermez. Yasanin sözünden ve özünden anlasilan budur, bu olmalidir.

 

HACIZLER INSANLARIN YASAMA HAKKINI YOK EDEMEZ

Evet yasalar insanlarin hayatlarini idame  ettirme hakkina dokunamaz.Yasa bu yüzden kisinin haline münasip evi, iasesi haczedilemez diyor. Bu yasa özü ve sözü ile birlikte okunup anlasildiginda insanlarin hayatlarini devam ettirmesi icin gerekli olan ev esyalarinin haczedilmezligi sonucuna varilir.

Posted in Genel. 1 Comment »
%d blogcu bunu beğendi: