Çekin karşılıksız çıkmasına sebebiyet verme

 

Anayasa Mahkemesi  Çek Kanunu iptal eder mi?

Anayasa Mahkemesinin yeni çek  kanunu iptal edip etmeyeceği kanunun yorumuna ve uygulamasına bağlı. Kanun gerekçesi ile birlikte doğru yorumlanırsa kusur ilkesini benimsemektedir. Dar yorumlanınca şekli objektif suç olacaktır. Kanunun yüksek mahkemede ele alınışı yorumuna ve uygulamaya dayalı olacaktır.

Anayasa Mahkemesi 2006/72 esas ve 2009/24 karar sayılı, 10.02.2009 tarihli kararının esas incelemesi bölümünde şöyle bir mütalada bulunmuş:

“Çağdaş ceza hukukunun önde gelen özelliklerinden biri kusurlu sorumluluğu benimsemiş bulunmasıdır. Ceza hukukçularının büyük bir çoğunluğuna göre, bir insan davranışı olmadan suç olmaz, ancak onun bu davranışı nedeniyle ortaya çıkan sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için de, o davranışının en azından kusurlu bulunması gerekir. Böylece modern ceza hukuku, objektif sorumluluğu terk ederek kusursuz suç olmaz” anlayışını çağdaş ceza hukukunun temel bir ilkesi olarak kabul etmiştir.”

Bu görüş 5237 sayılı TCK nın 21, 22 maddeleri ile örtüşmektedir. TCK 21 maddeye göre “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.” demektedir. Madde 22 ise şöyledir:

MADDE 22. – (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.  

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

5941 sayılı yeni çek kanunun 5. madde gerekçesinde şöyle denmektedir:

Söz konusu suçun oluşabilmesi için, çekin karşılığının, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak yani en azından taksirle, ilgili çek hesabında bulundurulmaması gerekir. Anayasanın 38.maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsîliği ilkesi bağlamında güvence altına aldığı kusursuz ceza olmaz kuralının gereği olarak, söz konusu suç, objektif  (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olarak değil, en azından taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması hâlinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır. ,”

Maddeyi gerekçesi ile birlikte yorumladığımızda görüyoruz ki yeni çek kanunu objektif(kusursuz) suç teorisini terk ederek taksire dayalı kusurluluk ilkesini benimsemiştir.

5. madde bu şekilde yorumlandığında iş hayatının gerektirdiği gerekli özen ve dikkati göstermesine rağmen çekinin karşılığını yatıramayan kişilerin cezalandırılması mümkün değildir.

Avrupa insan hakları sözleşmesi ek 4 nolu protokol ve anayasanın38. maddesi bir sözleşmeden kaynaklanan edimi yerine getirememekten bahsetmektedir. Bu ilkeye göre “bir yerine getirememe” (inablitiy) gerekmekmektedir.

Mahkemeler bu ilkeyi nasıl uygular?

Bunda bizim de ciddi şüphemiz var. Mahkemeler hiçbir şey değişmemiş gibi çekin karşılıksız çıkmasını yeterli sayıp kusur aramadan ceza vermeye devam ederler mi? Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Tayyar Cem Eralp’in blogda yayınladığımız yorumu bunu göstermektedir. Yani yargı hiçbir şey değişmemiş gibi yoluna devam edebilir.Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Tayyar Cem Eralp’in yorumuna suçun tanımı dışında tamamen katılıyoruz. Cumhuriyet Savcısı bu eksikliği bir atlama sonucu yapmış olabilir. Daha sonraki yorumlarında bu eksikliği giderebilir. Bizim için Yargıtay Cumhuriye Savcısının görüşleri çok önemlidir.

Anayasa Mahkemesi

Uygulama belli olmadan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine gitmeyi doğru bulmuyoruz. Mahkemeler suçun oluşumunu Anayasaya, TCK 21 ve 22 maddelere uygun biçimde yorumlarsa o zaman  5941 sayılı çek kanunun Anayasaya, uluslararası sözleşmelere göre iptali zorlaşır. Çünkü ceza bu durumda kusurlu olana, çekini ödeyebildiği halde ödemeyene verilecektir. Anayasa Mahkemesi bu durumda yasayı Anayasaya aykırı bulmayabilir. Bu nedenlerle CHP nin hemen Anayasa Mahkemesine gitme yerine uygulamayı bekleyerek süresinde mahkemeye başvuru yapması doğru olacaktır.

Mahkemeler kusur ilkesini göz önünde bulundurmaz ise ne olur?

Mahkemeler suçun oluşumunda kast veya taksir aramaksızın, salt çekin karşılıksız kalmasını yeterli sayarlar ise, yani suçu şekli bir suç olarak görmeye devam ederler ise o zaman bu yasanın Anayasanı 2, 10, 36 ve 38 maddelerine, uluslararası sözleşmelere aykırılığı netlik kazanacaktır.

5941 sayılı yasanın bu şekilde yorumu Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti kavramının,36. maddedeki adil yargılama kavramının, 38 maddedeki borçtan hapis yasağının, 10 maddesindeki eşitlik ilkesinin açıkça ihlalidir ve Anayasa Mahkemesince iptali gerekmektedir.

 HUKUK Blogdaki yazıları okumak için resme TIKLA

 

 

2 Responses to “Çekin karşılıksız çıkmasına sebebiyet verme”

  1. hasan Says:

    sayın ofluoglu sitenizi takip ediyorum sizce anayasa mahkemesi bu kanunu 2. şıkta yazdıgınız uygulama olursa iptal edermi birde chp götürürmü bu yasayı mahkemeye

    • rahmiofluoglu Says:

      Çek Kanunun dar yorumla suçun şekli(objektif) suç olarak nitelenmesi halinde kanun hukuka aykırı bir kanun haline gelecektir.Bu durumda Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti prensibine aykırı olacaktır. Çekin karşılığının yatıramamak durumu cezalandırılabilecektir. Yüksek mahkeme bu durumda Çek Kanunu iptal edecektir.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: