3167 YÜRÜRLÜKTE DEĞİLDİR MAHKUMİYETLER HUKUK CİNAYETİDİR

ÇEK MAĞDURLARI VE EKİM AYI

Çek Mağdurlarının son meclis ziyaretlerinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Burhan İşcan ve arkadaşlarına 15 Ekime kadar çek yasasının çıkacağını söylemiştir . Bu haberi hiçbir şekilde yalanlamadık. Buradan çıkacak iki soru var:

1-    Çek yasası çıkacak ama nasıl bir çek yasası?

2-    Sadullah Ergin bu sözünü tutabilecek mi?

Birinci sorunun cevabı uzun olduğu için önce ikincisine cevap verelim. Bu sorunun cevabını vermeden önce bir soru soralım politikacılar yurttaşlara verdikleri sözlerde hangi oranda duruyorlar? Bu sorunun yanıtının olumsuz olduğunu söylemeye gerek var mı sizce? Böylesi bir tümden gelim mantığı ile bakarsak sorunun cevabı şu olur; “Bütün diğer politikacılar gibi Sadullah Ergin de sözünde durmayacak”, ama biz öyle demiyoruz:

Bekleyip göreceğiz diyelim daha doğru olur.

Dün 26 Eylül Cumartesi günü Burhan İşcan ile 7 saati aşkın bir süre bir odanın içerisinde bir masanın etrafında konuştuk, tartıştık ve temel konularda mutabakat sağladık.

Bunu belirttikten sonra Ekim ayında çek yasası çıkacak mı, çıkacaksa nasıl bir yasa çıkacak sorusuna dönmek istiyorum. Bu konuda kendi kişisel yorumumu yapacağım. Bu yorumdan önce şunları tekrarlamak istiyorum:

Bizim temel hedefimiz, temel vurgumuz şu olmalı; 3167 sayılı yasa 1 ocak 2009 itibarı ile yürürlükte değildir, en azından yürürlüğü konusunda ciddi şüpheler vardır. Ciddi şüphe altında olan bir yasadan ötürü insanların hapsedilmesi bir insanlık cinayetidir. Bu yasayı uygulayan hakimler anayasa suçu işledikleri konusunda şüpheye düşmelidirler,insan hakları taraftarlarının ayağa kalkması gerekir.

3167 sayılı yasa yürürlükte değildir. Bu yasadan insanların hapsedilmesi hukuk cinayetidir. Ayağa kalkın!

Yazı devam edecektir

ÇEK KANUNU VE İHTİMALLER

İHTİMALLER

Yeni Çek Kanunu ile ilgili en büyük beklenti geçmişe yönelik adli para cezalarına af geleceğidir. İkinci önemli beklenti, yeni kanunda adli para cezasının kalkacağıdır. İkinci ihtimal birincisine göre daha zayıftır, yani yaygın kanı çek cezalarında geçmişe yönelik af çıkacağı, ancak çek yasasında cezanın sürdürüleceği doğrultusundadır.

NEDEN GEÇMİŞE YÖNELİK AF?

Bunun birinci nedeni çek davalarının yargıyı kilitlemiş olmasıdır. Yargıtay’da bekleyen 80 bin dosya, başsavcılıkta bekleyen 15o bin dosya var. Bu nedenle yargının önünü açmak için geçmişe yönelik affa daha fazla şans tanınmaktadır.

KARŞILIKSIZ ÇEKE CEZA KALKAR MI?

AİHS ve Anaysa göz önüne alındığında karşılıksız çeke hapis cezasının kalkması gerekmektedir; bu olmasa bile suçu nevi değiştirilerek yeni TCK ile uyum sağlanması zorunluluktur.

GELEN HABERLER

Muhalefetten, özellikle CHP den gelen haberlerde, Ak Partinin cezanın kalkması konusunda  tamamen olumsuz olduğu doğrultusunda,  Ak Parti kaynaklı haberler ise muhtelif. İyimaya’ya dayalı haberler yeni yasada cezanın kalkacağı, diğer Ak Parti kaynakları ise cezanın çok aza indirileceği, büyük kolaylıklar getirileceği, bu arada bazı lehe düzenlemeler yapılacağı şeklindedir.

ÇEK MAĞDURLARI NE YAPMALI?

 Bu soruya cevap vermeden önce Burhan İşcan konusuna son bir değinmek ve Özgür Beye(ADMİN) e biraz değinmek istiyorum. Burhan İşcan konusunda hata yaptığımı en başta kabul ettiğimi söylemek istiyorum. Ben iyi niyetimle kendime tuzak kurmuşum. Çek Mağdurlarının bir lidere ihtiyacı olduğunu düşündüm. Bu, ben olamazdım, çünkü ben bir avukatım; bir avukatın çek mağdurlarının önüne düşmesi benim düşünceme göre doğru değildi. Bu nedenle İşcan’ı hatalarından arındırıp destekleyerek bu önderliğe hazırlamak gibi bir saflığa kapıldım. İşcan konusunda ilk yazımda şöyle diyorudum:

–         İşcan seni eleştiriyorum çünkü başarılı olmanı istiyorum.

Bu yazıma Murat Yalçın’dan övgü dolu bir yorum geldi; ama gel gör ki Burhan İşcan işi azıttı ve bizimle, avukatlarla yoğun bir hukuk tartışmasına girdi. İşte bu noktadan sonra hem Av. Erim, hem de ben İşcan’a cevap vermeye devap etmekle ciddi hataya düştük. Biz avukatız, hukukçuyuz ve ast subay emeklisi ile hukuk tartışıyoruz. Bunu söylememin nedeni ast subayı küçümsememden değil; askeri bir konuyu tartışsak, her ne kadar askerliği asteğmen yani İşcan’ın üssü olarak yapmış olsak da askerlik konusunda İşcan ile tartışmaya girmezdik, girsek de  en azından kendi düşüncelerimizden şüpheye düşerdik; çünkü karşımızda muvazzaf bir asker vardır.Ama İşcan bizimle amansız bir tartışmaya girdi ve sonunda  Ofluoğlu yeteneksizdir bile dedi. Çok geçte olsa bir tuzağa düştüğümü anladım ve cevap vermemeğe karar verdim ve cevap vermeyeceğim.

Özgür bey(ADMİN)  e gelince, bir ara İşcan’ın bana sövmesi için blogunu açtı, sonra filitre koymaya başladı İşcan’a.

Bugün Admin blogunda yeni yazılar yazmış, yazılarının birinde şöyle diyor:

  • Çek mağdurları, burjuva sınıfına dahildir. Burjuva sınıfı eylem yapamaz. Düğünde damat, cenazede ölüdür.
    • Sosyolojik olarak bunun çok incelemesi yapıldı. Burjuva sınıfı iktidara oy verse de, kepenk kapatmayı da bilir.
    • Çek mağdurları da sosyal durumlarına uyan eylemleri yapmak zorundadır.  Adaletin bekleyerek gelmediğini gördük.

Burada burjuva üzerine yürütülen düşünce sanki benim bir yorumuma cevap gibi geldi. O yorumumda küçük burjuvaların tarihte anarşik eylemlerin kaynağı olduğunu yazmıştım. Burjuva eylem yapmaz demiyordum. Bu anlatımım yanlış algılanmış demek ki Admin böyle bir cevap veriyor.

Burjuva sınıfı tarihte eylemin en büyüğünü yapmıştır; 1789 büyük Fransız Devrimi burjuva sınıfın öncülüğünde gerçekleşmiştir.

Küçük burjuva da eylem yapar, tarihe bakınız korkunç anarşist eylemlere hep küçük burjuva kökenli anarşistler imza atmışlardır.

Burjuva ile küçük burjuva arasındaki bu nüansı iyi görmek gerekir sayın Admin arkadaş…

Admin kendi blogunda üç temel hata yaptı, biri, İşcan’ın ihtiraslarını geç gördü diğer ikisi AİHM si toplantısı ve Dernek kuruşludur. Önce Avrupa İnsan Hakları konusundaki görüşümü yazmak istiyorum.

AİHM konusunda ilk çağrıyı ben yaptım. Ben çağrımda AİHM ne başvuracak çek mağdurlarından avukatlık ücreti almayacağımızı yazmıştım. Admi, evet ama kazanılacak tazminatlarda avukatlık ücreti var demişti. Sonra Admin hemen bir avukat sürdü piyasaya ve AİHM için Beyoğlu’nda toplantı için çağrı yaptı. Burada iki hata vardı.Birisi benimle rekabete giriyordu, diğeri benim çağrıma gelen tepkiyi bilmiyordu. Ben ilk çağrıyı yapmıştım ve nabzı tutmuştum. Benim blog Adminin blogu kadar hit alan bir blog. Bana baş vuran 8 kişi idi. Admin bana sorsa idi kendisine bu konuya ilgi az Özgür Bey bana başvuru az oldu, sen de zahmet etme derdim. Sonuç Av. Matur ile yapılan toplantıya 6 kişi katılmıştı.

İkinci hata DERNEK. İlk dernek kurma çağrısını ben yaptım, gelen eleştirilerden bunun doğru bir girişim olmadığını gördüm ve geri çekildim. Özgür Beyin iki temel hatası hep arkadan gelmesi ve önde gideni anlayamamasıdır sanıyorum.

Bütün bunlara rağmen Özgür Beyin duruşunu beğeniyorum ve başarılar diliyorum kendilerine.

EKİM AYINDA NE OLACAK?

Çek mağdurları 500 kişilik bir sayı ile meclis eylemine hazırlanıyor; ancak görünen o ki bu sayıya yaklaşamayacaklar. Eğer mecliste bir eylem tasarlanırsa, sayı 50, 60 kişiyi geçmeyecek gibi.Ayrıca çek mağdurlarının tutarlı bir programı yok, baş yok, altı üstü yok..

Ne yapılmalı?

Bir televizyon programına veya birkaç televizyon programına katılmak veya bu kanallarda haber olmak birinci yoldur. Bu başarılabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

Az bir grupla da olsa Ankara’da oturma eylemi, zincirli, kelepçeli gibi etkili bir eylem yapılabilir, Ankara’ya bir şehirden uzun bir yürüyüş düzenlenebilir. Bütün bu eylemler için 20, 30 kişi yeterlidir.

Çek mağdurları yeni eylem biçimleri geliştirmeli. Bu blogun Tartışma ve İletişim sayfaları öneri ve yorumlarınıza açık.

Mesaj çekmenin artık modası geçti, bundan vazgeçilmeli bence. Ancak hazırlanacak etkili yazılar mektup veya kargo ile ilgili ve etkili kişilere gönderilebilir. Örneğin AK Parti üst yönetimine, CHP ve MHP yönetimlerine. Ben şahsen Murat Yalçın’ın Çek Mağdurları blogdaki yazısını bazı etkin yerlere gönderdim. Yalçın, yazıyı biraz kısa tutabilirdi ama olsun çok güzel ve etkileyici bir yazı idi, çok beğendim.

İkna edici etkileyici yazıları mektup ve hatta kargo ile gönderin mesela….

Ben şahsen kendi yazılarımı yüzlerce yere gönderiyorum, faks veya mail ile. Bundan böyle mektup veya kargoyu deneyeceğim.

NOT: BLOGDA İKİ DEĞİŞİK SAYFA AÇTIK, TARTIŞMA SAYFASI VE İLETİŞİM SAYFASI, YAZI VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUZ..

KÜÇÜK BURJUVANIN ANARŞİDEKİ RÖLÜNÜ MERAK EDİYORSANIZ  , Anarşizm: Küçük-burjuva tutarsızlığın felsefesi    :http://www.marksist.com/elif_cagli/anarsizm_uzerine.htm

 

 

 

HALKIN GAZABI

Yüz binlerce karşılıksız çek davası, on binlerce çeke dayalı başka davalar, milyonlarca icra haciz ve insanlığın yüz karası bir ekonomik düzen sürüp gidiyor. Milyonlar suskun, sessiz, bu sessizlik yönetenleri ürkütmeli. Bir Kürt açılımı, bir demokrasi açılımı teranesi sürüp gidiyor, sen önce Türk ile Kürdü ile yüz binlerce insanı insanlık ayıbı karşılıksız çek zulmünden kurtar, milyonlarca insanın en gerekli ev eşyalarını hacizden kurtar, önce bu insanların onurlarını kurtar, yaşama haklarını sosyal bir devlet olarak garanti altına al, sonra,  ya da eşzamanlı olarak diğer açılımları gündeme getir; bunu yapmıyorsun, yapamıyorsun çünkü Kürt ve Türk hakim sınıfları buna izin vermiyor. Halk en önce insanlık dışı bir tehditten, borç yüzünden hapis tehdidinden kurtulmak istiyor, sonra iş, aş istiyor; tabii sizin kolayınıza geliyor halkı boş laflarla oylamak, hamaset nutukları atmak, boş barış teraneleri tutturmak, kolayınıza geliyor.

 Türk bayrağına sarılı cenazeler gelmesin diyorsunuz, Türk bayrağına sarılı olmayan cenazeler değersiz mi efendiler! Acaba bir yılda Trafik kazalarında kaç kişi ölüyor,mega köy  İstanbul’un göbeğinde selde boğulanları bu sayıya eklediğinizde ve bir de buna eksik beslenmeden erken yaşta göçüp gidenleri kattığınızda göreceksiniz ki Türk bayrağına sarılı gelen cenaze sayısı bu sayının yanında çok küçük kalacaktır.

Özlemimiz şu; insanlar pis bir savaşta boşuna ölmesin! Bu anlamsız savaş dursun, insanlar bir ilk çağ uygulaması ile borcundan ötürü hapse atılmasın, yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan ev eşyaları; buzdolapları, televizyonları, mutfak araç ve gerekleri sırf baskı uygulamak gibi sadist duygularla haczedilmesin, bütün yurttaşların yaşamlarını sürdürebilmeleri için asgari koşulları devlet yaratsın, özlemimiz budur.

Yüz binlerce insan karşılıksız çek davaları yüzünden her gün mahkemelere taşınıyor, böyle bir ekonomik düzeni hiçbir uygar ülkede göremezsiniz, Babacan böyle bir ekonomiyi yönettiği için utanmalı, ekonomiden sorumlu hiçbir yetkili böyle hapis tehdidi ile yönetilen bir ekonomiyi savunamaz. Bu davalar ekonomin yüz karasıdır, yönetenler utanmalı, bakın bakalım Fransa’da kaç karşılıksız çek davası, Almanya’da kaç tane, bakın bir uygar ülkelere ve utanmazsanız ar damarınız çatlamış demektir.

Mağdurlar mağdur, sesleri çıkmıyor, çıkaramıyorlar seslerini… Ama sessiz milyonlar sizi korkutsun, Kürt gerillalara karşı sizi koruya TSK var, ama halkın bütünü söz konusu olursa TSK nın yeri bellidir. Bu sessiz yığınlar bir gün gayri yeter deyip ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman gelir çatar, zaman ola, gün ola…

Onlar

onlar ki toprakta karınca,
suda balık,
havada kuş kadar
çokturlar;
korkak,
cesur,
cahil,
hakîm
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

onlar ki uyup hainin iğvâsına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup
kaçarlar evlerine
ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan
ve ana avrat küfreden ki onlardır,
destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

demir,
kömür
ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü
ve sahra
ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından
onlar ağır ellerini toprağa basıp
doğruldukları zaman.

en bilgin aynalara
en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
asırda onlar yendi, onlar yenildi.
çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için:
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,
denildi

NAZIM HİKMET

 

BORÇ İÇİN HAPİS YASAĞININ TARİHSEL GELİŞİMİ VE ULUSLAR ARASI BELGELERDEKİ YERİ

Yrd. Doç. Dr. Sesim SOYER GÜLEÇ

I.Borç İçin Hapis Yasağının Tarihsel Gelişimi

            Para borçlarını yerine getirmeyen veya sözleşmeye aykırı davranan kişiler tarih boyunca insan onuruna aykırı olarak çok çelişkili şekillerde cezalandırılmıştır. Bu kişiler parçalanarak et ve kemikleri alacaklılar arasında paylaşılmış, köle olarak çalıştırılmış, hapsedilmişlerdir. Zamanla borçlunun tüm mallarının haczedildiği, daha sonrada borçlunun yaşaması, mesleğini icra etmesi için gerekli malları hariç olmak üzere, diğer mallarını satıldığı görülmüştür.

                     Borç için hapis yasağı kuralının tarihi temelleri Roma Hukukuna, Solon Kanunlarına dayanır. Roma Hukukunda önceleri borç sebebiyle icra, şahıs üzerinde gerçekleştiriliyordu. Borçlu alacaklının evinde zincire vurularak hapsediliyor, sonra borcunu ödemediği takdirde onun kölesi durumuna düşüyordu. Alacaklı isterse onu öldürebiliyor ya da köle olarak satabiliyordu. Alacaklıların birden fazla olması durumunda alacaklı sayısına göre bu kişiler borçluyu parçalara ayırabiliyorlardı. Solon, M.Ö. 620 yılında Atina’ya ‘arkon’ olarak atandığında kanunları değiştirmek, ekonomik refahı sağlamak ve özellikle zenginlerle yoksullar arasındaki gerilimi azaltmak için görevlendirilmişti. Zaman içinde deniz ticaretinin engellenmesi  nedeniyle borçlarını ödeyemeyenler, Tiran Dracon’un kanunlarına göre esir düşmüşler, Solon ise bir anayasa hazırlayarak borcu nedeniyle esir düşenlerin ve bu kişilerin ailelerinin serbest bırakılmasını öngören bir kural getirmiştir.

                      Eski Çin’de sözleşmeye aykırı hareket etmek suç olarak kabul edilerek dayakla cezalandırılıyordu. Fakat burada borçlunun borcu için köle olarak çalıştırılması söz konusu değildi. Buna karşılık, Eski Hint’te borca aykırılık, kölelik sebeplerinden biri olarak kabul ediyordu. Etilerde, mağdurun zararı giderilinceye kadar suçlunun mağdur için çalıştırılması kabul edilmişti. Sümerlerde, borçlunun ödemediği borcu sebebiyle hapsedilebileceği  kabul edilmekteydi. Uygurlarda, borçlunun çocuğunu alacaklıya teminat olarak işlerinde yardımcı olmak üzere  vermesi, çocukların alacaklıya ait bir işte ya da onun rızasıyla bir başkasının yanında çalıştırılması mümkündü. Moğollarda, borcunu ödemeyen borçlu, alacaklıya teslim edilerek borcunu tamamen ödeyinceye kadar onun yanında istihdam ediliyordu. Hammurabi Kanunlarında, ödenmeyen borç için hapis cezası verilebileceği kabul edilmişti. İbrani Hukukunda, borç için hapis ve kölelik kurumlarına yer verilmişti. Cumhuriyet Devri sonrasında ortaya çıkarılan Lex Potelia (M.Ö. 326 ), bu cezaları hafifleterek , şahıs üzerinde icra olarak adlandırılan kuruma yer vermiş, borçlunun öldürülmesi ve köleleştirilerek cezalandırılmasına son vererek, alacaklının borçluyu hapsetmek suretiyle borcunu ona hizmet ederek ödemesi ve daha sonrada salıverilmesi esasını getirmişti. Ortaçağda  ise, borçlu önce objektif sorumluluğa dayanılarak alacaklı tarafından hapsedilmişken, daha sonra ticaretin gelişmesiyle beraber kusura dayalı sorumluluk kabul edilmiştir. Böylece kasten borcunu ödemekten kaçınanlara ağır cezalar verilmiştir. İslam Hukuku bakımından, Kuran’da ödeme gücü olmayan borçlular için bir süre verilmesini emreden, bunların hapisle cezalandırılmamasını öngören ayetler bulunmaktadır. Osmanlılarda, borçlu borcunu ödemediği takdirde malları haczedilip satılıyor, buradan öncelikle özel kişilere borçları ödeniyor, artarsa kalan miktarda devlete olan borçların ödenmesine ayrılıyordu. Zamanla ekonomik sistemin bozulması sebebiyle halk ağır borç altına girmiş ve borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Bu sebeple tefecilerden yüksek faizle borç almışlar, bu borçları ödeyemeyince de ya hapse atılmışlar ya da mal ve arazilerini onlara bırakarak göç etmek zorunda kalmışlardır. İmparatorluğun son dönemlerinde ise, hapis usulünden çok, borçluya ödeme emri gönderildikten sonra malının hakim tarafından satılması usulü uygulanmıştır. Cumhuriyet Dönemine bakıldığında, 28 Nisan 1330 tarihli Kanunun, sadece ilamlı icrayı düzenlediği görülmektedir. 15.03.1928 tarih ve 1215 Sayılı Kanunla İKK’dan yararlanılarak  ilamsız icra da düzenlenmiştir. Ancak 1330 tarihli kanunun Mecelle ve şer’i hukuk esaslarıyla hazırlanmasından bahisle, daha sonra İsviçre Kanunu çerçevesinde yeni bir icra iflas kanunu hazırlanmış, 1929 tarihinde bu kanun yürürlüğe girmiştir. Bu şekilde cebri icra kanunu tek bir kanunda toplanmış, ayrıca bu kanundan önce geçerli olan ‘borç için hapis cezası’ sistemine son verilmiştir. Günümüzde şahıs varlığıyla ile sorumluluk ilkesi yerini malvarlığı ile sorumluluk ilkesine bırakmıştır. Bu durum, borçlunun sadece borcu sebebiyle hapsedilmesi uygulamasına son verme çabasının bir sonucu olmakla beraber mevzuatta bazı suçlar bakımından, tartışma halen devam etmektedir.

 II. Borç İçin Hapis Yasağının Uluslar arası Belgelerdeki Yeri

            1948 yılında Bogota’da imzalanan İnsan Hak ve Ödevlerine İlişkin Amerikan Bildirisinin 25. maddesinin 2. bendine göre, ‘Salt medeni nitelikteki yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden dolayı kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz’ .

                       İnsan Haklarına İlişkin Amerikan Sözleşmesinin 7. maddesinin 7. paragrafında kimsenin borcu nedeniyle hapsedilemeyeceği belirtilmektedir. Hükümde ayrıca bir istisnaya da yer verilerek, nafaka borçlarının yerine getirilmesi için adli mahkemelerce verilen tutuklama emirleri bakımından hükmün uygulanamayacağı öngörülmüştür.

             1966 tarihli Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 11. maddesinde de benzer hükümler yer almaktadır. Buna göre, ‘hiç kimse salt bir sözleşme yükümlülüğünü yerine getirememiş  olması nedeniyle hapsedilemez’ . AİHS’ye Ek 4. No.lu Protokolün 1. maddesinde yer alan hükümle ilgili açıklamalar, bu sözleşme bakımından da, bir fark dışında geçerlidir.

              Gerçekten AİHS’e Ek 4 No.lu Protokolün 1. maddesinde yer alan hükmün, diğer uluslararası belgelerden farkış bu Protokol hükmünde, borç için kimsenin ‘özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı’’ndan söz edilmesidir. Buna karşılık diğer belgelerde, ‘hapsedilememe’ kavramına yer verilmiştir.  Bunun anlamı, AİHS’e 4 No.lu Protokolün diğer düzenlemelerden farklı olarak, özgürlüğü kısıtlayan müdahaleleri en geniş biçimde yasaklamasıdır. Dolayısıyla buradaki güvence, yalnızca hapis cezasının yasaklanması ile sınırlı olmamakta, özgürlüğü kısıtlayıcı tüm müdahale ve durumlar , örneğin, hapis cezası dışında, kısa süreli olan yakalama, tutuklama gibi halleri de kapsamaktadır.

               AİHS’e  Ek 4 No.lu Protokolün hazırlanması süreci,  Avrupa Konseyi Asamblesinin Bakanlar Komitesine 02.01.1960 tarihinde yaptığı bir tavsiye ile başlamıştır. Asamble,  Bakanlar Komitesinden, bir uzmanlar komitesi kurulmasını ve AİHS’de ve 1 No.lu Protokolde yer almayan bazı medeni ve siyasi hakları  koruma altına alacak yeni bir protokolün yapılmasını istemiştir. Uzmanlar komitesi bir tasarı hazırlayarak 05.03.1963 tarihinde Asamblenin Hukuk Komitesi üyeleriyle yaptığı toplantıda bu tasarıyı tartışmış, söz konusu tasarı Asamblenin Hukuk Komitesinin alternatif tasarısı ile karşılaştırılmış ve imzaya açılacak metin belirlenmiştir. Bakanlar Komitesinin benimsediği Asamble Hukuk Komitesinin Tasarısı, bugünkü protokol metninden daha farklı şekilde düzenlenmişti. Buradaki hükme göre, ‘hiç kimse yalnızca ahdi yükümlülüğünü yerine getirememesi gerekçesiyle hapsedilemez ‘ . Bugünkü metne esas olan Uzmanlar Komitesinin hazırladığı metin ise, ‘hiç kimse yalnızca ahdi bir yükümlülüğünü yerine getiremediği gerekçesi ile hürriyetinden mahrum edilemez’ şeklindedir. Görüldüğü gibi, Asamble Hukuk Komitesinin hazırladığı metin, yukarıda söz ettiğimiz  BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 11. maddesiyle aynıdır. Türkiye her iki sözleşmeye de taraf olmakla birlikte, anayasamızda daha sıkı bir yükümlülük getiren AİHS  hükmü benimsenmiş olduğundan, bu hüküm uygulama alanı bulacaktır.

             AİHS’e Ek 4 No.lu Protokolün 1.maddesi, bir kimsenin yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesi sebebiyle özgürlüğünden mahrum edilemeyeceği, bu durumun insan özgürlüğüne ve haysiyetine aykırı olacağı düşüncesiyle getirilmiştir. Protokol hükmü şimdiye kadar bir Komisyon kararı dışında Divan kararlarına konu olmamış ise de, yakından ilgili olduğu bazı maddelerle ilgili kararlara kısaca değinmekte yarar vardır.    

                                            

 

                                                                                                    

 

 

 

 

ÇEKİN TARİHİ VE 3167

KARŞILIKSIZ ÇEKE CEZA 1

TBBM si 3167 sayılı kanunla 1929 TBMM’nin gerisine düşmüştür.1929 Türkiye Büyük Millet Meclisi çekte suçun oluşmasını kasta bağlarken, tıpkı yeni TCK nın 21. Maddesi gibi, 3167 garabet bir yasa olarak objektif suç gibi modern hukukun benimsemediği ucube bir suç getirmiş ve adil olmayan bir yargılama usulü benimsemiştir. 3167 sayılı kanun Osmanlı döneminde çıkarılan 1914 tarihli 26 maddelik ÇEKLER HAKKINDA KANUN’dan da geridir. Çekler hakkında kanun sahteliği cezalandırmaktadır.

Çekin tarihi bize ilginç şeyler öğretiyor.

ÇEKİN TARİHİ

Çekin tarihini İlk Çağa kadar indirenler vardır. Çekin ulusal arası önemi 19. Yüzyıllından itibaren başlar. 23.2.1931 tarihinde yapılan Cenevre Konferansı ile çek konusunda uluslar arası bir anlaşmaya varılmıştır.  Tek Tip Çek Kanunu Cenevre’de yapılan üç anlaşmadan biridir. Tek  Tip Çek Kanunu 57 maddeden oluşmakta idi. Bu anlaşmalar 1 Ocak 1934 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu anlaşmaları parlamentodan geçirmek suretiyle kabul etmiş değildir, ancak 1957 tarihinde yürürlüğe giren ve halen de yürürlükte olan Türk Ticaret Kanununun çekle ilgili hükümleri İsviçre Borçlar kanunundan alınmıştır ve İsviçre Borçlar Kanunun çekle ilgili hükümleri Cenevre anlaşmasına dayanmaktadır.

Osmanlı’da çekle ilgili ilk kanun 20 Nisan 1914 tarihli ve 26 maddelik ÇEKLER HAKKINDA KANUN’DUR. Gene 1914 de yürürlüğe giren Ceza kanunun 155. Maddesi çekle ilgili cezaları düzenlemektedir.  155. Madde çekte sahtekârlığı bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırmaktadır.

03.10.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3167 sayılı kanuna kadar çeklerle ilgili olarak özel bir ceza kanunu yoktu. Karşılıksız çek suçu, TBMM’nin 07.01.1929 tarihli 471 sayılı yorumu dolayısı ile TCY’nin 503. Maddesi kapsamında  “dolandırıcılık” suçu olarak değerlendirilmekte idi.

TBMM 17.01.1929 gün ve 471 sayılı yorum kararı şöyledir ; “ Karşılığı olmadığı halde çek keşide edenlere ceza tertibine dair  TTY’nin 610 (695) maddesine  bir fıkra eklenmesi istenmekte ise de, TCY’nin 503. Maddesinde yer alan dolandırıcılık hakkındaki  suçlar, karşılıksız çek keşide edenlerin hareketine uygun düşmektedir. Muhatabı elinde çek parası olmayanların hile, sania, kötü niyet, kayıtsızlık ve ihmal ile çek keşide ettikleri takdirde, taşıyanı zarara sokmak sureti ile dolandırıcılık cürümünü işlemiş olurlar. TCY’nin genel hükümlerinin uygulanması  halinde hesabının kesin sonucunu bilmeyerek, yanlışlıkla çek keşide edenlerin hareketlerinde suç kastı bulunmaması nedeni ile ceza sorumluluğu söz konusu olamaz. Bu yaptırım ve güvence karşısında Ticaret kanununun sözü edilen maddesine  bir fikra eklenmesine yer olmadığına TBMM Genel Kurulunca karar verilmiştir.”

ÇEKİN TARİHİ 2

KARŞILIKSIZ ÇEKE HAPİS

2002 yılında 3167 sayılı kanun yeniden gündeme gelince zamanın Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Çek Komisyonunda yaptığı konuşma ile karşılıksız çekte hapis cezasına karşı görüşlerini açıklamış, şöyle demiştir:

“Türkiye’de 3167 sayılı Kanun, çekin karşılıksız çıkmasını şeklî bir suç hâline getirmiştir. Ondan önce karşılıksız çek, eğer çek keşidecisinin dolandırıcılık kastı varsa ceza konusu olmaktaydı. Oysa 3167 sayılı Kanun’un getirdiği sisteme göre çek, ister ibraz süresi içinde, ister ibraz süresinden önce muhatap bankaya ibraz edilmiş olsun, kısmen veya tamamen karşılığı yoksa keşideci bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu, dünyada Türkiye’ye özgü bir durumdur.

Karşılıksız çekle ilgili cezaî yaptırımlar öngören Fransız hukukunda bu nedenle ceza verilebilmesi için çek keşide edenin bu işlemi yaptıktan sonra çekin karşılığını bizzat çekmesi, başka bir kimseye devretmesi veya çekle ilgili ödeme yasağı koyması ve bütün bu işlemlerle üçüncü kişileri zarara uğratmak kastının olması gerekir. Karşılıksız çek için cezaî yaptırım öngören  diğer bazı ülkelerde ise sadece para cezası öngörülmüştür.

Türkiye’de karşılıksız çek dolayısıyla bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmesi, hele bu hapis cezasının ibraz süresinden önce muhatap bankaya ibraz edilmiş çekler için de uygulanması, ülkemizde âdeta bir sosyal felâket ortaya çıkarmıştır. Çünkü hâlen ülkemizde karşılıksız çek nedeniyle bir yılda açılan davalar, aynı süre içinde açılan tüm ceza davalarının % 15’ini bulmaktadır”.

Görüldüğü 2002 yılında Hikmet Sami Türk 1929 daki Türkiye büyük Millet meclisinin yorum kararındaki ve şu anda halen bütün dünyada ve özellikle uygar dünyadaki gibi karşılıksız çekte hapis cezasına örnekler vererek karşı gelmektedir. Kast, hile ve desise olmadan karşılıksız çeke hapis cezası Türkiye’ye özgü bir durum, diyor Hikmet Sami Türk.

Hikmet Sami Türk o zaman çekte vadeye de karşı çıkıyordu. Bütün bu gelişmeler karşısında Merkez Bankası bir açıklama yaparak, Hikmet Sami Türk’ün bu görüşlerine tepki gösteriyor, tıpkı 2009 yılında Babacan ve diğer ekonomi otoritelerinin tepkisi gibi. Merkez Bankasından şu açıklama yapılıyor. Hürriyetin o tarihteki haberi:

“Merkez Bankası yeni çek kanunu konusunda uyardı

Yeni çek kanunu tasarısına göre çekin üzerinde yazılı tarihten önce ibraz edilen çekin karşılığının bulunmaması durumunda, çekin vadesi gelinceye kadar yasal bir işlem yapılamayacak. Merkez Bankası, bu düzenlemenin çekin değerini düşüreceği gerekçesiyle karşı çıktı.”

Hikmet Sami Türk’ün içerisinde bulunduğu Ecevit Hükümetinin ömrü yetmedi. çek kanununda değişiklikleri yapmaya. 3167 sayılı kanun daha sonra 2003 yılında Ak Parti iktidarı tarafından bugün ki haline sokulmuştur.

ÇEK KANUNU KONUSUNDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İZLEDİĞİ YOL İBRET VERİCİ.

1914 yılındaki Osmanlı Çek kanunu bugün ki çek kanunundan daha çağdaş. 1929 yılında TBMM nin kararı ise bugün ki 5237 sayılı TCK ile ve Anayasa ile daha uyumlu.

2009 yılında çek kanununda adli para cezasının, dolayısı ile hapisliğin kalkması gündeme gelince bu kez piyasada likidite darlığı olur diye Babacan’dan tepki geliyor.

Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine!

 

ZAFER İÇİN BAHANE ARANMAZ!

 EKİM AYINDA NE OLACAK?

CEK KANUNU ÇIKACAK MI, ÇEK MAHKÛMLARI VE KAÇAKLAR ÖZGÜRLÜKLERİNE KAVUŞACAK MI?

Çek mağdurları Ekim ayına odaklanmış bekliyorlar. Ekim ayında çek kanunun çıkacağı doğrultusunda söz verilmiş kendilerine. Şöyle düşünülüyor:

-Biz biraz güçlü eylemler yaparsak; özellikle meclis eylemleri yapar ve basında yeniden gündeme gelirsek çek kanunu bizim lehimize çıkar.

Cek-magdurları blogspot etrafında organize olan mağdurların Ekim ayını aşan bir planları, programları yok gibi.

BU GÖRÜŞ DOĞRU MU?

Koşullu olarak doğru. Koşul ne? Koşul güçlü bir organizasyon ve güçlü eylemler ile kamuoyu oluşturmak, basında yer almak, Tv kanallarında haber olmak ve meclis çoğunluğunun dikkatlerini çekmek, haklılığı öne çıkarmak.

GÜÇLÜ EYLEM NEDİR?

Güçlü eylem sadece sayı değildir, bundan da fazla niteliktir. Harekete sivil toplum örgütlerini, TESK gibi, katmak, etkili isimleri prof. Yücel Sayman gibi kazanmak, TBB liğini karşıya almak yerine birlik başkanı ile görüşerek kazanmak( bence bu mümkündür), böylece de basın ve Tv kanallarında haber olmak ve organize güçlü eylem düzenleme fırsatını yakalamaktır.

Bu şekilde kısa vadeli bir planlama için blogda yazılanlar doğru düşmekte, amaçla örtüşmektedir. Blogda şöyle deniliyor:

Bu yol haritamızı çizerken  tavrımızı, mücadeleme şeklimizi ve ilkelerimizi belirleme durumundayız.

1 – Hiç bir siyasi düşüncenin ne karşısındayız, ne de yanındayız, küresel ekonomik güçler, küresel politik aktörlerle kafamızı meşgul edemeyiz ,

bizim canımız yanmıştır, Ateşin düşüp Yaktığı yerdeyiz Biz çek mağdurlarıyız.

2- Çek mağdurları Derneği gibi, kendimize bir kimlik atayan, bir oluşum içinde değiliz.

Dernek Kurmak isteyen arkadaşlarımızın karşısında da değiliz, dileyen arkadaşlarımız bu oluşum içinde olabilir, Çek Mağdurları olarak, vaktimiz ve imkanlarımız dahilinde e-mail ve faks desteği verebiliriz.

3- TBMM ziyaretlerimizde, Siyasi Parti Grup Başkanları ve başarımız nispetinde görüşme taleplerimizi kabul edecek olan sayın Bakanlarımızla görüşmelerde bizleri temsil edecek, kitlesel sayımıza önderlik edecek sözcü arkadaşlarımızı belirlememiz gerekmektedir

Aramızda bu nitelikte, sıkıntılarımızı dertlerimizi dile getirebilecek konuya vakıf arkadaşlarımız var.
Geçmiş dönemlerde olduğu gibi, çek mağdurlarından ziyade kişiyi ön plana çıkaran hareketlerde olmayacağız.
Çek mağdurlarının bir niteliği vardır, ve bizlere yetkili tarafların yaklaşım biçimi tamamen duygusaldır, çünkü ortada yıkılan, dağılan özgürlüklerinden alıkonulan, göz yaşlarıyla vücut bulmuş bir dram vardır.
Çek Mağdurları oluşumunu kişiselleştirmek yada siyasallaştırmak, bu duygusal bakış açısını tersine çevirmek demektir.

4- Bizim  taleplerimizi dile getirecek sorunumuzu anlatacak taraf bellidir, Sorunun Çözüm yeri TBMM’dir.

Siyasi Partiler, iktidar ve Muhalefet partileri bu sorunu çözme konusunda bizlere söz vermişlerdir.
Her ne kadar gecikmiş olsa da, dün olduğu gibi bu gün de sözlerinin arkasındadırlar.
vadeli çeklerle oluşmuş bir piyasada karşılıksız çek düzenlemesi o kadar kolay değildi  verdikleri sözleri yerine getirmeleri için zamana ihtiyaçları vardı, ve Ekim ayı sözlerini tutacakları zamandır.
Bu zaman içinde vekillerimize ulaşacak dertlerimiz anlatacak ve yılmadan tekrar tekrar taleplerimizi dile getireceğiz.

5- Hedeflerimiz arasında, dertlerimizi sorunlarımızı anlatacağımız Avrupa Birliği Uyum Teşkilatları, Gazeteler ve Görsel Medya  vardır.

ÇEK MAĞDURLARI NİTELİĞİ ÖNE ÇIKARARAK GÜÇLÜ EYLEMLERİ ORGANİZE EDEBİLİRLERSE EKİM OLMASA BİLE YIL İÇİNDE ZAFERİ YAKALAYACAKLARDIR.

Ekim ayına kilitlenmek çok da doğru değil ama bu yıl içerisinde sonuca zafere kavuşmak kuvvetle muhtemel.

Zafer inananlarındır.

NO EXCUSE FOR VİCTORY

ZAFER İÇİN BAHANEYE YER YOK!

NOT:

Çek mağdurlarının asgari müştereki mağdur olmaktır.  Bu bir siyasi hareket değildir. Ülke ve dünya sorunlarını çözmek, bu amaçla örgütlenmek bu hareketin işi olamaz.

Çek mağdurlarının tek hedefi af ile özgürlüklerini elde etmek, biraz daha fazlası karşılıksız çekte cezanın kalkmasına katkı yapmak olabilir. Çek Mağdurları Blog Spotun  Yol Haritasındaki şu görüşleri doğru anlamak gerekiyor:

1 – Hiç bir siyasi düşüncenin ne karşısındayız, ne de yanındayız, küresel ekonomik güçler, küresel politik aktörlerle kafamızı meşgul edemeyiz ,

bizim canımız yanmıştır, Ateşin düşüp Yaktığı yerdeyiz Biz çek mağdurlarıyız.

2- Çek mağdurları Derneği gibi, kendimize bir kimlik atayan, bir oluşum içinde değiliz.

Bloglarda küresel ekonomik güçleri v.s hedef alan yazılar yazmak hedefi karartır, güçleri zayıflatır, düşman cephesini büyütür. Bu nedenlerle: 

Bankalar Birliği önüne siyah çelenk koymak, Türkiye Barolar Birliği önüne siyah çelenk koymak,

CHP yi gerçek dışı, uydurma haberlerle suçlamak, Türkiye İş Bankasını karşıya almak gibi öneriler son derece de yanlış, hedef karartan, hareketi güçsüzleştiren önerilerdir.

Salt Çek Mağdurları Hareketi için dernek fikri uygun değildir. Biz dernek öneriyoruz ama çek mağdurlarının amaçlarını aşan nedenlerle öneriyoruz; bir KOBİ Dayanışma Derneği kurmayı amaçlıyoruz. Böyle bir derneğin karşılıksız çek davasına katkısı olacaktır ama amaç uzun vadeli ve kalıcı bir amaçtır böyle bir dernekte.

 YAKALAYAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ? AHMET TAN’IN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

 

BİR DELİ KUYUYA TAŞ ATMIŞ…..

ÇEK KANUNU

“DELİNİN BİRİ KUYUYA TAŞ ATMIŞ, YEDİ MAHALLE TOPLANMIŞ ÇIKARAMAMIŞ”

ÇEK KANUNU DELİNİN KUYUYA ATTIĞI TAŞ GİBİ

Çek kanunu üç kez yapılan değişikliklerle 25 yıldır yürürlükte. Ekonominin olmazsa olmazı gibi, insanlar 25 yıldır bu yasaya alıştı, herkes zannediyor ki bu yasadaki ceza kalkarsa ekonomi tepe taklak olur. 3167 ve karşılıksız çeke ceza kabullenilmiş, aksi düşünülemiyor

Oysa bu anlayış ve kabulleniş gerçeği yansıtmıyor. Ama kimsenin umurunda değil, hiç kimse karşılıksız çeke cezayı düşündüğü yok, kimsenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, Anayasanın 38. Maddesine aldırdığı yok. Karşılıksız çeke ceza, adam yaralamaya, hırsızlığa verilen ceza gibi içselleştirilmiş.
Bu ceza uygar dünyada yokmuş,

Dünyada çeke ceza veren iki Latin Amerika ülkesi ve bir de Türkiye varmış,

Karşılıksız çeke ceza çağ dışı imiş,

Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı imiş,

Bütün bunlar kimsenin umurunda bile değil.

Parti yönetimleri karşılıksız çeke ceza konusunda bilgisizler. Milletvekilleri bu yasadan bi haber.

Meclis Ziyaretimizde MHP  Grup Başkan vekili Oktay Vural’a soru sordum, CHP ağır topu Kılıçdaroğlu ile diyalogumuz oldu; gördüm ki işin özünü bilmiyorlar. Oktay Vural’a 3167 artık yürürlükte değil dedim o da bana;

-İçtihat var mı? Dedi.

Zaten sorun da içtihat olmayışında değil mi?

Oktay Vural şu cevabı verebilirdi:

-Size katılıyorum, uyum yasası çıkmadığı için artık 3167 yürürlükte değil, verilen cezaları kanunsuz buluyorum, Yargıtay’ın durumu bir daha gözden geçirmesi gerekir.

Ben Vural ile diyalogumda fikrini anladım ve basın toplantısında içeri girmedim, yanında oturmadım, orda olanlar biliyorlar. İzmir’den Kadir içeri girmem için mesaj gönderdi.

Kılıçdaroğlu ile aramızda geçen diyalog siyasi partilerin yönetimlerini ve milletvekillerini anlamak için harika bir örnek. Ben, toplantıda Kılıçdaroğlu’na yakın oturdum ve 3167 nin yürürlükte olmadığını anlatarak CHP nin bu konuda sesini yükseltmesini istedim. Kılıçdaroğlu skandal bir cevap verdi. Aynen şöyle:

-3167 sayılı kanun yürürlükte olmasa bile hukukta bir kural vardır, hakimler kanun olmadığı zaman örf ve adete göre örf ve adette yoksa kendilerini vaaz-ı kanun yerine koyarak(TBMM) hüküm vaaz edebilirler.

Bu anlayış ceza hukuku açısından tam bir skandaldır.Kılıçdaroğlunu anlattığı hukuk davaları için geçerli bir kuraldı, ceza hukukunda bunun tam tersi söz konusu idi ve kanunsuz suç olmaz modern ceza hukukunun ve TCK’nın temel prensiplerindendir.Şöyle ki:TCK Madde 2

2 – (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.

Bu kural aynen anayasamızda da vardır.

Kısaca 3167cehaletin ürünüdür. Prof. Dr. Hayri Domaniç Kurandan örnek vererek boşuna o zamanki Anayasa Mahkemesi üyelerine cahil demiyor.

İNSAN ZALUMEN CEHULA (Kurandan)

Yani insan zalim ve cahildir. Benim cek- mağdurları blog spottan kaldırılan yazımda bu konu açıklanıyor. Yazı benim blogda duruyor ve yazının sonunda link verilecektir.

Meclis eylemine katılan çek mağdurları sonradan anladım benim bu yoklamalarımın farkında değillerdi. Onlar Vural’ın bir pohpohlaması ile mest oluyor, kılıçdaroğlu’nu doğru anlamıyorlardı.

Ben toplantıda Kılıçdaroğlu’na yasa böyle çıkarsa Anayas Mahkemesine gidip gitmeyeceklerini sordum aldığım cevap şu:

-Uzmanlarımız inceler ve karar veririz.

Ne demek bu? Tasarı ortada; siz hala tasarının Anayasa’ya aykırı olup olmadığını bilmiyor musunuz? Kılıçdaroğlundan bu cevabı duyunca kötümserliğe kapıldım. Yanımdaki çek mağdurları mutlu idiler, çünkü anlamıyorlardı.

Parti yönetimleri ve milletvekilleri nasıl aydınlatılacak? Tabii ki Burhan İşcan yapamaz bunu. En başarılı biçimde bunu yapacak olanlar akademisyenlerdir. Olmadı konuya hakim avukatlar. İnsanlar söze değil sözü söyleyene bakıyorlar.

Bu nedenlerle Prof.ların safa çekilmesi çok önemli; mesala Prof. Yücel Sayman.

Ben söylüyorum, bu meclis, bu parti yönetimleri çek kanunu konusunda bilgisizler. On bin mesaja bedeldir bir profesörün yapacağı açıklama.

BANKALARIN HEDEF ALINMASI ÇOK DOĞRU BİR TAVIR DEĞİL, BANKALAR OLUMSUZ BİR ETKEN AMA LEHE ÇEVRİLEBİLİR.

Bankaların hedef alınması da çok yerinde bir tavır değil. Ben Çekin ekonomi için gerekli bir enstrüman olduğuna inanmıyorum. Yukarıda açıkladığım gibi bankalarda 25 yıldır bu yasaya alıştı, ceza kalkarsa kıyamet kopar sanıyorlar.Oysa bu yanlış bir kanı. Dünyada hiçbir ülkede çeke ceza yok diye kıyamet kopmuyor da bizim ülkemizde neden kıyamet kopacak. İnsanlar çeklerini ceza korkusu ile mi ödüyorlar?

Bankalar istihbarat yaparak, bilançolarda mali tahliller yaparak para veriyorlar. Modern bankacılık budur ve bizim bankalarımızın güvenli para satmak için çağ dışı bir cezaya ihtiyaçları yoktur.

Çek mağdurları kendilerine düşman yaratma yerine dost edinme gayreti içerisine girmeleri gerekir.

Öyle, CHP İş Bankasının Sahibidir, CHP nin paraya ihtiyacı var gibi asılsız haberler çek mağdurlarının çıkarına değildir. CHP konusu ile ilgili aşağıda bir link bulacaksınız, ayrıca benim cek-magdurları blog spottılan  kaldırılan yazımın linki de aşağıdadır.

http://rahmiofluoglu.blog/2009/03/25/karsiliksiz-cek-anayasa-ve-insan-haklari-sozlesmesi

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=177467

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: