Av. Rahmi Ofluoğlu KanalTürk’te Canlı Yayında

Çek sorunu Kanal Türk’te rahmi-bey Kosiad

30 Ekim 2009 Cuma
Ali Cenk Ofluoğlu

Karşılıksız çek kanalturk haberi youtube da iki kısım olarak yayınlandı.

http://www.youtube.com/watch?v=ajyGXQP-2RM

http://www.youtube.com/watch?v=7sj5Oot8kTg

Cuma günü sabah, Kanaltürk‘te, Av. Rahmi Ofluoğlu ve Kosiad sözcüsü Mehmet Suda‘nın konuk olduğu YeniBirGün isimli programda karşılıksız çek sorunu ele alındı.

Program başlamadan önce, yaklaşık 6 kez spot vtr’ler ile çek mağdurlarının, çek ile ilgili yargılananların ve çek mahkumlarının sayısına dikkat çekildi. “Çek mağdurları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidebilir mi?” sorusu, program öncesi vtr’ler ile 6 kez vurgulu bir şekilde soruldu.

Programın başlaması ile birlikte, Av. Rahmi Ofluoğlu kısaca, 3167 sayılı yasanın kurulum itibariyle “Hukuksuz” ve uygulama itibariyle “Yürürlüksüz” olduğunu, Prof. Dr. Adem Sözüer’in açıklamalarına dayandırarak açıkladı. Ofluoğlu, AK Parti milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın da, Adem Sözüer’in “3167 yürürlükte değildir” görüşüne katıldığına işaret etti.

Program sunucusu daha sonra, Kosiad sözcüsü Mehmet Suda’ya, Kosiad’ın açılımını ve kuruluş amacını sordu. Kosiad (Küçük Orta Ölçekli Sanayici ve İş Adamları Dayanışma Derneği) sözcüsü Mehmet Suda, Kosiad’ın gündemdeki ilk hedefinin 3167 sayılı yasanın yeniden düzenlenmesi için çalışmalar yapmak olduğunu söyledi. Suda, karşılıksız çek sorununa paralel olarak, Türkiye’de İcra İflas Haciz konusundaki ilkel uygulamalara da dikkat çekerek, Kosiad’ın gündemdeki önemli ikinci hedefinin Türkiye’de kobi iş adamlarına uygulanan haciz zulmunun peşine düşmek olduğunu belirtti. Suda, kanarya sevenler derneğine bile zevk için üye olanlar olduğunu hatırlatarak, böylesine önemli bir konuda dayanışma için dernek çatısı altında toplanmaya çağırdı. Suda, bugün işleri iyi giden kobi iş adamlarına da çağrı yaparak, “dün iyi olanlar, bugün kötü durumdalar, yarınlarınızı düşünüp bugünden derneğe üye olun ki, dayanışmamız güçlü olsun” dedi.

Program boyunca izleyici telefonlarını ve sunucunun sorularını yanıtlayan Av. Rahmi Ofluoğlu, rakamlarla Türkiye’deki karşılıksız çek sorununa değindi. Ofluoğlu, 1 milyon dava, 1 milyon sanık olan karşılıksız çek konusunun artık çok önemli ve bir an önce çözülmesi gereken bir sorun olduğunu kaydetti.

Gelen sorular üzerine Ofluoğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru koşullarını kısaca aktardı. Ofluoğlu, “Türkiye’deki dava kesinleştikten sonra, yani tüm iç hukuk yolları kapandıktan sonra, AiHM’ne başvurulabilir. Kesinleştiren dava duruşmasının karar tebligatından itibaren, başvuru için 6 aylık süre vardır. Bu süre içinde, bireysel olarak mağdur olan herkesin, ilk başvuruda avukatsız da olabilecek şekilde, daha sonra dava kabul edilirse, avukat ile birlikte AiHM’ne başvurması yolu açıktır” dedi. Ofluoğlu, bu gidişle, yani Hükümet, Muhalefet, Meclis konu ile ilgilenmez, sorunları gözardı eder ve 3167 sayılı yasayı modern hukukun gereklerine göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile uyumlu olacak şekilde yeniden gözden geçirmez ise, Yargıtay, yürürlükte olmayan bir Kanun ile ceza verilmesine ses çıkarmaz ise, yani “Kanunsuz Ceza” ya izin verirse ve Asliye Ceza Mahkemeleri de, çeke hapis cezası vermeye devam ederse, Türkiye’nin AiHM’nde 2. en çok dava edilen devlet sırasından birinci sıraya yükselebileceğini söyledi. Ofluoğlu “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine çek ile ilgili onbinlerce dava gidebilir” dedi.

Programa telefon ile bağlanan konuklar, Av. Rahmi Ofluoğlu’na destek verdiler. Karşılıksız çek ile ilgili sorunlarını ve hikayelerini aktardılar. Konuklardan birisi, karşı görüşü temsilen soru sordu, çek alacaklarını alamadığı için mağdur olduğunu söyledi. Ofluoğlu, verdiği yanıtta, ticaret yapmanın, para kazanmak kadar, aynı zamanda risk taşımak anlamına geldiğini açıkladı. Ofluoğlu, “Ticaret yapmanın doğasında risk vardır. Hem çok kazanabilirsiniz, hem de kaybedebilirsiniz. Çeklerinizi tahsil edemiyorsanız, bunun sebebi ekonomik kriz ya da doğal ticari sebepler olabilir. Böyle bir durumda, çekini ödeyemeyen kişiye hukuk dışı uygulamalar yapılamaz” dedi. Ofluoğlu sözlerinin devamında “Ne devletin çekini kast olmadan, işleri bozularak ödeyemeyen kişilere hapis cezası verme hakkı vardır, ki senet borcu olanlar, başka borcu olanlar, borcundan dolayı hapis yatmaz, ne de çekini tahsil edemeyenin çekini tahsil etmek için şiddet uygulama ya da kanunsuz ceza verilmesine göz yumma ya da isteme hakkı vardır.” dedi.

Program sonunda Av. Rahmi Ofluoğlu ile görüşen Karşılıksız Çek Savunma kitabının editörü ve rahmiofluoglu.wordpress.com‘un yazarlarından Ali Cenk Ofluoğlu, program yapım ekibinin konu ile ilgili programa gelen çok sayıda telefon olduğunu ve karşılıksız çek sorununun bu boyutta olduğunu bilmediklerini kaydetti.

Kanal Türk’teki YeniBirGün programının video görüntüsünü indirmek için tıklayınız…

Menu

rahmi-bey

Av. Rahmi Ofluoğlu

Şu anda Canlı Yayında.!

Av. Rahmi Ofluoğlu, Karşılıksız Çek Sorununu Canlı yayına taşıyor. Programa telefon ve e-mail ile katılımınızı bekliyoruz.

Telefon Numarası : 212-355 85 30 – 31

DuyuruAv. Rahmi Ofluoğlu ile
Karşılıksız Çek, Televizyona çıkıyor!
Programa göndereceğiniz e-maillere yanıt verilecektir.

Yeni Bir Gün programında,
Karşılıksız Çek Sorunu tartışılacaktır!

E mail ile katılım etkili olacaktır!

Program Tarihi : 30 Ekim 2009 Cuma Saat: 07:20-08:30

ÜZGÜN 1

Çeke ceza tasarıdan çıkartılmıyor!

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıklaması ve bugün Dünya Gazetesinde çıkan Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün açıklamaları çeke cezanın devamı yönünde.

Dünya Gazetesi Karşılıksız Çeki  1. Sayfadan Haber Yaptı.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün çekte hapis cezasının devamını savundu. Prof. Tekinalp, İyimaya, Ridavan Yalçın, Nurettin Özgenç, Ali Riza Öztürk ve Av. Rahmi Ofluoğlu Çekte hapis cezasının kalkmasını savundular.

Bu açıklamaları sağ üstte “Haberler” sayfasında okuyabilirsiniz. Bu konudaki yorumu kısa zamanda yayınlayacağız.

Dünya Gazetesi haberinin tam metni için tıklayınız

Taylan

Ve ekonomik düzen hiçbir şeyden
çekmiyor, ‘çek”ten çektiği kadar!

Görülüyor; ortada sosyal, ekonomik ve hukuk boyutlarıyla koskoca bir “çek sorunu” var! Sorunun çapını kavramak için aktardığım resmi veriler yeterlidir. Bir de sorunun derinliği var. […]

Yazıyı okumak için tıklayınız

.

Factoringten Çek Aramasına Reklam.!

————————————————————————–

“Karşılıksız Çek”e Reklam
Tefecilerin Google Gafı

27 Ekim 2009 Salı

Ali Cenk Ofluoğlu
Google’da Karşılıksız Çek anahtar kelimeleri ile arama yapanların karşısına sağ kolonda faktoring firmalarının reklamları çıkıyor. Google’ın girilen anahtar kelimeye göre, arama sonuçlarının sağ tarafında reklam çıkartan AdWords sistemine reklam veren bazı faktoring firmaları, internetten para satma çabası ile reklam veriyorlar. Faktoringlerin hedef kitlelerinden birisi de anahtar kelime olarak Karşılıksız Çek yazanlar. :)

PARA KAZANMAK İÇİN HER FIRSATI DEĞERLENDİRİYORLAR!

Karşılıksız Çek ile ilgili haberleri okumak için, Google’a Karşılıksız Çek” anahtar kelimeleri girildiğinde, Google’da o anda araması yapılan kelime ile ilgili olan firmaların reklamlarının çıktığı, Google AdWords sisteminin yeri olan sağ kolonda, Yaşar Factoring ve Lider Factoring firmalarının reklamları çıkıyor. Reklamın arkasında yatan parlak pazarlama fikri ise: “çek kelimesi ile arama yapanlar, krediye ihtiyacı olan insanlardır, onlara reklam yapmak için tam da fırsat burasıdır”. Ancak internette Karşılıksız Çek anahtar kelimelerini en çok girenler, karşılıksız çekten mağdur olanlar! Faktoringlerin bu kişilere para satmak için reklam yapıyor olmaları, reklamlarının yanlış hedefe yönlendiği durumunu ortaya çıkarıyor.

3167 sayılı yürürlüksüz ve hukuksuz yasanın en önde gelen lobilerinden biri olan factoring firmalarının böyle bir reklam yapması, bir pazarlama gafı olarak değerlendirildi. Bu mizahi durum bize, bankaların ve faktoringlerin para satmak için ellerinden geleni yaptığını hatırlattı. Bankaların her yerde kredi kartı dağıtıyor olmaları, TC kimlik numarası ile cep telefonundan kredi vermeleri gibi, faktoringler de, internetten parayı kime satacaklarını şaşırdılar.

Çekin güvenli bir ödeme aracı olması için, çeke hapis cezası verilmesini en çok isteyip, bunun mecliste lobisini yapan bankalar, faktoringler ve tefecilerin, uygar ülkelerde olduğu gibi, düzgün ve eksiksiz bir istihbarat ile, çek karnesi ya da kredi vermek yerine, kendi yapmaları gereken işi, yasaların sırtına yıkıp, dünyanın hiç bir yerinde görülmeyen bir şekilde, karşılıksız çeke hapis cezası verdirme çabalarının başarılı olması, 25 yıldır Türkiye’nin başına bela olan, 1985 tarihli ve 3167 sayılı çek yasasını ve onunla birlikte gelen sorunları yaratmıştır.

Google’da çıkan bu reklamlar, bankalar ve faktoringlerin kendi işlerini yapmakta ne kadar özensiz olduklarını gösteriyor. Bu özensizlik ve beceriksizlik ile kendi iş yüklerini, hukuksuz olarak hazırlanan kanunların üstüne yıkmak istiyorlar ve ne acıdır ki, milleti temsil eden milletvekilleri ve hükümetler de, aynı özensizlik ile, onların lobisinden etkileniyor ve hukuka aykırı, bankaların çıkarlarına paralel çek yasaları çıkarıyorlar. Ve tekrar ne acıdır ki, tüm bunların sonucunda, işini bilen, düzgün yapan ve kendi elinde olmayan sebepler ile işleri bozulan başarılı iş adamları da, bu uygar olmayan hukuksuz, adı yasa olan yasanın mağduru mahkumlar ya da sanıklar oluyorlar. Ve gene ne acıdır ki, çek ve ceza yasalarının hükümlerine rağmen, hakimler ve savcıların bazıları da, en son Asliye Ceza hakimi haberimizde olduğu gibi, bankaların ve faktoringlerin çalışanı gibi davranıp kanunda hükmü olmayan bir duruma (erken ibraza) ceza verebiliyorlar. Bizler, yaptığımız tüm çalışmalarda çeke bile hapis cezası vermenin artık olanaklı olmadığını gözler önüne sererken, böyle kararlar veren hakimler de çıkabiliyor.

Olması Gereken

Yapılması gereken ise çok zor değil aslında. Bankalar kredi ve çek karnesi verirken modern ve gelişmiş teknikler ile ve çok para kazanma hırsından arınmış olarak hareket edecekler. Böylece açıkça kendi hataları ya da şirketinin sermaye ve yönetim yapısının yetersizliği ile para batırabilecek olanlara kredi ve çek karnesi verilmeyecek. İstihbarat ve mali analizlerden olumlu not alan iş adamlarına ve firmalara kredi ve çek karnesi verilecek. Ve dünyayı ve Türkiye’yi etkileyen bir kriz olduğunda ya da ekonominin yanlış yönetimi sonucu Türkiye zor duruma girdiğinde, bunun faturasını, kredi ve çek karnesi veren, kredi karşılığında teminat olarak çek alan bankalar ile iş adamları ve firmalar birlikte ödeyecek. Neden bankalar kazanırken, hırsla ve saldırgan bir şekilde kazanıyor da, iş, riskin bedelini ödemeye gelince, bu bedel Kobi niteliğindeki iş adamları tarafından ödeniyor, bunu anlamak mümkün görünmüyor.

Tefecinin reklamını görmek için tıklayınız…

————————————————————————–

Posted in Genel. 2 Comments »

Erken İbraza Cezaya Devam…

————————————————————————–

Pes Vallahi! 
 
Bu Nasıl Bir Hukuk Anlayışı
24 Ekim 2009 Cumartesi
Şişli Adliyesi Asliye Ceza Mahkemesi
Asliye Ceza Mahkemeleri, çek hamillerini koruma alışkanlıklarını sürdürüyorlar, çünkü korunmaya layık olan çek hamilleridir! Çek sanıkları, hakimler gözünde hiçbir hakları olmayan en tehlikeli “Çek Örgütü” üyeleridir.

ERKEN İBRAZA CEZA VEREN HAKİMLERİ ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUZ! 

Bazı Asliye Ceza Mahkemeleri Ceza Hukukunun temel prensibini, lehe kanun uygulamasını göz ardı ederek erken ibraz edilen çeklere ceza vermeye devam ediyorlar. Oysa 18 Şubat 2009 tarihinde 5838 sayılı kanunun 18. Maddesi ile 3167 sayılı kanuna eklenen geçici 2. Madde ile 31.12.2009 tarihine kadar çeklerin erken ibrazı geçersiz sayılmıştır. Meclis Adalet Komisyonunda bekleyen yeni Çek Kanunu Tasarısının 5. Maddesi de çeklerin erken ibrazını geçeriz saymaktadır.

Anayasanın 38. Maddesi ve TCK nın  7 /2. Maddesi lehe kanun uygulamasını benimsemiştir. TCK 7/2 şöyledir:

Madde 7(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. 

Kanun bu kadar açık ve net iken hâkimlerin ceza vermesi bir alışkanlık olsa gerek. 25 yıldır Asliye Ceza Mahkemesi hakimleri karşılıksız çek alacaklılarına yardımcı olmak için cezalar vermektedirler. Kanunun adı üzerinde Çek Hamillerini Koruma kanunu, hakimler ne yapsın?. Zaten 3167’nin sanığa verilen ceza konusunda hakime verdiği bir yargı yetkisi de yok, mahkemeler bir onay makamı gibi, karşılıksız olan çek eğer çekin unsurlarını içeriyorsa hakimler de cezayı vermek zorunda. İmzanın sanığa ait olup olmadığını bile yoklukta verilen kararlarda araştırma gereğini duymadan, iyi niyet kötü niyeti araştırmaksızın hakime ceza verme görevi vermiştir 3167 sayılı kanun. Asliye Ceza Mahkemeleri 3167 söz konusu olunca birer onay makamıdır; çünkün kanun TCK 21. maddeye aykırı bir şekilde sanığın bir kusuru olup olmadığını, dolandırma kastı olup olmadığını araştırma gerektirmeyen bir şekilde objektif suç olarak düzenlenmiştir.Modern ceza hukukunun suç teorisi temel hükümleri ile de çelişen 3167  sayılı kanun bir ilk çağ uygulamasıdır.

Asliye Ceza Mahkemeleri birer Çek Mahkemesidir, Savcılar ise tahsildar.

Hakimler adı üzerinde Çek Hamillerini Koruma kanunu ile 25 yıldır çek alacaklılarını korumaya çalışmaktadırlar, artık bu bir görev anlayışı haline dönüşmüştür, alışkanlık olmuştur. Şimdi de bir başka kanun aksini söylüyor, erken ibraza ceza verme diyor. Bu hakimin kafasına yatmıyor. Hakim ne olursa olsun ceza vermeye koşullanmış, 3167 söz konusu ise, ceza vermesi gerektiğini düşünüyor, görevi çek hamillerini korumak! Asliye Ceza Mahkemeleri, çek hamillerini koruma alışkanlıklarını sürdürüyorlar, çünkü korunmaya layık olan çek hamilleridir! Çek sanıkları, hakimler gözünde hiçbir hakları olmayan en tehlikeli “Çek Örgütü” üyeleridir.

YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ’DE AYNI YOLDADIR

“ÇEKE HAPİS CEZASI VERİLMELİ” YARGITAY İÇİN DE BİR ALIŞKANLIK OLMUŞTUR

3167 sayılı Kanunun TCK hükümleri ile çeliştiği, uyum yasası çıkmadığı için 31.12.2008 tarihinden itibaren yürürlükte olmadığı gündeme gelince 10. Ceza Dairesinden bu kanunun artık uygulama alanı kalmadığı doğrultusunda bir karar bekleniyordu ama gele gele cezalara onay kararı geldi. Yasanın yürürlükte olmadığını kimler söylüyordu; İstanbul Hukuk Fakültesinin Dekanı ve TCK nın yapımcısı ve TBMM Adalet  Komisyonu başkanı.

ADALET İÇİN BÜYÜK TEHLİKE!

Önümüzdeki günlerde yeni Çek Yasasının çıkması bekleniyor. Büyük tehlike bu yasa lehe hükümler içerse bile hakim ve savcıların hukuk ve adalet kaygısı ile değil de alışkanlıklarını devan ettirerek erken ibrazda olduğu gibi kanunların açık hükümlerini gözardı etmeleri.

ÇEK KANUNU UYGULAMALARINDA YARGI SORUN OLMUŞTUR.

Yargının görevi hukuku uygulamak adaleti sağlamakken Çek Hamillerini koruma kaygısı ile, ekonomik kaygılarla yargı adaletin önünde sorun oluyor. Buna  en iyi örnek 10 Haziran 2009 günü Çek Kanunu Alt Komisyonunda konuşan 10. Ceza Dairesi üyesi Çamlıbel’in  Meclis İnternet Haber Sitesinde yayınlanan sözleridir. Çamlıbel şöyle diyor:

-Ekonominin hizmetindeyiz, lehe uygulamarı bize bırakın yoksa lehe uygulamalardan dosyalar zaman aşımına uğrayabilir.

Bir yargıç nasıl ekonominin hizmetinde olabilir, yargıç adaletin emrinde olmalı ve adaleti tecelli ettirmeli. Bu da bir alışkanlık “ÇEK HAMİLLERİNİ KORUMA” alışkanlığı mı acaba? Çek sanıkları hakim ve savcıların gözünde terör suçlularında öte en tehlikeli sanıklardır. “EN TEHLİKELİ ÖRGÜT ÇEK ÖRGÜTÜ”

 

ADALET BAKANI MÜJDEYİ VERDİ!

FORUM BÖLÜMÜNDEKİ TARTIŞMAYA KATILINIZ.

BU BÖLÜME SAĞ ÜSTEKİ “FORUM” YAZISINA TIKLAYARAK GİREBİLİRSİNİZ.

ADALET BAKANININ HURRİYETTE ÇIKAN HABERİNİ VE YENİ ÖNERİLERİ TARTIŞIYORUZ.

http://rahmiofluoglu.blog/forum 

————————————————————————–

En Tehlikeli Örgüt ‘ÇEK’

faih

DAĞDAN inen PKK’lılar savcıya ifade verip serbest bırakıldılar.
Herkes, “Ne için ifade verdiler” diye merak ediyor.
Ben söyleyeyim. “Çek ifadesi” verdiler.
Savcı, PKK’lılara “Karşılıksız çekiniz var mı?” diye sordu. PKK’lılar da “Yok” deyince salıverildiler.
Eğer karşılıksız çek vermiş olsalardı şimdi hepsi hapisteydi.
Ama PKK yönetimi tedbirli davranmış, çek davası olanları yollamamış.
Gelenler, çek suçu işlememiş “basit terör” suçluları.
Bu soruşturmanın sebebi ise çek suçlularının dağa çıkıp sonra teslim olarak kurtulmalarını engellemek.

…………………………………………………………………………………………………………………………………………..

POSTA GAZETESİ

http://www.posta.com.tr/ekonomi/HaberDetay/_Cek_magduru__isyanda.htm?ArticleID=4693

Ankara Eylemi

cumlogo

cumhuriyet

22 Ekim 2009

Çeklerini ödeyemeyen birçok kişinin hapis cezasıyla karşı karşıya kaldığını anlatan Soy,”Özgürlüğümüzün, bir borcun teminatı olarak verildiği bir borç ödeme aracı ve sistemi duydunuz mu?” diye sordu. Soy, ”Karşılıksız çekte adli para ve hapis cezasını ortadan kaldıran” yeni çek yasasının bir an önce çıkarılmasını istediklerini söyledi.

————————————————————————–

Karşılıksız Çek Savunma 1.Baskı (Sonuç Bölümü Yeni)

savunma

Dün kitabın 1. Baskı 2. Düzenlemesini yayına hazırlarken tüm gece uyumadım, çünkü sabaha kadar kitabı yetiştirmem gerekiyordu. Kitabın sonuç bölümü özellikle çok etkili bir özet olarak blogda yayınlanmalı düşüncesi ile sayfayı buraya aktarmaya karar verdim. Sayfayı hazırlamaya başladım, ilk iş olarak kitabın kapak tasarımdan hazırlanan resmi yerleştirdim. Sonra uyuya kalmışım ve daha yeni uyandım. :) Sizlerden bu gecikmeden dolayı özür diliyorum.

Bu arada, sadece kitap kapak tasarım resmi ile yazı reyting rekoru kırdı. Reyting tıklamalarınız için teşekkür ediyorum, ama içi boş bir sayfa ile karşınıza çıktığım için de tekrar özür diliyorum.

Sonuç 

Sonuç bölümü, bu kitap için özel olarak hazırlanmış bir özet yazıdır. Yeni yazılar eklenerek ve tüm kitapta yer alan makale ve haberler içersinde ayrı ayrı ele alınan görüşler, bir fikir düzeni içersinde konunun ruhunu bozmayacak ölçüde kısaltılarak yeniden sunulmuştur. Burası tüm kitabı okuyanlar için bir referans/başvuru bölümüdür.

Kitapta bulunan her biri ayrı bir bakış açısı ve ruh ile yazılan makaleleri okumakta fayda vardır. Zamanınız varsa, konunun tüm ruh ve detayını elde etmek için makaleleri tek tek okuyunuz. Tüm kitabı okuduktan sonra bile, sonuç bölümünü okumaktan ayrı bir yarar ve zevk alacaksınız, sizi temin ederim.

Karşılıksız Çek Sorunu

Büyük medyanın henüz tam olarak dikkatini çekmeyi başaramasak da, karşılıksız çek sorunu Türkiye’nin patlamaya hazır önemli bir sorunudur. Kosiad (Küçük Orta Sanayici ve İş Adamları Dayanışma Derneği) olarak gösterdiğimiz çabalar, eylemler ve basın bildirileri ile Haber Türk, Milliyet, Dünya Gazetesi ve Star Tv konuya yer vermeye başladılar. Çok kısa zamanda çok daha geniş bir medyada bu önemli konu, yüksek hacimli olarak yer almaya başlayacaktır. Tüm çalışmalarımız bu yöndedir.

Büyük medyanın aksine internet dünyasında ise, çok geniş bir biçimde yer almaktayız. Google’da Karşılıksız Çek anahtar kelimesi ile arama yaparsanız, internet dünyası haber sitelerinde karşılıksız çek sorunun ne kadar büyük bir ölçekte ele alındığını görebilirsiniz.

Her ne kadar Türkiye’nin sesi olarak İnternet’i kabul etmek, büyük medyayı kabul etmekten çok daha anlamlı ise de, büyük medyada da yer alarak geniş kitlelere ulaşmak gerekmektedir.

Çek yasası kurulumu ve hazırlanması bakımından ceza hukuku doktrin ve uygulamalarına ters düşmektedir. “Borç ve Sözleşme İçin Hapis Olmaz” ve “Kast Olmadan Suç Oluşmaz esasları bu ters düşmenin en önemli sebepleridir.

Çek yasamızın hazırlanmasında ceza hukukuna ters düşen öteki nokta ise, “Herkes tarafsız mahkemelerde Adil Yargılanma Hakkına Sahiptir” esasının dikkate alınmamasıdır.

Adil Yargılamanın en önemli unsuru Savunma Hakkıdır. Her sanık kendisine yöneltilen suçlamadan haberi olmak, kendisini savunmak, savunman tutmak hakkına sahiptir.

Modern hukukun en önemli ve “olmaz ise olmaz” prensiplerinden birisi, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır” kuralıdır.

Ne yazık ki çek yasası ve uygulaması bu önemli ceza hukuku prensiplerini dikkate almadan hazırlanmıştır. 20 Mart 1950’de Roma’da imzalanan, 3 Eylül 1952’de yürürlüğe giren ve 18 Mayıs 1954’te Türkiye tarafından imzalanan, Türkiye Devleti’nin de taraf olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, tüm bu prensiplerin yazılı olduğu en üst kanun metinleridir.

Kurulumu bakımından en üst kanun metinlerine aykırı olan 3167 Sayılı Çek Hamillerini Koruma Kanunu, ismi ile de kendisini ele vermektedir. Yasama erki kimi korumak için hazırlamış bu yasayı? Çek Hamillerini! yani Alacaklıları! Peki, borçlular bu ülkeye vergi vermiyor mu? Bu ülkenin vatandaşı değiller mi? İşleri bozulmadan önce onlar da büyük küçük iş adamları değil miydiler? Ya da, senet-bono, kira sözleşmesi alacaklıları neden korunmuyor?

3167 Sayılı Yasa, ister hukuk adına yanlış kurulmuş olsun ister doğru, bir önemli gerçek daha var ki o da artık yürürlükte olmadığıdır. En üst hukuk otoriteleri, “TCK ile uyumlu olmayan çek yasamız 1.1.2009’dan itibaren yürürlükten kalkmıştır” demektedirler.

Kitabın sonuç bölümü ilk sayfaları bunlar. Kitabın sonuç bölümü toplam 34 sayfa olduğundan blog yöntemi ile tümünü tek bir yazıya yerleştirmek okumanız açısından zor olacaktır düşüncesi ile sonuç bölümünü birden çok blog yazısına böldüm.

Sonraki sayfa, Sonuç Bölümü İçindekiler…

Sonraki Sayfa

 

————————————————————————–

Adalet Bakanı’nın Açıklaması Türkiye Adına Vahimdir!

534-21102009111327

Çek Kanun Tasarısı ve Hükümetin Tavrı

Türkiye 25 yıldır 3167 sayılı çek kanunu ile yaşamaktadır. Bu kanun ile yaşamanın büyük bir alışkanlık yarattığını görmekteyiz. Türrkiye’de bu alışkanlık sonucu oluşan genel kanı, karşılıksız çeke hapis cezasının kaldırılmasının ekonomi için olumsuz etkileri olacağıdır.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yaptıkları açıklamalarda “…piyasada 200 milyon TL’nin üzerinde likit  (nakit para yerine kullanılan), çek miktarı olduğunu, çekin yerine ikame edilecek bir alternatif bulmadan çeke mevcut olan güveni sarsacak bir tedbiri almak, piyasadaki faiz oranını, ekonomik dengeleri etkileyebilecek bir hadisedir… ” demektedirler.

Bu açıklamadan çıkan sonuç şudur:

Çekte Adli Para Cezası (hapse dönüşen) kaldırılırsa, çek ödemeyenlerin oranının aşırı artacağı, bu ödememezliğin piyasadaki faiz oranlarını alt üst edeceği, ekonomik dengelerin etkileneceği düşünülmektedir.

Bu görüşe katılmak mümkün değildir! Bakanları böyle dü-şünmeye yönlendiren 25 yıllık alışkanlıktır. Çeklerini ödeyen insanlar, çekte Adli Para Cezası (Hapis) olduğu için çeklerini ödüyor değillerdir, çeklerin ödenmesinin tek nedeni firmaların piyasadaki kredibilitelerini koruma kaygısıdır.

Çekte Adli Para Cezası (Hapis), çeklerin ödenmemesi veya ödenememesinden sonra gündeme gelen bir konudur. Çekte Adli Para Cezası (Hapis) bu aşamadan sonra devreye girmekte ve çek hamillerinin alacaklarını hızlandıran bir rol oynamaktadır. Bunun anlamı, çekte Adli Para Cezası (Hapis) olsa da olmasa da, istatistiklere yansıyan durum karşılıksız çek oranlarında bir değişik olmayacağıdır. Dolayısıyla cezanın olmadığı durumda bozulacak bir denge yoktur.

Kaldı ki, bu düşünceyi savunmak, Türkiye’nin ekonomisinin çeke hiçbir ceza uygulamayan 210 ülkenin gerisinde olduğunun kabul etmektir. Bu durum, Babacan ve Sadullah Ergin adına övünülecek değil, utanılacak bir durumdur! Birkaç ülke hariç dünyanın bütün ülkeleri ekonomilerini hapis tehdidi olmadan sürdürebilmektedirler, ama Türkiye’de o kadar kötü bir ekonomik düzen vardır ki ekonomiyi Adli Para Cezaları ya da Hapis Cezaları olmadan sürdüremiyoruz. Biz Türkiye ekonomisinin bu kadar kötü olduğunu fikrine katılmıyoruz.

2.Taksim Toplantısı Sonuçları

 İkinci Taksim Toplantısı beklenenden fazla katılımla gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını Rahmi Ofluoğlu yaptı. Ofluoğlu’nun  konuşmasının özeti:

Arkadaşlar, Kosiad’ın örgütlü çalışması ile yeniden basının gündemine girdik.Kosiad Sanayici ve İş Adamlarının kuruluşu her yerde ilgi ile karşılandı. Bu aşamadan sonra bütün sektorlerle ve bu sektorlerde mevcut derneklerle ilişkiye geçerek bir Kobi Dayanışma platformu oluşturmayı amaçlıyoruz.

İŞ ADAMLARININ HUKUKSAL SORUNLARI

İş Adamlarının sorunları sadece karşılıksız çeke verilen cezalar değildir. Biz karşılıksız çek sorunun acil olduğunu düşünerek bu konuyu gündemimizin baş maddesi yaptık. Önce bu konuya değineceğim.

KARŞILIKSIZ ÇEKE CEZA

Bu konuda mücadele on aydır sürüyor. Bu konudaki görüşlerimizi bloglarda yazıyoruz, izliyor, okuyorsunuz, bu konuda bu anlamda açıklamalar yapmayacağım, ancak kısaca şunu tekrarlamak istiyorum. Karşılıksız çeke cezayı düzyenlen 3167/16. madde tam bir yargısız infazdır. Bu cezanın benzeri hiçbir uygar ülkede yoktur. Karşılıksız çek düzenlemekten insanlar beş yıl hapse mahküm oluyor. Yapılan yargılamada mahkeme sanığa çekinin karşılığını neden yatırmadığını, ya da yatıramadığını sormuyor. Sanığın yokluğunda yapılan yargılamlarda ki yargılamaların önemli  bir bölümü yoklukta yapılıyor, iş yerleri zora girince kira ödeyemez duruma geliyor ve adres terk ediliyor, bu nedenle de tebligatlar ulaşmıyor, 35 tebliği  yapılıyor, çek çalındı mı? Çek Gasp ile mi elde edildi, imza sanığa mı ait ? Bütün bu soruların cevabının yargılama için bir önemi yok.35 tebligatı yapılmış ise ceza veriliyor. İşte bu yargılama , adil bir yargılama değildir. İnsanlar savunmasız, sorgusuz sualsiz yıllarca hapis cezaları ile sonuçlanacak cezalara mahkum ediliyorlar. Bu durum hem TCK nın özü ve sözü ile çelişmektedir, hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin, Adil Yargılanma Hakkının açıkça ihlalidir.

Yargılama sanığın katılımı ile yapılmış ise bu kez de çekin karşılığının neden yatırmadığı araştırılmamakta, sanık dolandırıldığı için mi, küresel kriz nedeni ile işleri bozuldu, deprem mi odu, nedeni niçini hiç ama hiç önemli değil, şark kurnazlığı ile şekli suç diye bir suç oluşturulmuş ve insanlar salt çekleri karşılıksız olduğu için yıllarca hapis ile sonuçlanacak cezalar alıyorlar. Şekli suç 5237  sayılı ceza kanunu ile çelişmektedir. Bu yasa ve mecliste bekleyen tasarı tam bir ucubedir, özellikle cezaları iki katına çıkaran tasarı vahimdir.

Adalet Bakanının açıklaması belirsizlikler içermektedir. Basın çeke hapis kalkıyor para cezası geliyor diye yazıyor, zaten mevcut durum bu. Hapis cezaları verilen adli para cezalarının bir sonucudur, bu da bir şark kurnazlığıdır. Bakan açıkça adli para cezasnı kaldıracağız, idari para cezası gelecek dememiştir. Meclise yapılan ziyaretlerde İyimaya ve diğer yetkililerden alınan yanıtlar tamamen politik cevaplardır.

SUÇ NEVİNİN DEĞİŞMESİ, LEHE UYGULAMALAR, YENİDEN YARGILAMALAR

Yeni çek kanununda TCK ile uyumun gözetileceği, şekli suç nevinden kusur ilkesine geçileceği beklenmektedir. Türk Ceza Kanunu ile uyum sağlanması doğal bir beklentidir. Tasarının cezayı düzenleyen 5. maddesine “kast” sözcüğünün ilave edilmesi  kanunun TCK ile uyumlu olmasını sağlayacaktır. Mevcut davalar, hapiste olanlar veya kaçak olanlar için bu durum lehe kanun uygulanması açısından yeniden yargılanmayı gerektirmektedir. Bence tasarının mecliste görüşülmesi bu nedenle geciktirilmektedir. Çünkü bu durumda mevcut dosyalar zaman aşımına uğrayacaktır, 10. Ceza Dairesi üyesi Çamlıbel, Haziran ayında alt Komisyonda bu uyarıyı yapmıştır, dosyalar zaman aşımına uğrar demiştir.

DERNEĞE ÜYE OLMAK

Üye olmayan arkadaşlar derneğe üye olarak çalışmalara katkı sağlamalıdırlar. Kişisel girişimlerle başarıyı yakalamak mümkün değildir.

KOBİ PLATFORMU

İş adamlarını tek sorunu karşılıksız çek değildir. Sıkıntıya giren firmalara yapılan icra takipleri ve haciz uygulamalarında tam bir yok etme, linç felsefisi hakimdir. Oysa mecut İcra İflas Kanununda haczedilmezlik ilkesi vardır, tek bir konutun haczedilemeyeceği, meslek ve sanatın icrasını sağlayan alat ve edavatın haczedilemeyeceği gibi birçok düzenlemeye rağmen avukatlar yıkım, yok etme amacı ile hacizler yapmaktadır. Bu konu bu toplantının sınırlarını aşacak kadar önemli ve geniş bir konudur.Mevcut İİK uygulalama ile borçluyu yok etme kanunu halini almıştır. Buna neden yargıtayın saçma sapan kararlarıdır. Bu konuyu Kobi platformunda ele alacağız ve yeni İcra İflas Kanununda daha somut düzenlemeler yapılması için girişimlerde bulunacağız.

Bütün bu sorunları aşmak için birlik ve dayanışma kaçınılmazdır.

Bu konuşmadan sonra toplantı gündemine geçildi. Meclisteki çek kanun ile ilgili çalışmalarda basınla ile ilişklere önem verilmesi, bu konun  oluşturulacak Kobi Platformuna taşınması kararlaştırıldı.

Toplantıdaki tartışmaları ve alınan diğer kararları daha sonra vereceğiz.

 

AiHM, Adil Yargılanma Hakkı

kitap-son 

Karşılıksız Çek SAVUNMA kitap olarak çıktı,  online okumak için link    

Sanığın, Kendi Seçtiği Avukat Eliyle Savunmasını Yürütmesi

Ceza yargılaması, birbirini bütünleyen başlıca iki işlevden oluşmaktadır. Birinci aşama olan nesnel çözümde, suçlama konusu olayların ve kişilerin bu olaylar içerisindeki konumlarının aydınlatılması gerekmektedir. Suç, nesnel ve toplumsal bir olaydır. Sanığın suç olgusuna yaklaşımı ise özneldir.

 

Yargılamanın ikinci aşaması, gerçekleştiği benimsenen olayların hukuksal sonuçlarının değerlendirilmesidir. Bu aşamada hukuk bilgi ve deneyimi öne çıkmaktadır.

Sanığın suçlama karşısındaki öznel konumuyla birlikte hukuk bilgisinin yetersizliği nedeniyle, demokratik toplumların güvenliği için son derece önem taşıyan savunma hakkının salt kişisel çabalarla yürütülemeyeceği görülmüştür. Sanığın mahkemeönünde avukat yardımıyla savunulması, toplumsal bir zorunluluk olarak doğmuştur.

Olağan işleyiş, yargılanan kişinin ücretini ödeyerek kendisine bir avukat atamasıdır. Böyle durumlarda sanık, avukatını seçme hakkına sahip olacaktır.

Sanığın bir avukat edinmemesi ya da yetki tanıdığı avukatın görevini yapmaması durumunda, koşulları oluşmuşsa kamusal koruma gündeme gelebilmektedir.

Sanığın seçtiği avukat ile, mahkemece görevlendirilen avukatın çalışma koşulları arasında önemli bir fark bulunmamaktadır. Bu açıdan AİHM’nin avukat edinme hakkıyla ilgili kararları iç içe geçebilmektedir. Temel amaç, kişinin savunmasız bırakılmamasıdır. Ancak sanığın görevlendirdiği bir avukat varsa, kamu gücü bu seçime saygılı olmak durumundadır. Kendi avukatını seçen sanık, onun çalışmasını izlemek, gerektiğinde bu konulardaki uyuşmazlıkları çözecek ulusal organlara yakınmalarını bildirmek durumundadır

İtalya’da görülen bir ceza davasının sanığı, üst mahkemedeki duruşma öncesinde bir başka suçtan tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Tutuklu sanığa ve avukatına mahkemece duruşma günü bildirilmedi.

Sanığın cezaevinde tutuklu bulunduğunu bilmeyen üst mahkeme, yargılamanın sanığın ve avukatının yokluğunda sürdürülmesinin hukuka aykırı olacağını düşündü. Bu sakıncanın giderilmesi amacıyla, üst mahkeme duruşma öncesinde hemen sanığa bir avukat atadı. Yeni avukatın katılımıyla gerçekleşen duruşmadan sonra üst mahkeme sanığın cezasını ağırlaştıran bir karar verdi.

AİHM bu olayda, sanığın seçtiği avukatına duruşma gününün bildirilmemesini ve etkili bir savunma yapmayan yeni avukatla yargılamanın sonuçlandırılmasını “avukatla savunma hakkının ihlali” olarak niteledi. (Goddi – İtalya, 1984)

Fransa’da ortak yaşamlarından doğan çocuklarını Türkiye’ye götüren sanığın mahkeme kararına rağmen çocukları geri vermemesi üzerine eşinin istemiyle hakkında ceza davası açıldı. Yargılamadan ayrık tutulma istemi mahkemece de uygun görülen ve kendi seçtiği iki avukat eliyle savunulan sanığın, yargılama sonucunda bir yıl hapis cezasına çarptırılmasına ve tutuklanmasına karar verildi.

Sanık avukatları ve savcı, bu karara karşı üst mahkemeye başvurdular. Üst Mahkeme’deki duruşmaya sanık gelmedi. Avukatları, savunmayı kendilerinin yürüteceklerini ve bu nedenle yargılamanın sanığın yokluğunda sürdürülmesini istediler. Üst Mahkeme bu istemi yerinde bulmadı ve duruşmaya katılması için bir kez daha sanığa davetiye çıkardı. Sanığın belirlenen günde de duruşmaya gelmemekte direnmesi üzerine, avukatları eliyle temsil olanağını da tanımayarak itirazının reddine ve yerel mahkeme kararının onanmasına karar verdi.

Sanığın Yargıtay’a yaptığı başvuru da, “..hakkında tutuklama kararı bulunan ve duruşmaya gelmeyen kişinin avukatı eliyle temsil edilemeyeceği..” gerekçesiyle reddedildi.

Bu olayda Fransız mahkemelerinin savunma hakkını bir tür baskı aracı gibi kullandıkları görülmektedir. Sanık iki seçenekten birini benimsemek zorunda bırakılmıştır. Ya avukatları eliyle de olsa, savunma yapabilmek için Fransa’ya gelecek ve böylece tutuklama kararı uygulamaya konulacak, ya da tutuklanmamak için duruşmaya katılmayacak, ancak bunun karşılığında savunma olanaklarından büsbütün yoksun bırakılacak.

AİHM, adil yargılanma hakkının önemli bir boyutu olan yargılamada temsil olanağının, sanığın kendisini daha sonra dinleyecek mahkeme tarafından nesnel ve hukuksal konular üzerinde yeniden karar verilebilmesi koşuluyla, ilk derece mahkemesinde yokluğunda yargılanmasının kural olarak Sözleşme’ye aykırı düşmediğini belirtti. Mahkeme, savunma hakkından feragatı iki ölçütlei lişkilendirdi. Koşulsuz olması ve sanık haklarının güvence altında bulundurulması durumunda, savunmadan feragatın kabul olunabileceğini belirtti. Dava konusu olayda ise, başvurucunun birinci ve ikinci düzeydeki yargılamalara katılmayacağını, ancak avukatla temsil edilmek istediğini açıkça bildirmesi karşısında, duruşmada bulunmamasının temel bir hak olan avukatla temsil olanağını ortadan kaldırmadığı benimsendi. Bir ceza davasına, sanığın katılımı gerçeğin aydınlanması açısından büyük önem taşımakla birlikte, duruşmaya gelmeyen sanığa avukatı eliyle hukuksal temsil olanağının verilmemesi, savunma hakkının demokratik toplumlardaki önemi ve hukukun üstünlüğü ilkesi karşısında orantısız bulunduğundan, avukatla savunma hakkı yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. (Poitrimol / Fransa, 1993)

Hollanda’da benzer bir olayda, başka bir suçtan mahkum edildiği para cezasını ödeyemediği için tutuklanıp cezaevine gönderilme olasılığı bulunan sanık, işlediği ikinci bir suç nedeniyle açılan ceza davasının duruşmasına katılmadı. Mahkeme, yokluğunda yargıladığı sanığın atılı suçu işlediği görüşüyle cezalandırılmasına karar verdi.

 

Sanık, bu karara karşı avukatı aracılığıyla itiraz etti. Üst mahkemedeki duruşmalara katılan avukat, önceki para cezası nedeniyle tutuklanmaktan korktuğu için gelemeyen sanığı kendisinin savunacağını bildirdi. üstMahkeme, yürürlükteki yöntem kurallarına dayanarak duruşmaya gelmeyen sanığı avukatının temsil etmesine ve savunma yapmasına izin vermedi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay, üst mahkemenin duruşma tutanağında sanığın gelmeyeceğini bildiren avukatının savunma yapmak için herhangi bir talebinin bulunmadığının da yazılı olması nedeniyle itirazlarını reddetti.

AİHM “..geçerli bir özrü olmasa bile duruşmaya gelmeyen sanığın avukatı aracılığıyla savunma yapmaktan yoksun bırakılamayacağını..”belirtti. Duruşmaya gelen avukatın, sanık adına savunma yapmak istediğini mahkemeye bildirmediği yolundaki Hükümet’in görüşlerin itartışırken, şu değerlendirmelerde bulundu :

“..suç isnadı altında bırakılan herkesin bir avukatın yardımından yararlanma hakkı vardır… Hollanda hukukunda olduğu gibi üst mahkemedeki yargılamaya katılmayan sanığın, yokluğunda verilen karara itiraz olanağının tanınmadığı durumlarda, bu ilke daha büyük önem taşımaktadır. Avukatla savunma hakkının kuramsal olmaktan çıkarılıp pratikte uygulanabilir ve etkili olabilmesi için, söz konusu hakkın gereksiz biçimsel koşullarla sınırlandırılmaması gerekir. Yargılama adaletini gerçekleştirmek mahkemelerin görevidir. Sanığın katılmadığı duruşmaya onu savunmak amacıyla gelen avukatına savunma olanağının verilmemesi, avukatla savunma hakkı bakımından adil yargılanma hakkının ihlalidir.” (Lala / Hollanda, 1994)

 

Hollanda da suç işleme kastı olmaksızın eroin satmaktan yargılanıp mahkum edilen Moritanya’lı sanık, cezası kesinleşmeden sınırdışı edilince, üst mahkemedeki duruşmalara katılamadı. Sanık adına gelen avukatın, müvekkilinin gelememe nedenini açıklayıp savunma yapmak istediğini bildirmesine karşın, kendisine bu olanak tanınmadı. Mahkeme izin vermediği için sanık avukatı tanıklara soru soramadı, savunma yapamadı. Karar sanık aleyhine bozuldu. İkinci kez yinelenen yargılamada, avukata vekaletnamesi olmadığı için söz hakkı tanınmadı. Sonuçta cezası arttırılan sanık, ülkeye kasten uyuşturucu sokmaktan mahkum edildi.

AİHM bu olayda da Lala / Hollanda davasındaki gerekçelerle avukatla savunma hakkı bakımından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. (Pelladoah / Hollanda, 1994)

Yargıca hakaret ettiği suçlaması ile ceza mahkemesinde yedi yıl dört ay yargılandıktan sonra suçsuz olduğu anlaşılıp aklanan sanığın başvurusu nedeniyle AİHM, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini kararlaştırdı. Bu kararda ayrıca davanın Yargıtay’da görülmesi sırasında avukatla temsil edilme hakkının tanınmış olmasına karşın başvurucuya bu hakkın kullandırılmaması avukatla savunma hakkının ihlali olarak değerlendirildi. (Alimana / İtalya, 1991

%d blogcu bunu beğendi: