Posted in Genel. 7 Comments »

Çekin karşılıksız çıkmasına sebebiyet verme

 

Anayasa Mahkemesi  Çek Kanunu iptal eder mi?

Anayasa Mahkemesinin yeni çek  kanunu iptal edip etmeyeceği kanunun yorumuna ve uygulamasına bağlı. Kanun gerekçesi ile birlikte doğru yorumlanırsa kusur ilkesini benimsemektedir. Dar yorumlanınca şekli objektif suç olacaktır. Kanunun yüksek mahkemede ele alınışı yorumuna ve uygulamaya dayalı olacaktır.

Anayasa Mahkemesi 2006/72 esas ve 2009/24 karar sayılı, 10.02.2009 tarihli kararının esas incelemesi bölümünde şöyle bir mütalada bulunmuş:

“Çağdaş ceza hukukunun önde gelen özelliklerinden biri kusurlu sorumluluğu benimsemiş bulunmasıdır. Ceza hukukçularının büyük bir çoğunluğuna göre, bir insan davranışı olmadan suç olmaz, ancak onun bu davranışı nedeniyle ortaya çıkan sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için de, o davranışının en azından kusurlu bulunması gerekir. Böylece modern ceza hukuku, objektif sorumluluğu terk ederek kusursuz suç olmaz” anlayışını çağdaş ceza hukukunun temel bir ilkesi olarak kabul etmiştir.”

Bu görüş 5237 sayılı TCK nın 21, 22 maddeleri ile örtüşmektedir. TCK 21 maddeye göre “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.” demektedir. Madde 22 ise şöyledir:

MADDE 22. – (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.  

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

5941 sayılı yeni çek kanunun 5. madde gerekçesinde şöyle denmektedir:

Söz konusu suçun oluşabilmesi için, çekin karşılığının, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak yani en azından taksirle, ilgili çek hesabında bulundurulmaması gerekir. Anayasanın 38.maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsîliği ilkesi bağlamında güvence altına aldığı kusursuz ceza olmaz kuralının gereği olarak, söz konusu suç, objektif  (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olarak değil, en azından taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması hâlinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır. ,”

Maddeyi gerekçesi ile birlikte yorumladığımızda görüyoruz ki yeni çek kanunu objektif(kusursuz) suç teorisini terk ederek taksire dayalı kusurluluk ilkesini benimsemiştir.

5. madde bu şekilde yorumlandığında iş hayatının gerektirdiği gerekli özen ve dikkati göstermesine rağmen çekinin karşılığını yatıramayan kişilerin cezalandırılması mümkün değildir.

Avrupa insan hakları sözleşmesi ek 4 nolu protokol ve anayasanın38. maddesi bir sözleşmeden kaynaklanan edimi yerine getirememekten bahsetmektedir. Bu ilkeye göre “bir yerine getirememe” (inablitiy) gerekmekmektedir.

Mahkemeler bu ilkeyi nasıl uygular?

Bunda bizim de ciddi şüphemiz var. Mahkemeler hiçbir şey değişmemiş gibi çekin karşılıksız çıkmasını yeterli sayıp kusur aramadan ceza vermeye devam ederler mi? Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Tayyar Cem Eralp’in blogda yayınladığımız yorumu bunu göstermektedir. Yani yargı hiçbir şey değişmemiş gibi yoluna devam edebilir.Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Tayyar Cem Eralp’in yorumuna suçun tanımı dışında tamamen katılıyoruz. Cumhuriyet Savcısı bu eksikliği bir atlama sonucu yapmış olabilir. Daha sonraki yorumlarında bu eksikliği giderebilir. Bizim için Yargıtay Cumhuriye Savcısının görüşleri çok önemlidir.

Anayasa Mahkemesi

Uygulama belli olmadan yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine gitmeyi doğru bulmuyoruz. Mahkemeler suçun oluşumunu Anayasaya, TCK 21 ve 22 maddelere uygun biçimde yorumlarsa o zaman  5941 sayılı çek kanunun Anayasaya, uluslararası sözleşmelere göre iptali zorlaşır. Çünkü ceza bu durumda kusurlu olana, çekini ödeyebildiği halde ödemeyene verilecektir. Anayasa Mahkemesi bu durumda yasayı Anayasaya aykırı bulmayabilir. Bu nedenlerle CHP nin hemen Anayasa Mahkemesine gitme yerine uygulamayı bekleyerek süresinde mahkemeye başvuru yapması doğru olacaktır.

Mahkemeler kusur ilkesini göz önünde bulundurmaz ise ne olur?

Mahkemeler suçun oluşumunda kast veya taksir aramaksızın, salt çekin karşılıksız kalmasını yeterli sayarlar ise, yani suçu şekli bir suç olarak görmeye devam ederler ise o zaman bu yasanın Anayasanı 2, 10, 36 ve 38 maddelerine, uluslararası sözleşmelere aykırılığı netlik kazanacaktır.

5941 sayılı yasanın bu şekilde yorumu Anayasanın 2. maddesindeki hukuk devleti kavramının,36. maddedeki adil yargılama kavramının, 38 maddedeki borçtan hapis yasağının, 10 maddesindeki eşitlik ilkesinin açıkça ihlalidir ve Anayasa Mahkemesince iptali gerekmektedir.

 HUKUK Blogdaki yazıları okumak için resme TIKLA

 

 

Çek Paneli

Tekinalp hoca ile çek kanununu konuştuk. Hocaya hakim ve savcıların kafa karışıklığını anlattım. Bunun üzerine hoca bana panel haberini verdi ve benden hakim ve savcılara paneli duyurmamı istedi.

 Panelde çek kanununun getirdiği yenilikler tartışılacak.

Panelin, hakim ve savcıların yeni çek kanununa ilişkin tereddütlerinin  giderilmesine katkı sağlayacağını umuyoruz. Panele katılıp görüşlerimizi söyleyeceğiz. panel ile ilgili daha geniş bir yorumu ileride yapacağız.

http://www.cekmagdurlari.com   

 

Cumhuriyet Halk Partisi’ne Güveniyoruz 

5941 sayılı kanunun Türkiye gerçeğini kabul ederek düzenlemeye erken ibrazı yasaklayarak başlaması bir ileri adımdır ve çek mağdurlarının lehine bir düzenlemedir. Bilindiği gibi Türk Ticaret kanunu  ve mevcut uygulama bunun tam tersi idi. TTK 707 de çek ibrazında ödenir denmektedir. Mehaz kanunda ise bu ibare ÖDENEBİLİR(payable,zahlbar) şeklindedir. Görüldüğü gibi TTK 707 deki ödenir ibaresi bir çeviri hatasıdır. 5941 sayılı kanun vadeli çeki kabul etmekle doğru olanı yapmıştır ve çek mağdurlarının lehine bir düzenleme getirmiştir. Burada sitenin dediği gibi anayasaya aykırı bir durum da söz konusu değildir. Özünde karşılıksız çeke ceza anayasaya ve uluslarası mevzuta aykırıdır. Lehe olan bir düzenlemeyi eleştirmek bir şaşkınlık olsa gerek. Bu konu geçmişte Av. Şamil Demir ile aramızda tartışma konusu olmuştur(http://rahmiofluoglu.blog/2009/05/08/432/). Şamil Demir çekte vade olmaz diyordu 08 Mayıs 2009.

 Sitenin yazısında 5941 sayılı kanunda erken ibrazın suç tanımının dışında bırakılması ve ceza sorumluluğu açısından vadeli çekin kabulünün eleştirilmesi bizce bir talihsizliktir.

 

 Yeni çek kanunu uyarlama yargılaması

 

T.C.
K A Y S E R İ
3.ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
DEĞİŞİK İŞ NO : 2009/…
H A K İ M : MEHMET ŞAHİNER 36111
K A T İ P : ÇAĞDAŞ YILDIZ 100126

Söz konusu karar hatalı bir karardır. Bu kararla ilgili geniş yorumumuzu daha sonra yapacağız. Site hatalı bir kararı yayınlayarak olumsuzluğa destek vermektedir.

5941 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra mahkemelerde duruşmaları izlemeye başladım. Beni tanıyanlar bilirler, ben çok nadiren duruşmalara çıkarım. Bu hafta hem duruşmalara çıktım ve hem de izledim. Genel manzara şuydu:

Eskiden avukatlar müvekkilerine zaman kazandırmak için davaları ertelemeye çalışırlardı şimdi çek sanıklarının avukatları karar verin diyor hakimler süre istiyor. Hakimler avukatlara açıkça şöyle diyorlar:

-Kanundan ötürü kafamız karışık, zamana ihtiyacımız var.

Hal böyle iken söz konusu sitenin olumsuzluğa katkı veren bu kararları yayınlamasını doğru bulmuyoruz.

CHP parti programı doğrultusunda çek kanununun iptalini isteyecektir.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne Güveniyoruz

 

 

CHP hukuka, insan haklarına saygılı olduğu için, parti programı ve tüzüğü doğrultusunda Anayasa Mahkemesine gidecektir.

 

 

CHP’nin Anayasa Mahkemesi Zamanlaması

CHP  Çek Kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine gidecektir. Kulkuloğlu’nun açıklamsı şöye:

“Çek kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuracağız. Bunun için erteleme işlemlerinin tamamlanmasını bekleyeceğiz. Hapiste olanlar ve kaçak olanlar için bir aksilik olmasın istiyoruz. 15 Ocak 2010  gibi iptal başvurusunu yapmış oluruz.”

CHP’nin şimdi hemen Anayasa Mahkemesine gitmeyip zamanlama yapmasının tek nedeni mağdurlara zarar vermemektir.

Kulkuloğlu’nun soru önergesi

Kulkuloğlu tahliyelerin gecikmesi ve 5941 sayılı kanunla ilgili yaşanan sıkıntılar için Adalet Bakanına soru önergesi verdi. Soru Önergesini okumak için tıklayınız.

ERKEN İBRAZA BERAAT

Şişli 7. Asliye ceza  Erken İbraza Beraat

5941 sayılı kanundan beraat kararı

Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesi üzerinde yazılı tarihten önce ibraz edilen çekten 5941 sayılı kanunun 5. maddesine göre beraat kararı verdi.

5941 sayılı çek kanunu ileri bir adımdır. Doğru uygulanırsa davaların %95i  beraat ile sonuçlanır.Okumaya devam etmek için tıklayınız.

Posted in Genel. 3 Comments »

CHP ANAYASA MAHKEMESİNE GİDİYOR

CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay açıkladı

CHP Anayasa Mahkemesine gidecek

Hakkı Suha Okay, Ali Riza Öztürk ile birlikte beni aradılar. CHP Genel Başkanı Deniz Baykala atfen yapılan açıklamanın tamamen gerçek dışı olduğunu söylediler. Hakkı Suha Okay devamla şöyle dedi:

-Bu yasanın iptali için kesin olarak Anayasa Mahkemesine başvuracağız. İptal başvurusunun zamanlamasını mağdurların çıkarlarını da göz önünde bulundurarak yapacağız. Çek mağdurları sitesinde çıkan haber gerçek dışıdır. Onlar saldıracakları yeri doğru tespit etsinler.

Çek mağdurları sitesinde, yorumlar bölümünde Jenardi imzası ile çıkan haber şuydu:

JENARDİ dedi ki… // 97

ARKADAŞLAR DENİZ BAYKAL İLE GÖRÜŞTÜK.ŞUANDA ANAYASA MAHKEMESİNE GİTME KONUSUNDA OLAYI ERTELEDİK DİYOR. LÜTFEN HEMEN SALDIRIN TELEFONLARA”

Umarız bu site bundan böyle kendisine çeki düze verir ve insanlara zarar verecek böylesi haberleri tekrarlamaz.

Çek Mağdurlari Sitesi Yalan Haberde İsrarlı

Sitede Jenardi imzası ile bugün çıkan haber şöyle:

JENARDİ dedi ki… // 29

SAYIN ARKADAŞLAR BAZI SİTELERDE BİZLERLE VE SİTEMİZLE ALAKALI KARALAMA KAMPANYASINA BAŞLANMIŞTIR.

DENİZ BAYKAL İLE GÖRÜŞMEMİZ SIRASINDA BİZE;ANAYASA MAHKEMESİNE GİTME KONUSUNDA ERTELEME KARARI ALDIKLARINI BELİRTMİŞLERDİR.BENDE BU KONUYU MAĞDURLARIMIZLA SİZLERLE PAYLAŞARAK ARAMANIZI TAVSİYE ETTİM.

ÖZELLİKLE RAHMİ OFLUOĞLUNUN 180 DERECE DÖNEREK BİZE SAVAŞ AÇMASINI; İŞLERİNİN KESAT OLMASINA BAĞLIYORUM

KOSİAD DERNEĞİ İLE ALAKALI ZATEN BİRŞEY DEMEYE GEREK YOK.BİLGİSİZLİK CAHİLLİK VE NE İDÜĞÜ BİLİNMEZ BİR DERNEK OLUŞUMU..

BURDAN BİZİ KARALAYANLARA SESLENİYORUM: BEN BURDAN BAŞKA BİR YERDE YAZMIYORUM YAZMAM.CÜNEYT BEY DE ÖLE..SİZLER İSTEDİĞİNİZİ YAPSANIZDA BU İNSANLARI SÖMÜREMEYECEKSİNİZ.

SİZİNLE TÜM DAYANIŞMAMIZ BİTMİŞTİR.(http://www.cekmagdurlari.com/2009/12/yeniden-yarglama-talep-dilekcesi.html#comments)

Deniz  Baykal’ın böyle bir açıklama yapmadığını parti yöneticileri bugün beni telefonla arayarak bana bidirdiler ve rica ettiler; bu site Genel Başkanımıza atfen yapılan bu açıklamayı yalanlasın diye. Bizde Ali Riza Öztürk ve Grup Başkan vekili Hakkı Suha Okay’ın açıklamsını buraya aktardık.

Jenardi ayıp ediyor. Beni tanır, bire bir görüşürüz, birlikte işler yaptık. Gerçek dışı bir açıklamayı yapmakla yetinmiyor şimdi de bana saldırıyor. Benim çek mağdurlarından aldığım tek bir vekalet yoktur bugüne kadar. Ben inandığım bu dava yolunda ne kadar para harcadığımı beni tanıyanlar biliyor.

Bu site ve yöneticilerininin temel hatası

Bilmediklerini sormuyorlar. Bu davaya benden başka gönül vermiş bir hukukçu var mı? Yok. Peki neden siz gidip emekli olduğunu söylediğiniz ki, bundan da şüphem var, savcı ve hakimlerin görüşlerini alıyorsunuzda, sizlerle omuz omuza mücadele eden Rahmi Ofluoğlu’nun görüşlerini alma tenezzülünde bulunmuyorsunuz. Elbette bir bildiğiniz vardır.

Ben sizin insanları yanlış bilgilendirmenize , zarar vermenize engel olmaya çalışıyorum. Kanun ile ilgili sitenizde yapılan yorumlar ortada. Daha kanunun cezayı düzenleyen 5. maddesinin özünü kavramamışsınız, kanunla ilgili yorum yapıyorsunuz. 5. maddenin iki temel direği var:

  • Karşılıksız çek suçundan sorumlu kişinin tanımlanması
  • Kusur ilkesi

Günlerce sitenizde karşılıksız çekten sorumlu kişinin şirket ortakları olduğunu yazdınız. Ceza sorumluluğunu incelerken kişinin ortak olup olmadığı gibi ayırımlar yaptınız. Şirket yönetim organı ile şirket ortaklarını birbirine karıştırdınız. Yakında kanunun yorumunu yapacağım, o zaman hatalarınızı daha iyi göreceksiniz.

Şimdiye kadar hiçbir karşılıksız çek davası almadım ama Jenarde duysun, ofis kadrosunu genişletiyorum ve karşılıksız çek davalarını bundan böyle alacağım.

Jenarde’den dava bekliyorum!……..

Son sözüm bilmediğinizi danışın, hata yapmayın, kritik bir dönemden geçiyoruz. Siz benim rakibim değilsiniz .

Çek Kanunu ve Hatalı Yorumlar

Posted in Genel. 1 Comment »

Kusursuz Ceza Olmaz

Anayasa Mahkemesi 2009 yılında verdiği kararda “kusursuz suç olmaz” demektedir.

5941 sayılı çek kanunu ceza sorumluluğunu düzenleyen 5. maddesindeki ” sebebiyet verme” ibaresi ile kusur ilkesini kabul etmiştir. Bu nedenle davaların yeniden görülmesi söz konusudur.

5941 sayılı kanundaki en önemli lehe hüküm5. maddedeki kusur ilkesidir. Eğer bu ibare muğlak bulunuyorsa o zaman Anayasa Mahkemesi aşağıda verdiğimiz kararı doğrultusunda 5941 sayılı kanunun iptali yoluna gidebilir. Kararın esasın incelenmesi bölümünde şöyle denmektedir:

Çağdaş ceza hukukunun önde gelen özelliklerinden biri kusurlu sorumluluğu benimsemiş bulunmasıdır. Ceza hukukçularının büyük bir çoğunluğuna göre, bir insan davranışı olmadan suç olmaz, ancak onun bu davranışı nedeniyle ortaya çıkan sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için de, o davranışının en azından kusurlu bulunması gerekir. Böylece modern ceza hukuku, objektif sorumluluğu terk ederek “kusursuz suç olmaz” anlayışını çağdaş ceza hukukunun temel bir ilkesi olarak kabul etmiştir.”

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

 Esas Sayısı       : 2006/72

Karar Sayısı  : 2009/24

Karar Günü    : 19.2.2009

                                     

 

                   İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Osmaniye Ağır Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 23. maddesinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

 

                   I- OLAY

                   Kastın aşılması suretiyle adam öldürmek suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 452/1, 31., 33. ve 40. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:

 

                   “Sanık Ayşe Kaçar hakkında Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2005 tarihli iddianamesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 452/1 maddesi gereğince kastın aşılması sureti ile adam öldürmek suçundan cezalandırılması talebi ile açılan kamu davasının yargılaması sırasında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 23. maddesinin iptali istemi ile Anayasa Mahkemesine yapılan mahkememizin 05.01.2006 tarihli başvurusuna itiraz konusu kuralın Anayasanın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun belirtilmediği gerekçesi ile geri çevrilmesine karar verilmiştir. Bu karar üzerine evrak mahkememizce yeniden incelenmiş ve değerlendirilmiştir.

                   Sanık Ayşe Kaçar hakkında mahkememizdeki yargılamanın devam ettiği aşamada 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiş, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ise 01.06.2005 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte lehe ve aleyhe kanun karşılaştırılmasının yapılması gerekmiş, bu nedenle sanık lehine olan ve uygulanma ihtimali bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 87/4 maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmıştır.

                   5237 sayılı Türk Ceza Kanununun sanık hakkında uygulanma ihtimali bulunan 87/4 maddesinde kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş ise neticesi sebebi ile ağırlaşmış yaralama nedeni ile ceza verileceği öngörülmüştür. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 23. maddesinde ise, neticesi sebebi ile ağırlaşmış suç başlığı ile yapılan düzenlemede “bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 87/4 maddesindeki düzenleme ile 23. maddesindeki düzenleme birbiri ile çelişmektedir.

                   5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87/4 maddesinde kasıtlı bir suçtan bahsedilmiş, yaralama kastı ile hareket eden failin istemediği bir ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde ceza sorumluluğu belirlenmiştir. Bu maddedeki düzenleme sanığın kastından farklı bir neticenin meydana gelmesine ilişkin bir düzenlemedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 23. maddesinde aynı konuda bir düzenlemeye gidilmiş, failin sorumlu tutulabilmesi için en azından netice bakımından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21/1 maddesinde “kast suçu kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 22/2 maddesinde ise “taksir dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlamalar ışığında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87/4 maddesine ve 23. maddesine baktığımızda iki maddenin birbiri ile açıkça çeliştiği görülecektir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87/4 maddesinde kasıtla işlenen bir suçun özel düzenlemesi mevcuttur. Kastın ve taksirin yapılan tanımına ve birbirinden farklı müesseseler olmasına göre aynı olayda bir araya gelmeleri, olayda hem kastın hem de taksirin bulunması mümkün değildir.

                   5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 87/4 maddesinden bir şahsı cezalandırılabilmek için mutlaka yaralama kastının bulunması ancak ölüm neticesinin istenmemiş olması gerekir. Ölüm neticesinin istenmediği bir durumda taksirin varlığı nasıl belirlenecektir. En azından taksirle hareket etmesi gerekir cümlesinin neticesi sebebi ile ağırlaştırılmış suçlarda uygulama kabiliyeti bulunmamakla birlikte bu maddedeki düzenleme karışıklığa sebebiyet verecek bir düzenlemedir ve bir çelişkidir. Kastı sadece yaralamak olan bir şahsın eylemi sonucunda ölüm neticecisinin meydana gelmesi halinde taksirle hareket nasıl olacaktır. Taksir dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık olarak tanımlandığına göre sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği ne şekilde ispatlanacaktır. Olayımızda olduğu gibi olay yerinde bulunanların yaralı şahsı hemen hastaneye götürmeleri halinde ne şekilde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek netice açısından taksirle hareket ettiği söylenebilecektir.

                   Neticesi sebebi ile ağırlaşmış suçlarda kastın özel bir hali söz konusudur. Neticesi sebebi ile ağırlaşmış suçlarda fiilin hiçbir aşamasında taksirin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Zira taksirin varlığı kabul edilecekse sanık farklı bir maddede düzenlenmiş olan taksir ile ölüme sebebiyet vermek suçundan cezalandırılacaktır. Sanığın müdahale edemeyeceği durumlarda ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde sanığa ne şekilde dikkat ve özen yükümlülüğü yüklenecektir. Taksirle hareket etmek fiilen mümkün olmadığına göre neticesi sebebi ile ağırlaşmış öldürme fiilinde sanıkları öldürme suçundan ne şekilde sorumlu tutabileceğiz.

                   Kanun koyucu 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 452/2 maddesinde yer verdiği objektif sorumluluk ilkesinden uzaklaşmak amacı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 23. maddesinde bu düzenlemeyi getirmiş, ancak bu elde edilmek istenen amaca uygun bir düzenleme olmamıştır. Failin hareketi sonucunda meydana gelen netice öngörülemiyor ise neticesi sebebi ile ağırlaşmış ölümden fail sorumlu tutulmak istenmemiş, ancak 23. maddede ki bu hüküm ile sonuç alınamayacak bir düzenlemeye gidilmiştir

                   Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti; insan haklarına dayanan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun, olan her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, kişilere hukuk güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu bilincinde olan bir devlettir.

                   Yukarıda açıklandığı üzere anılan kanun hükümleri arasında ki çelişkiler ve birinin ötekini uygulanabilir olmaktan çıkartması ve bu şekilde adalet duygusu ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilmesi adil bir hukuk düzeni kurmak ve kişilere hukuk güvenliği sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde kabul edilemez.

                   Açıklanan nedenlerle mahkememizin bakmakta olduğu 2005/104 esas sayılı dosyasında uygulanması ihtimali bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 23. maddesinin aynı Kanunun 87/4 maddesine aykırılık teşkil etmesi ve çelişmesi itibari ile Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine yer veren 2. maddesine aykırı olduğu kanaati ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 23. maddesinin İPTALİNE karar verilmesi itirazen arz olunur.”

III- YASA METİNLERİ

 

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi şöyledir:

 

 “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”

 

B- Dayanılan Anayasa Kuralı

Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. maddesine dayanılmıştır.

 

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU,  Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün katılımlarıyla 4.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

 

 

 

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, Türk Ceza Kanunu’nun “neticesi nedeni ile ağırlaşmış suçlar”a ilişkin 23. maddesi ile “neticesi sebebi ile ağırlaşmış yaralama” suçlarına ilişkin 87. maddesinin 4. fıkrasının aynı konuyu düzenlemelerine rağmen birbirleri ile çeliştiği, bir olayda kast ve taksirin aynı anda gerçekleşmesinin söz konusu edilememesi nedeniyle “en azından taksirle hareket edilmesi gerekir” ibaresinin “neticesi nedeni ile ağırlaşmış suçlar” bakımından uygulama kabiliyetinin bulunmadığı, kanun hükümleri arasındaki bu çelişkiler ve uygulama zorlukları nedeniyle adalet duygusu ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilecek bir yapı içeren düzenlemenin adil bir hukuk düzeni kurmak ve kişilere hukuk güvenliği sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde kabul edilemeyeceği belirtilerek itiraza konu kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 23. maddesi netice sebebiyle ağırlaşmış suç ile ilgili düzenlemeler içermektedir. Belli bir suçun oluşması için yeterli olan neticenin dışında daha ağır veya başka bir neticenin gerçekleşmesi durumunda, faile verilecek cezanın artırılmasını gerektiren suçlara netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar denilmektedir. Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda fail için yeni suç tipine göre daha fazla ceza öngörülmesinin nedeni, temel suç tipinin ağır neticeyi veya başka bir neticeyi doğurma ihtimaline rağmen işlenmiş olmasıdır.  23. maddede yer alan düzenlemeye göre, temel suç, kasten işlenmiş, ancak kastedilenden daha ağır bir netice meydana getirmişse, failin meydana gelen bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksire dayanan bir kusurunun bulunması gerekir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Çağdaş ceza hukukunun önde gelen özelliklerinden biri kusurlu sorumluluğu benimsemiş bulunmasıdır. Ceza hukukçularının büyük bir çoğunluğuna göre, bir insan davranışı olmadan suç olmaz, ancak onun bu davranışı nedeniyle ortaya çıkan sonuçtan sorumlu tutulabilmesi için de, o davranışının en azından kusurlu bulunması gerekir. Böylece modern ceza hukuku, objektif sorumluluğu terk ederek “kusursuz suç olmaz” anlayışını çağdaş ceza hukukunun temel bir ilkesi olarak kabul etmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda da bu doğrultuda düzenleme yapılarak 23. maddede kusurun en hafif şekli olan taksire yer verilmiştir. Buna göre, fail ağır neticeden, bu ağır netice öngörülebilir olmasına rağmen özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle meydana gelmesi durumunda sorumlu tutulabilecektir. Hiç kimse tarafından öngörülmesi mümkün olmayan veya öngörülebilir olmakla birlikte önlenmesi mümkün olmayan bir neticeden dolayı bir kimse sorumlu tutulamayacaktır. Failin istemiş bulunduğu neticenin dışında ya da daha ağır neticelerin meydana gelmesi durumunda, failin bu neticelere yönelik kastı veya en azından taksiri aranmaksızın, sadece hareket ile sonuç arasındaki nedensellik bağı yeterli görülerek sorumlu tutulması mümkün olmayacaktır.

Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu 23. maddesi genel hükümler arasında yer alan ve amacı kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesine uygun olarak objektif sorumluluğu ortadan kaldırarak sistemi çağdaş ceza hukuku anlayışına kavuşturmak olan genel bir düzenlemedir.

Kanun’un özel hükümlere yer veren ikinci kitabının kişilere karşı suçları düzenleyen ikinci kısmının vücut dokunulmazlığına karşı suçları düzenleyen ikinci bölümündeki 87. maddesinin (4) numaralı fıkrası ise, 23. maddedeki neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarla ilgili genel ilkeyi yaralama suçları açısından özel olarak ve ayrıca düzenleyen bir kuraldır. 5237 sayılı Ceza Kanunu’nun 87. maddesinin (4) numaralı fıkrasının, sadece 86. maddenin (1) numaralı fıkrasında öngörülen temel yaralama eylemleri ve bu eylemlerin (3) numaralı fıkrada öngörülen şekillerde işlenmesine ilişkin olarak uygulanması öngörülmüştür. Bu anlamda 23. madde ile bu kural arasında bir çelişki de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

 

VI- SONUÇ

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 23. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 19.2.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

BaşkanHaşim KILIÇ BaşkanvekiliOsman Alifeyyaz PAKSÜT ÜyeSacit ADALI

 

ÜyeFulya KANTARCIOĞLU ÜyeAhmet AKYALÇIN ÜyeMehmet ERTEN

 

ÜyeA. Necmi ÖZLER ÜyeSerdar ÖZGÜLDÜR ÜyeŞevket APALAK

 

ÜyeSerruh KALELİ ÜyeZehra Ayla PERKTAŞ

 

Çek Kanunu Anayasa mahkemesine götürülecek TIKLAYINIZ

Toplanıyoruz

 Toplanıyoruz 

 19 Aralık C.tesi Saat:15:00

Ataşehir, Dernek adresinde

 

Gündem

1- Yeni Çek Kanunu ve uygulaması hakkında Av. Rahmi Ofluoğlu’nun açıklamaları

2-Kanun hakkında tartışma

3- Muhalefet partileri ve Anayasa Mahkemesi  “İptal İstemi” ile başvuru.

4- “İptal İstemi” için Anayasa Mahkemesine diğer başvuru yolları.

5- 3167 ve Ceza Genel kurulu.

Ne Yapmalı?

1- Örgütlenme ve eylem türleri

2- öneriler.

 

Posted in Genel. 6 Comments »
%d blogcu bunu beğendi: