KARŞILIKSIZ ÇEK FLASH TV DE

Flash TV 30 Aralık Perşembe günü Gerçek Gündem programında karşılıksız çek ve adli para cezalarına geniş yer ayıracak. Program sabah saat 08:00-10:00 arasında gerçekleşecek,  programa Av.Rahmi  Ofluoğlu, Acil Demokrasi ve Uğur26 konuk ediliyor. İzleyiciler programa telefonla katılabilecek, sorunlarını anlatabilecek ve konuklara sorular sorabilecekler.

www.cekmagduru.com

Çek Mağdurlari yeni bir siteye kavuştu. Uğur26’nın yoğun çalışmaları sonucu yayına başlayan site mağdurların ÖZGÜR SESİ olmayı hedefliyor. Uğur26 hedeflerinin borçtan hapse karşı yeni mücadeleler örgütlemek olduğunu, sitenin  bu mücadelenin özgür sesi olacağını belirtti. SİTEYE BAŞARILAR DİLİYORUZ..

Posted in Genel. 4 Comments »

ÇEK MAĞDURLARININ ACİL SORUNLARI VE ÇÖZÜM

Başlıkta ÇÖZÜMLER değil ÇÖZÜM dememizin nedeni çek mağdurlarının sorunları değil bir sorunu vardır ve bu sorun da sonuçta hapis cezasına çevrilen ADLİ PARA cezasıdır. Adli para cezasına karşı verilecek mücadelenin iki cephesi vardır, SİYASİ MÜCADELE VE HUKUKİ mücadele. Her iki mücadele de sonuçta politik bir mücadeledir ve bu mücadelede tek lazım olmayan şey  AVUKATLARDIR. Bu mücadelede avukatlara ihtiyaç yoktur, ama dünya görüşü ile bu mücadeleye gönül vermiş hukukçulara  kesinlikle ihtiyaç vardır. Hukukçuların bu mücadeleye katkıları profesyonel ve mesleki bir katkı değildir, bu mücadelede böyle bir katkıya hiç ama hiç ihtiyaç yoktur. Ayrıca çek mağdurları da kendilerine avukat bulma aczi içerisinde değillerdir. Bu nedenlerle avukatların internet sitelerinde ” en iyi çözüm ben de” gibi çek mağdurlarına çözüm reçeteleri sunmalarını ben yadırgıyorum. Bu tür yaklaşımlar mücadeleye zarar veriyor.

MÜCADELENİN SİYASİ CEPHESİ

Mücadelenin siyasi cephesi TBMM’ne yöneliktir. Bu mücadelenin başarıya ulaşması yaratılacak toplumsal muhalefetin gücüne bağlıdır. Özellikle önümüzde genel seçimlerin olması bu mücadelenin başarı şansını artırmaktadır. Siyasi mucadele muhalefete ve iktidara yönelik verilmelidir. Muhalefetin harekete vereceği destek iktidarı uyaracaktır, çünkü muhalefetin her kazanacağı oy iktidar hanesine eksi olarak yansıyacaktır. Bu aşamada muhalefetin tam desteği çek mağdurları için çok önemlidir. Bildiğiniz gibi ana muhalefet partisi CHP bu harekete genel başkan düzeyinde açık bir destek henüz vermemiştir. Geçmişte eski genel başkan Deniz Baykal çok muğlak tartışmalı bir açıklama yapmıştı ve biz kendisini buradan eleştirmiştik. Kılıçdaroğlu’nun açık desteğini almak bu hareket için çok önemlidir. Aynı şekilde MHP, BDP ve DSP’nin vereceği açık destek de çok önemlidir. Bilindiği gibi bu partilerinde açık, net bir destekleri henüz yoktur.

MÜCADELENİN HUKUK CEPHESİ

Mücadelenin hukuk cephesinin yukarda söylediğim gibi hukukçulara ihtiyacı vardır ama AVUKATLARA hiç ihtiyacı yoktur. HUKUKİ CEPHE çok önemlidir. Hukuki cephe neden çok önemlidir? Çünkü çek yasasından adli para cezasının çıkarılması veya idari para cezasına çevirilmesi kısa sürede başarılamayabilir. Bu takdirde  infazları gelen çek mağdurları  çok zor duruma düşeceklerdir.

OYSA HUKUKİ ÇÖZÜM SİYASİ ÇÖZÜME GÖRE DAHA KOLAY VE DAHA BASİT. ŞÖYLE Kİ:

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin ” karşılıksız çek suçunun oluşması için KAST’ın varlığı gereklidir” demesi işi çözecektir. Herhangi bir dosyada bu doğrultuda verilecek bir karar acil sorunlar için kesin bir çözüm olacaktır. Hukuki mücadelede bizim çek suçlarında KAST uygulamasını talep etmemiz çok haklı bir taleptir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 5941 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden sonra verdiği bozma kararlarında 5237 sayılı yasanın 7/2 sine dayandı, neden? Çünkü Türk Ceza Yasasının genel hükümleri özel ceza yasalarını da kapsar. 5237 Sayılı TCK’nın 5. Maddesi şöyle diyor:

MADDE 5. – (1) Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.

5941 Sayılı Yasa da bir ceza yasasıdır. O halde TCK’nın genel hükümleri 5941 sayılı yasayı da kapsar. Ceza Yasasını genel hükümleri 75 maddeden oluşmaktadır. TCK 21. Madde suçun oluşması için KAST‘ın varlığı kaçınılmazdır demektedir.

Bu cephede bu talebimiz yüksek sesle haykırmalıyız. Adliyelerde aynı günlerde başvurular yapabiliriz, Yargıtay Cumhuriyet Savcılığına, Adalet Bakanlığına başvurabiliriz. Bütün bunlar Kanun Yollarıdır. Bu mücadelede AVUKATA ihtiyaç yok. Hazırlanacak tek bir dilekçe bütün mağdurlarca ilgili mercilere kararlaştırılan zamanlarda ve şekilde verilir.

BÜTÜN KANUN YOLLARI HAZIRLANACAK TEK TİP DİLEKÇE İLE BASIN ÖNÜNDE İLGİLİ MERCİLERE SUNULUR, SESİMİZ BÖYLE YÜKSELİR..

HUKUKİ MÜCADELE

KANUN YOLLARI

Ceza Muhakemeleri Yasasında yasa yolları belirtilmiştir. CMY bu yolları açıkça belirtmiştir. CMY’nin belirttiği yasal yollara biz yeni yollar katamayız. Bu nedenle bu yasa yollarını bileceğiz, böylece haklı taleplerimizi doğru yöntemlerle doğru mercilere ileteceğiz.  CMY’ deki yasal yollara değinmeden önce bir şeyin altını özellikle çizmek istiyorum. Bu hukuki mücadele bireysel verildiği zaman hiçbir anlamı olmayacaktır. Bireysel verilen dilekçelerin sayısı on binleri bile bulsa mahkemelerin dosyaları arasında kaybolup gidecek, mahkemeler alışılmış yöntemlerle bu dilekçelere klasik, bilinen yanıtları vereceklerdir. Oysa bir önderlik altında, organize bir biçimde yapılacak başvurular ses getirecektir. Bu önderliğin nasıl oluşturulacağını önümüzdeki günlerde bu blog’da, admin’in blog’unda ve yeni açılacak blog’da duyuracağız.

KANUN YOLLARI

OLAĞAN KANUN YOLLARI

CMY olağan kanun yollarını 267-307.maddelerinde sıralamıştır. Bu kanun yolları itiraz ve temyizdir. İtiraz bizim vereceğimiz mücadelede istisnayı olarak takip edeceğimiz bir kanun yoludur. Temyiz ise ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlara karşı başvurulacak en önemli kanun yoludur. İstinaf mahkemeleri kurulmadığı için halen 1412 sayılı yasanın temyiz hükümleri yürürlüktedir.

OLAĞAN ÜSTÜ KANUN YOLLARI

Bizi en fazla ilgilendiren ve sesimizi yükselteceğimiz alan bu alandır.

Olağan üstü kanun yollarına kimler nasıl başvurabilir.

Olağan üstü kanun yoluna:

  1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Adalet Bakanlığı başvurabilir. Bu kanun yolu CMY’ nin 308,309 ve 310.maddelerinde düzenlenmiştir.

Biz organize bir şekilde, tek tip dilekçelerle Adalet Bakanlığı’na yüzlerce dilekçe verebiliriz, aynı şekilde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına da başvurabiliriz. Bunlar bizim Anayasa’dan ve Yasalardan kaynaklanan en doğal hakkımızdır. Olağan üstü kanun yolu neden bizi en fazla ilgilendiren kanun yoludur. Çünkü bu kanun yoluna iki şekilde başvurulmaktadır. Birisi kesinleşmiş hükümler için, diğeri de Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından.

YARGILANMANIN YENİLENMESİ

Bu kanun yolu da bizim en fazla başvurabileceğimiz kanun yollarından birisidir. Yargılanmanın yenilenmesi CMY’nin 311-323.maddelerinde düzenlenmiştir. Kesinleşen hükümlerle ilgili olarak bu yasa yoluna gidilebilir. Ancak bu yasa yoluna lehe olan yeni yasa nedeni ile gidilemez. Yasa maddesinin tanımında lehe yasa yoktur.

LEHE YASA HÜKMÜ

5275 sayılı yasanın 98.maddesinin 1.fıkrası yeni kanun nedeniyle kararı veren mahkemece mahkûmiyet hükmünün yeniden değerlendirilmesini düzenlemektedir. Bu yasa hükmü bizim hukuki mücadelemizde en çok başvuracağımız hükümlerden birisidir.

BİREYSEL MÜCADELE İLE BAŞARIYA ULAŞMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Artık örgütlenerek sesimizi duyurmanın zamanı gelmiştir.

Bir avukatın hukuk sitesinden alınmış bir AVUKAT fıkrası:

SİZ MUTLAKA BİR AVUKATSINIZ

Balonla dünya seyahatine çıkan adam günlerce seyahat ettikten sonra nerede olduğunu merak eder ve yere 100 metre yaklaşana kadar alçalır ve ilk gördüğü adama seslenir:

-Ben nerdeyim bayım?

-Yerden 100 metre yüksektesiniz,

Bu cevap üzerine balondaki adam aşağıdaki adama:

– Siz avukat olmalısınız,

-Evet doğru, nasıl anladınız?

Balondaki adamın ilginç cevabı:

-Verdiğiniz bilgi doğru, ama işe yaramaz da ondan….

 





Posted in Genel. 4 Comments »

Yoklukta Yargılama ve Uyarlama Davası

Yoklukta yargılama sonucu verilmiş mahkeme kararına karşı örnek niteliğinde bir hukukçu tarafından hazırlanmış dilekçeyi çek mağdurları sitesinden aldık. Bu örnek dilekçe üzerine bir yorum:

Uyarlama Yargılamasına ilişkin yasal yollar karıştırılmaktadır. Devam eden (derdest) bir davada yargı yolu farklıdır, kesinleşmiş bir davada yargı yolu farklıdır, bunları birbirine karıştırmamak gerekir. Yargıtay’ın yoklukta yargılamaya ilişkin verdiği karar devam eden bir dava içindir.  Yargıtay, Kadıköy 6. Asliye Cezadan giden 28.11.2007 yılına ait kararı  yoklukta yargılama nedeni ile bozmuştur. Bu bozma kararı gördüğünüz gibi devam etmekte olan bir davaya ilişkindir.  Bozma CMK nın 195. Maddesine göre yapılmıştır. Daire Yeni Çek Yasasının Yürürlük tarihinden sonra çek davalarında yoklukta hüküm oluşturmanın mümkün olmadığına karar vermiştir. Şimdi gelelim esas konuya; USULDEKİ DEĞİŞİKLİKLER KESİNLEŞMİŞ HÜKÜMLERİ ETKİLER Mİ? Bunun yanıtı 5320 Sayılı CMK nın uygulanmasını düzenleyen yasada var. 5320 sayılı yasanın 4/1 ve 2. fıkraları şöyle:

Mahkemelerin görevleri

MADDE 4.- (1) Ceza Muhakemesi Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, aşağıdaki maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, kesin hükme bağlanmış olanlar hariç, görülmekte olan bütün soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanır.

(2) Ancak, Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesinden önce soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yapılmış işlem ve kararlar hukuki geçerliliklerini sürdürürler.

Maddenin açık hükmünden anlaşılacağı gibi usulde yapılan değişiklikler kesinleşmiş hükümlere uygulanamaz. Hukuki durum bu. Bu tespite göre yoklukta yargılamaya karşı Yeniden Yargılanma veya Eski Hale İade isteyelim mi, istemeyelim mi?

BENİM GÖRÜŞÜM İSTEYELİM, ANCAK AŞAĞIDA YAYINLANAN DİLEKÇE BENİM GÖRÜŞÜME GÖRE EKSİKTİR.

Dilekçeye eklenmesi gereken hususlar nelerdir?

Yoklukta yargılama savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Savunma hakkının kısıtlanması Anayasanın başlangıç maddelerine ve Anayasanın 36. maddesine, AİHM’e kararlarına aykırıdır. Dilekçede Yargıtay Kararına atıf yapılabilir ancak bu karara dayalı olarak değil yukarıda saydığımız Anayasa hükümlerine ve AİHM kararlarına dayalı olarak yoklukta oluşturulan hükmün hukuken yok hükmünde olduğu gerekçesi ile uyarlama değilde belki Eski Hale iade talep edilebilir.

DEĞERLİ ARKADAŞLAR

SAYIN ANKARA HUKUKLU TARAFINDAN YAZILMIŞ GIYAPTA YARGILAMA İLE İLGİLİ DİLEKÇE ÖRNEĞİ AŞAĞIDADIR…SN ANKARA HUKUKLUYA TEŞEKKÜR EDİYORUM….

. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
ANKARA

ESAS NO :
SANIK :
VEKİLİ :

TALEP : . Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşen ………. ESAS sayılı ilamı ile verilen hükmün infazının durdurulması ve uyarlama yargılaması yapılmasıdır.

OLAYLAR:
1. 5941 sayılı yeni Çek Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 3167 sayılı Kanuna göre ceza verilen bütün çek dosyaları için Başkan Mahmut Gül’ün de müteaddit defalar basında çıkan açıklamalarında belirttiği gibi “yasa bozması” yapmakta ve aşağıdaki örnek kararda da görüleceği üzere “sanığın hukuksal durumunun tekrar değerlendirilmesinde” zorunluluk bulunduğuna hükmetmektedir.
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunyürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir. (10. C.D.Karar Tarihi 25.01.2010. Esas No: 2008/2928. Karar No: 2010/999)

2. Diğer taraftan, hükümden sonra yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanununa göre (3167 sayılı Çek Kanununun aksine) “sanığın sorgusunun yapılmasında yasal zorunluluk bulunması” da Yargıtayca bozma gerekçesi sayılmış bulunmaktadır. ( 10. C.D. Esas No: 2009 / 1503.1 Karar No:2009 / 19857)
Yargıtay 10. Ceza Dairesi 28.12.2009 tarihli ilgili içtihatında 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, “sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması” gerektiğinden yerel mahkeme kararını bozmuştur.
NETİCE VE TALEP :
Türk Ceza Kanununun 5/1 maddesinde “ Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır” denmektedir. Aynı kanunun 7. Maddesi ise “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.(..) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır” hükmünü getirmektedir.
Bu durum muvacehesinde:
Yüksek Mahkemenin temyiz incelemesi sonunda “yasa bozması” yaptığı kararlarla aynı hukuki niteliğe sahip olan mahkemenizin ceza kararının infazının durdurularak uyarlama yargılaması yapılmasını ve temyiz hakkının kullandırılmasını, yeniden duruşma açılarak Yüksek Mahkemenin aynı türden bütün davalar için öngördüğü süreç doğrultusunda, “kanun önünde eşitlik” ilkesinin gereği olarak müvekkilimin hukuksal durumunun tekrar değerlendirilip belirlenmesini arz ve talep ederim. 20.12.2010

MY WAY

ÇEKTE HAPİS CEZASI YOK ADLİ PARA CEZASI VAR!….

İki yıl önce karşılıksız çek hapsine karşı mücadele başladığı günlerde basın böyle yazıyordu:
“Karşılıksız çekte hapis yok adli para cezası var..”
Milletvekilleri de aynı şeyi söylüyordu. Milletvekillerine ve basına adli para cezasının sonuçta hapis cezası olduğunu anlatmak için bu insanlar çok emek verdiler ve sonunda başardılar. Mücadele bununla da kalmadı, bu kez bu cezanın insanlık onuruna aykırı olduğunu anlatmaya başladık. Hocam Prof.Dr. Hayri Domaniç’in bir makalesini esas alan bir yazı yazdım, bu yazı bir internet sitesinde sağ altta aylarca aktı durdu. Ne diyordu hocaların hocası:
“EKONOMIK SUÇA EKONOMIK CEZA” gerekçesi ile hapis cezasini tespit eden, 4814 sayili kanunla bu dogrultudaki Anayasa Mahkemesi karari hatali olup, DÜNYA MEVZUATINA AYKIRI VE ACEMILIK ÜRÜNÜDÜR..
Hoca, “Anayasa Mahkemesi ağır hata işlemiştir”  diyordu..
Hocaların hocası bir yerde şöyle diyor:
“KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti diyor ki;
İnsan ZALUMEN CEHULA yani İNSAN ÇOK ZALİM ve ÇOK CAHİLDİR.”
Biz karşılıksız çeke hapsin Anayasaya, insan haklarına aykırı olduğunu da anlatabildik, bunu da başardık. Sıra geldi en zoruna, son aşamaya cezanın kalkmasına, en önemli yere ”  zurnanın zırt dediği yere” geldik. Bu kez gerçeği inkar edemeyen hükümet yetkilileri ekonomik krizi bahane ettiler ve orta vadede karşılıksız çeke hapsin kalkabileceğini söylediler. Bu çok önemli bir aşama idi, büyük başarı elde etmiştik, daha ilerisi için örgütlenmek ve  ” çekin ekonomi için zorunlu bir enstruman olduğu”  savının gerçeği yansıtmadığını anlatmalıydık.
BU AŞAMADA KÜÇÜK BURJUVA ÇIKARCILIĞI DEVREYE GİRDİ VE SAFLAR SIKLAŞACAĞINA DAĞILMAYA BAŞLADI. İLK YAPTIKLARI BANA İFTİRA ETMEK OLDU. ÇIKAR İNSANA HERŞEYİ YAPTIRABİLİYOR.
Ben karşılıksız çek hapsine karşı kendimce yaptıklarım için bir çıkar beklemiyordum ama bunun korkusu bile  provaköterleri harekete geçirmeye yetti. Ben yoluma devam ettim. KOSİAD adına Taksim toplantılarını düzenledik, Topkapı toplandısını yaptık ve son olarak yeni çek yasasını yorumlayan ve Yargıtay’ın son içtihatlarını içeren kitabi çıkardık ve bütün Türkiye’de adliyelerde ücretsiz dağıttık. Bu internet siteleri bu eylemlerden tek kelime bile bahsetmediler. Biz gene yolumuza devam ettik.
DEVAM EDECEĞİZ!..Durmak yok yola devam!…
Hangi aşamadayız. Bence henüz anlatma aşamasındayız. Daha henüz neleri anlatamadık:

  • Karşılıksız çek  EKONOMİK  SUÇ değildir.
  • Çek ekonomi için zorunlu bir enstruman değildir.

Bu anlatma dönemi hapis cezaları ile karşı karşıya olan, durumları acil olanlar için dayanılması zor bir süreç, çünkü bu insanların artık dayanacak takatları yok.
Yukarıda iki ana başlıkta topladığımız şeyleri kimlere nasıl anlatacağız? Esas sorun burda ve bunun tayini bir politikadır. Kimlere anlatacağız, cevap:
İktidara ve Muhalefete, basına, sivil toplum kuruluşlarına, barolara anlatacağız.
KİM, NASIL ANLATACAK? SORUN BURDA…
Gelelim benim son yazıma; benim cevap hakkımın olmadığı yerlerde yapılan eleştirilere. Murat Yalçın şöyle diyor:
“Vezir38 Kardeşim,
Üstad Avukat Rahmi OFLUOĞLUNUN yazısını ilk bölümünü alıntılamışsın, iyi etmişsin bu biiir. (referans yazmalıydın)
ikincisi; “…Bunlar eğer perde arkasında çek mağdurları hareketini iğdiş etmek için iktidar mensuplarınca maniple edilmiyorlarsa ki böyle bir olasılık da söz konusudur…” cümlesi ÜSTADIN ÜSLUBUNA DA BİRİKİMİNE DE UYGUN DÜŞMEMİŞ…
Bu cümle “arızalı”…
Ancak bu cümleyi kurmaya sebep teşkil eden bir tutum ve tavır varsa bunu ELEŞTİRMEK için KOMPLO, İHANET kurgularının dışında daha AÇIK SÖZLÜ OLMAK UYGUN DÜŞER!
Aksi takdirde uzun süredir bizler; (kastedildiği üzere güvendiğimiz, inandığımız, bize çok emeğini geçtiğini düşündüğümüz) içimizden birileri tarafından SIRTIMIZDAN MI hançerleniyoruz?
Neyse, yine de ÜSTADIN “BİZE RAĞMEN BİZE DESTEK OLAN” İLKESEL TAVRINA SAYGININ ÖTESİNDE MİNNET DUYUYORUM…
Sevgilerimle”
Şu cümle doğru, Murat Yalçın arkadaş çok doğru bir tespit yapmış: “…Bunlar eğer perde arkasında çek mağdurları hareketini iğdiş etmek için iktidar mensuplarınca maniple edilmiyorlarsa ki böyle bir olasılık da söz konusudur…” cümlesi ÜSTADIN ÜSLUBUNA DA BİRİKİMİNE DE UYGUN DÜŞMEMİŞ…
Buradaki yanlış kullanım bence şu sözcüklerdedir:”…. iktidar mensuplarınca maniple edilmiyorlarsa ki böyle bir olasılık da söz konusudur…” Cümlenin bu bölümü apolitik olmuş, ben birilerini apolitik olmakla eleştirirken ben apolitik bir laf etmişim, teşekkürler efendim.
Ancak burası hariç yazımdaki ana fikirde israrlıyım.
Ben aslında bir CHP partizanı değilim. Baykal grup toplantısında çek için “.. ekonomi için gerekli bir enstruman..” sözlerini kullandığında blogumda kendisini eleştirdim. CHP’nin insan hakları sicili öyle çok iyi değildir. Ayrıca ben 80 li yıllarda, Trabzon’da türban nedeni ile üniversiteye alınmayanların başvurduğu tek kişi idim bizim tarafta..Önceki yazımda da beilrttiğim gibi politik olmak bir parti yandaşı olmakla eş anlamlı değildir. Bu çek yasası CHP iktidarında veya CHP’nin katıldığı bir koalisyonda gerçekleşse idi daha iyisinin  olacağını söyleyemem.. Yaşlanmama rağmen, İstanbul  Adliyesinde karşılıksız çek nedeni ile bir hakime hakeret ettiğim gerekçesi ile hakkımda açılan davaya rağmen, inkarcılığa rağmen güzel günlere inanıyorum..
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ…
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları,yalnız pazarları
Hani şimdi biz
Bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
Açılır kara kaplı kitap:Zindan
Kayış kapar kolumuzu
Kırılan kemik, kan
Hani şimdi bizim soframıza
Haftada bir et gelir
Ve
Çocuklarımız işten eve
Sapsarı iskelet gelir
Hani şimdi biz
İnanın güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz

ÇEK MAĞDURLARININ SORUNU BİR HUKUK TARTIŞMASI DEĞİLDİR

Çek mağdurlarının sorunu bir hukuk tartışması değildir. Bu sorun her şeyden önce bir insan hakları sorunu ve bir uygarlık sorunudur. Soruna bireysel, tekelci anlayışla yaklaşan apolitik yaklaşımlar sorunun çözümüne katkı  veremezler. İnsan hakları sapına kadar bir politik sorundur. Buradaki politika sözcüğü günlük yaşamdaki politika sözcüğü ile karıştırılmamalıdır. kastetdiğimiz politika, bir parti taraftarlığı gibi daraltılmış politika değil, geniş anlamı ile ile politikadır.Hukuk bu politikanın bir sonucudur.

Bugün internet sitelerinde bu soruna yön vermeye çalışanlar politikasız oldukları için pusulasız bir sandal gibidirler ve her rüzgarda yalpamaya mahkümdurlar. Benci olan bu pusulasız hareketler kendileri dışındaki hareketlere karşı yıkıcıdırlar ve bu karakterleri sonucu da toparlayıcı olamazlar. Bunlar eğer perde arkasında çek mağdurları hareketini iğdiş etmek için iktidar mensuplarınca maniple edilmiyorlarsa ki böyle bir olasılık da söz konusudur, arizi de olsa hiç bir başarı sağlayamazlar.

Bu hareketler ben merkezli oldukları ve apolitik oldukları için kendilerine mal edilmeyen her hareketi yok sayarlar ve ellerinden geldiğince karalamaya çalışırlar. Sonuç olarak idealize eder göündükleri ilkelere de ihanet içinde olurlar .Bu davranışa örnekler verelim.

ADLİ PARA CEZALARININ İDARİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ İÇİN CHP TARAFINDAN BÜTÇE PLAN KOMİSYONUNA VERİLEN DEĞİŞİKLİK ÖNERGESİNİ ELİŞTİRDİLER, ÜSTÜNÜ ÖRTMEYE, DAHA DA ÖTEYE GİTTİLER KARA ÇALDILAR.

Oysa tek başına bu öneri bile bugün hapis tehdidi ile karşı kaşıya bulunan çek mağdurlarının 3167 sayılı yasadan kaynaklanan bütün sorunlarını çözmeye yetiyordu. Bu öneriye dört elle sarılıp arkasında durma yerine sözde liderlerin kaleminden karaladılar, kötülediler. Bunlar bütün çek mağdurlarını ahmak sanan DEVE KUŞLARIDIR.

DAHA DA ÖNEMLİSİ BUNLAR BUGÜN (24 Aralık) ADLİ PARA CEZALARINI TAMAMEN KALDIRAN BİR YASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİNİN BÜTÇE PLAN KOMİSYONUNA SUNULMASINA DA SIRTLARINI ÇEVİRDİLER, BU KONU İLE İLGİLİ OKUR YORUMLARINI SİTELERDEN SİLDİLER.

Bütün bunlar, bu ben merkezli kişilerin neyin peşinde olduklarını izaha yetmiyorsa burası sözün bittiği yerdir. GERÇEK ENİNDE SONUNDA ANLAŞILACAKTIR…DAVUL ÇALMAYA GEREK KALMAYACAKTIR…

Çek Yasasında önemli gelişme

FLASH FLASH FLASH

Çek yasasında değişiklik yapan yasa teklifi bu kez Bütçe Plan Komisyonuna sunuldu. Yasa teklifini Bütçe Plan Komisyonuna Ali Rıza ÖZTÜRK, Mustafa ÖZYÜREK ve Harun ÖZTÜRK sundu.

HABERİN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

ADLİ PARA CEZALARI

5237 sayılı TCK ile yaptırım teorisinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden en önemlilerinden birisi para cezası sisteminin tümü ile değiştirilmiş ve gün para cezası sistemine geçilmiş olmasıdır. Buna rağmen; adli para cezasının belirlenmesinde ikili sistem devam etmektedir. Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak verilen adli para cezası da dikkate alındığında üç tür para cezası bulunmaktadır.   

                  Bunlar; 

                   a)Gün para cezası sistemine göre belirlenen adli para cezası, 

                  b)Eski sisteme göre belirlenen adli para cezası, 

                  c)Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak belirlenen adli para cezasıdır. Bu para cezaların her birinin belirlenmesine ve infazına ilişkin kurallar birbirinden farklıdır. Bu nedenle adli para cezasının belirlenmesi ve infazına ilişkin kuralların uygulanmasında belirlenmesi gereken ilk şey, adli para cezasının hangi sisteme göre verildiğinin ortaya konulmasıdır. 

                 Her üç duruma göre konu şu şekilde ele alınabilir. 

                 a)Gün para Cezasının Belirlenmesi ve İnfazıGün para cezası sisteminde; sanığa verilecek para cezası önce gün olarak belirlenir. Bu yapılırken Hakim önce, TCK nun 61/1-3. maddesine göre vereceği adli para cezası gününü belirler (Örneğin kasten yaralama suçu nedeniyle TCK nun 86/2 maddesi uyarınca 50 gün adli para cezası belirler) 

               Daha sonra bu belirlediği bu miktar üzerinden TCK nun 61/4-5 maddesinde belirlenen sıraya göre artırım ve indirim yapar, (Örneğin  suçun silahtan sayılan bıçakla işlenmesi nedeniyle cezayı yarı oranında artırarak 75 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilir.) 

              Bulduğu netice gün para cezasını, (örnekte 75 gün) failin ekonomik ve fiili şartlarına göre 20 ila 100 lira arasında bir miktarla çarpar ve netice para cezasını bulur. (Örneğin bir gün 20 lira kabul edilerek 1500 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilir) 

               Fail hakkındaki bu kararın kesinleşmesinde sonra ilam infaz işlemleri için C. Savcılığına gönderilir. 

              C. Savcılığı tarafından hükümlüye ödeme emri gönderilir. Hükümlü süresi içinde (5275 S.K m.106/2 uyarınca 30 gün) para cezasını ödemez ise; 5275 S.K nun 106/3 uyarınca C. Savcılığı tarafından belirlenen para cezası, mahkeme kararında belirtilen güne çevrilir ve ceza gün kadar hapse çevrilir. (Örnekte 75 gün) 

              Burada dikkate edilmesi gereken husus şudur; söz konusu işlemle para cezası hapis cezasına değil hapse çevrilmektedir. Yani, belirlenen hapis süresi tazyik hapsi niteliğindedir. Öyle olunca da hükümlü para cezasını ödediği takdirde serbest bırakılır. Ödeme yapmaz ise belirlenen gün kadar hapis yatar. Tazyik hapsi söz konusu olduğu için bu süre içerisinde şartla tahliye hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. Verilen para cezasını hapiste kalarak infaz etmiş olsa bile hükümlü halen para cezasına hükümlü bir kişidir ve örneğin ikince kez suç işlediğinden hakkında daha önce hapis cezasına hükmedilmiş kişilere dair hükümler uygulanamaz (5275 S.K nun 106/9. maddesi). 

            Hükümlü bir süre hapiste kaldıktan sonra ödeme yapar ise hapiste kaldığı günlerin mahsubu açısından da mahkeme tarafından belirlenen değerler dikkate alınır. Örnekte olduğu gibi 1500 lira para cezasına çarptırılan kişi ödeme yaptığı için kendisine verilen 75 günlük tazyik hapsini infaz ederken örneğin onuncu günde ödeme yapmaya hazır olduğunu bildirir ise yattığı 5275 S.K nun 106/8 maddesi uyarınca, 10 gün mahkeme kararında belirlendiği üzere (10 gün x 20 lira = 200 lira) hesabı ile yattığı sürenin değeri bulunur ve (1500 – 200 = 1300) ödeme yapar ise serbest bırakılır. Bir başka deyimle; Mahkemenin verdiği 75 günden hükümlünün yattığı 10 gün düşülür kalan 65 gün X 20 lira hesabı ile hükümlüden 1300 YTL ödemesi istenir. Hükümlü bu bedeli öder ise tahliye edilir. 

               b)Eski sisteme Göre Para Cezasının Belirlenmesi ve İnfazı 

             Sanık hakkında uygulanacak olan kanunda gün para cezası sisteminin benimsenmesinden önceki düzenleme söz konusu ise (Örneğin 6136 S.K nun 13/1 maddesi) sanığa verilecek para cezasının belirlenmesinde öncelikle 5252 sayılı Kanunun 4. maddesinde belirtilen misli artış uygulanır. Daha sonra bu miktar 5252 sayılı Kanunun 5. maddesinde belirtilen 450 YTL nin altında kaldığı için ceza miktarı 450 lira olarak belirlenir. 

               Kararın kesinleşmesinden sonra C. Savcılığı hükümlüye bu cezayı ödemesi için ödeme emri gönderir. 

               Hükümlü süresi içinde ödeme yapmaz ise 5275 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca 100 lira 1 gün kabul edilerek ceza tazyik hapsine çevrilir. Örneğe göre hükümlüye 4 gün tazyik hapsi verilir. 

              Belirlenen süre tazyik hapsi olduğu için; yukarıda da açıklandığı üzere; hükümlü cezayı öder ise serbest kalır, şartla tahliyeden yararlanmaz, kısmen veya tamamen hapiste kalarak cezasını infaz etse bile halen para cezasına hükümlü kişi durumundadır. Kısmen ödeme yapmak ister ise 5275 sayılı kanunun geçici 1. maddesi uyarınca yattığı her gün 100 lira kabul edilerek cezasından mahsup edilir. Örneğin 2 gün yattıktan sonra ödeme yapmak ister ise (2 x 100 = 200 lira, 450 – 200 = 250 lira ) hesabı ile 250 lira öder ise serbest bırakılır. 

              c)Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptırım Olarak Para Cezasının Belirlenmesi ve İnfazı 

             Yapılan yargılama sonucunda sanığa verilen 1 yıl ve daha az süreli hapis cezasına kısa süreli hapis cezası denilmektedir (TCK 49/2). Hükümlü hakkında kısa süreli hapis cezası verilmiş ise TCK nun 50/1 maddesinde belirtilen seçenek yaptırımların uygulanmasına karar verilebilir. 

             TCK nun 50/1-a maddesi uyarınca seçenek yaptırımlardan birisi de adli para cezasıdır. 

              Yargılama sonucunda sanığa netice itibarıyla verilen hapis cezası (örneğin 3 ay hapis cezası) sanığın ekonomik ve sosyal durumuna göre TCK nun 52/2 maddesi uyarınca 1 günü 20 ila 100 lira arasında bir değer kabul edilerek seçenek yaptırıma dönüştürülebilir. (Örneğin 3 ay x 30 gün = 90 gün x 20 lira = 1800 Lira seçenek yaptırım olarak adli para cezası) 

             Verilen bu cezanın kesinleşmesinden sonra infaz için C. Savcılığına gönderilir. C. Savcılığa hükümlüye verilen para cezasını ödemesi için ödeme emri tebliğ eder. Hükümlü tebligat üzerine süresi içerisinde ödemede bulunmaz ise Savcılık tarafından tazyik hapsi uygulaması YAPILAMAZ. 

               Bu durumda yanı ödeme yapılmadığından C. Savcılığı, hükmü veren Mahkemeye durumu bildirir ve bu konuda bir karar verilmesini ister.

                 Mahkeme; duruşmalı veya duruşmasız olarak yapacağı inceleme sonucunda; hükümlü hakkındaki seçenek yaptırımı 50/1 maddesinde belirtilen seçeneklerden birisine çevirebileceği gibi, hükümlünün para cezası yerine verilen hapis cezasının kısmen veya tamamen infazına HÜKMÜ VEREN MAHKEME karar verebilir. Hükümlü kısmi ödeme yapmış ise yaptığı bu ödemeyi dikkate alarak karar verir (TCK 50/6). 

                Hükümlü bu durumda artık hapis cezasına hükümlü hale gelir. Para cezası tazyik hapsine DEĞİL hapis cezasına dönmüştür. (TCK 50/6, 2. cümle) Bunun sonucu olarak; 

             a)Hükümlü artık hapis cezasına hükümlü bir kişi haline gelir, tekrar suç işlediğinde daha önce hapis cezası almış kişilere özgü kurallar uygulanır, 

              b)Yakalanmasından sonra ödeme yapacağına söylese bile serbest bırakılamaz, hapis cezasının infazı gerekir, (Yapılan tebligatın usulüne aykırı olduğunu, bu nedenle ödeme emrini almadığını iddia eder ise bu yöndeki savunması dinlenir ve delilleri toplanır. Savunma yerinde ise, usulsüz tebligat öğrenmekle usulüne uygun hale geleceğinden ödemede bulunması gerekir. Bu durumda hapis cezasına çevirme kararı kaldırılmalıdır.) 

            c)Hapis cezası infaz edildiği için Şartla Tahliye hükümleri uygulanır, Bu nedenle; kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırım olarak para cezası dışındaki seçenekler de dikkate alınıp uygulanmalıdır. 

  Murat AYDIN  

  ADANA HÂKİMİ

ÇARESİZLİĞİN RESMİ

SEN ÇARESİZLİĞİN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ARKADAŞ?

 

Çaresiz kalmamışsan, çaresizliği yaşamamışsan çaresizliğin ne demek olduğunu bilemezsin, anlayamazsın. Ben bu anlamda hapis cezası tehdidi ile karşı karşıya olan çek mağduru dostlarımı anlıyorum ve onların mücadelelerine saygı duyuyorum. Özellikle UĞUR arkadaşın örnek eylemlerini hayranlıkla izliyorum.

Ben bu blogdaki önceki yazımda teorik bir yaklaşımda bulundum, bu yazıda halen devam eden can yakıcı durumu hiç kasdetmedim. Gelişmiş batılı ülkeler borçtan hapsi ilk kaldıran ülkeler, Türkiye henüz bu anlamda gelişmekte olan bir ülke ve bu ceza ancak kitlesel eylemlerle veya ses getirecek eylemlerle gündemde tutulabilir.

Bu anlamda benim kimseye söyleyecek sözüm olamaz, eylem önerecek kişi önce kendisi o eyleme hazır olmalı.. Bu noktada çek mağdurlarının akla ihtiyacı olacağını sanmıyorum. Benim garibime giden eylem öneren ancak kendisi ortada olmayan, üstelikte hiç kimsenin yüzünü bile görmediği yalancı kahramalar..

ÇARESİZLİĞİ YAŞAMAYAN ÇARESİZLİĞİ BİLEMEZ..

Ne demiş şair ” sen mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?”

Ben şöyle diyorum ” SEN ÇARESİZLİĞİN RESMİNİ ÇİZEBİLİR MİSİN ARKADAŞ?”

Mutluluğun Resmi  

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?

ÇEK MAĞDURLARI NE YAPMALI? HAPİSHANE KORKUSU

Çek Mağdurları hareketi neden çoğalamıyor, neden büyümüyor ?

ÇEK MAĞDURLARI HAREKETİ NEDEN BAŞARISIZ..?

Tekelleşme kapitalizmin doğasında var. Kapitalizm acımasız bir yarışın, kazanma hırsının, kar hırsının adıdır. Serbest rekabet dedikleri özünde bir yok etme savaşıdır. Çağdaş kapitalizm bu savaşı kurallara bağlamıştır. İşte bu kurallar bugün Türkiye’de tamamıyle hayata geçmemiştir, bunun temel nedeni de Türkiye’de henüz kapitalistleşme aşaması tamamlanamamış, yeterli sermaye temerküzü sağlanamamıştır. Bu yüzden batı ülkelerinde BORÇTAN HAPİS YASAKKEN TÜRKİYE’DE  İNSANLAR BORÇ YÜZÜNDEN ÖZGÜRLÜKLERİNDEN YOKSUN BIRAKILMAKTADIR.

TÜRKİYE’DE SERMAYE TEMERKÜZÜ HIZLA OLUŞMAKTA, KAPİTALİZM YABANCI SERMAYENİN VE SICAK PARANIN GELMESİ İLE GELİŞMEKTEDİR.

Sermaye temerküz ederken, başka bir ifade ile sermaye belli ellerde toplanırken birileri sermayelerini, işlerini, aşlarını kaybetmektedirler. Tekelleşme sürecinin doğal sonucu onbinler batarken, onbinlerce küçük orta işletme yok olurken pramidin tepesi daralmakta ve tekelleşme ivme kazanmaktadır. Kapitalizm bu gelişmeyi tamamlamadan batılı kurumların burada gelip yerleşmesi olası değildir. Şöyle bir bakalım:

Bir Carfouresa’nın açılması binlerce bakkalın, manavın, kırtasiye dükkanının kapanmasına neden oluyor, ya da Migros, ya da Tesco Kipa farketmez..Bugün Türkiye’de parekende sektörünün %75 i yabancıların elindedir. Bu büyük zincirler alımlarının büyük bölümünü yurt dışından yapmaktadırlar. Sanayide öyle; her yeni teknoloji bir çok küçük orta işletmenin batmasına, yeni işsizliklere neden oluyor.

YUKARIDA AÇIKLADIĞIMIZ NEDENLERLE MAĞDURLARI YARATAN SİSTEMDİR. BU SİSTEM DEĞİŞMEDİKÇE HEP YENİ MAĞDURLAR ORTAYA ÇIKACAKTIR.

Çek mağdurları hareketi ideolojisiz olduğu için toparlanması, büyümesi mümkün değildir. Siz tekelci kapitalizmin kurbanlarısınız ve cellatlarınızdan merhamet diliyorsunuz, boşuna…

TEKELCİ KAPİTALİZMİN CELLATLARI SİZİ AFFETMEZ, SİZ ANTİ KAPİTALSİT VE ANTİ TEKELCİ BİR YAPILANMA İLE BÜYÜYEBİLİR, HALKIN DESTEĞİNİ ALABİLİRİSİNİZ..

Cellatlarınızdan merhamet diliyor, başbakanın peşinde dolaşıyor, First lady’den sizi bağışlamasını istiyorsunuz. Onlar sizi bağışlar bağışlamasına da onları tekeller bağışlamaz, açmaz bu..

SİYASET BİR PARTİNİN ARKASINA TAKILMAK DEĞİLDİR, ÇEK MAĞDURLARININ DAVASI SİYASET OLMADAN ÇÖZÜMLENEMEZ. BURADAKİ SİYASET ANTİ KAPİTALİST GÜÇLERLE DAYANIŞMA VE ANTİ TEKELCİ TAVIRDIR.

Siz muhalefetle, anti tekelci ve anti kapitalist sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla birlikte saf tutabilirseniz güç olursunuz, yoksa 60, 70 kişiyi geçemezsiniz. Doğru bir ideoloji ve doğru bir liderlik olmadan marjinal kalmaya, başarısız olmaya mahkumsunuz. CHP Parti Meclisi üyesi ne demiş Uğur’a “gelin 500, 1000 kişi Kurultay’da sesiniz duyurun, işte size fırsat..” ..Ama siz 50 kişi bulamazsınız, hani nerde on binlerce çek mağduru? HATA SİZDE, YANİ SİZİN KLAVUZLARINIZDA MI YOKSA GELMEYEN ON BİNLERDE Mİ?

ADLİ PARA CEZASI MI, İDARİ PARA CEZASI MI?

ADLİ PARA CEZASI MI, İDARİ PARA CEZASI MI?

Adli para cezaları ile idari para cezaları arasındaki en önemli fark infaz aşamasında ortaya çıkmaktadır. Adli para cezaları ödenmediğinde hapse çevrilmekte ve hapis cezası olarak infaz edilmektedir, idari para cezalarında ise hapse çevirme yolu ile infaz yoktur. İşte bu nedenle çek mağdurları adli para cezalarının idari para cezasına çevrilmesini istemektedirler.

CHP ADLİ PARA CEZALARININ İDARİ PARA CEZASINA ÇEVRİLMESİ İÇİN BÜTÇE PLAN KOMİSYONUNA BİR TEKLİF VERDİ.

CHP ayrıca bu önerisini Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi vasıtası ile AKP ye sunduğu 7 değişik öneri arasına da koydu. Hamzaçebi AKP ile yaptığı görüşmelerden umutlu olduğunu açıkladı.

Bütçe Plan Komisyonunda bu öneri kabul edilmezse dünyanın sonu gelmeyecek, çünkü Ocak, Şubat 2010 tarihlerinde örtülü bir affın gündeme gelmesine kesin gözü ile bakılıyor. Bu teklif 5237 sayılı yasa ve 5275 sayılı yasalarda yapılacak değişikliklere ilave edilebilir. Buradaki amaç 3167 sayılı yasadan verilmiş verilecek adli para cezalarının idari para cezasına çevrilmesidir. Tabii en güzel olan 5941 sayılı yasanın değişmesi ve adli para cezalarının kalkmasıdır ancak bugün kaçak durumda olan veya hapse girme riski taşıyan çek mağdurlarının bu değişikliği beklemeye tahammülleri yoktur. 

ADLİ PARA CEZALARININ TAMAMEN KALKMASI, CHP’NİN YASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ

CHP Mersin Milletvekilinin hazırladığı yasa teklifi CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi tarafından meclis başkanlığına verildi. Bu yasa değişikliği teklifi ile 5941 sayılı yasadaki adli para cezaları tamamen kaldırılıyor. Bu teklif meclis başkanlığına verildikten sonra Ali Rıza Öztürk bu değişikliğin uzun zaman alacağını düşünerek acil sorun olan 3167 den verilmiş verilecek adli para cezalarının idari para cezasına çevrilmesi için yeni bir öneri hazırlayarak CHP Grup Başkanlığına sundu. Bu öneri açık ve nettir. 3167 deki adli para cezaları idari para cezasına çevriliyor. İşte 5941 Sayılı yansın değişik 2. Maddesinin 1. Fıkrası a şıkkı ile şöyle:

 GEÇİCİ MADDE 2- (1) 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 1.11.2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;

a)Adli para cezaları, idari para cezasına çevrilir.

Bu değişikliği anlamak için hukukçu olmaya gerek yoktur. Madde çok açık. Geçici 2. Maddede yapılan diğer değişiklikler taahhütlerle ilgilidir ve detaydır. Eğer taahhüt verilmiş ise ve taahhütle uyulursa idari para cezasının da uygulanması söz konusu olmayacak, taahhüde uyulmazsa idari para cezası uygulanacak v.s v.s… Önemli olan 1. Fıkra ve a şıkkıdır.

CHP’ye yapılan saldırılar AKP’den alınan talimatlar doğrultusundadır. Birileri AKP’den aldığı talimatlar doğrultusunda ÇEK MAĞDURLARININ EYLEMLERİNİ PROVOKE ETMEKTEDİR. Bu yüzden on binlerce çek mağduru varken yapılan eylemlere 100 kişi bile katılmamaktadır. AKP ajanları hareketi bölmekte, güvensizlik yaratmakta, bu anlamda karalama kampanyaları düzenlemekteler. CHP’nin çek kanunu ile ilgili çalışmalarını yukarda verdik. DURUM AÇIK VE NET PEKİ NEDEN CHP’YE SALDIRILIYOR?

NEDEN? EYLEMLERİ PASİFİZE ETMEK İÇİN, BAŞKA CEVAP VAR MI?

  5941 sayılı çek kanunun geçici ikinci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 GEÇİCİ MADDE 2- (1) 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 1.11.2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;

a) Adli para cezaları, idari para cezasına çevrilir.

b)    Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.  

c) Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl ödemesiz üç yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak ikinci yıl taksiti, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir.

(2) Birinci fıkrada yazılı anlaşma veya taahhütnamenin en geç 1/4/2010 tarihine kadar düzenlenmiş ve mercîlerine verilmiş olması şarttır. Birinci fıkranın (b) bendinden yararlanan kişi, taahhütnamede belirttiği süre içinde şikâyetçi ile anlaşmaya varması ve bu anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından mercilerine verilmiş olması hâlinde, aynı fıkranın (a) bendi hükmünden yararlanır.

(3) Soruşturma veya kovuşturmanın durması hâlinde dava zamanaşımı; hükmün infazının ertelenmesi veya durdurulması hâlinde ise ceza zamanaşımı işlemez.

(4) Anlaşmanın gereği gibi ifa edilmiş veya bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarın ödenmiş olması hâlinde; kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir.

(5) Şikâyetçinin başvurusu üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde,  soruşturmaya, kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilir. Adli para cezaları, idari para cezasına çevrilerek infaz olunur.

(6) Soruşturma veya kovuşturması durdurulan ya da hükmün infazı ertelenen veya durdurulan kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilemez.  

 

(6) Soruşturma veya kovuşturması durdurulan ya da hükmün infazı ertelenen veya durdurulan kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilemez.  

 

%d blogcu bunu beğendi: