KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ

SAMİ SELÇUK 

Prof. Sami Selçuk

YARGI VE TBMM

Bu blog’da yayınlanan “Biat Kültürü” yazımda şöyle diyorum:

Mayıs 26, 2009

BİAT KÜLTÜRÜ

KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ BAĞIMSIZ YARGIDA.
BİAT KÜLTÜRÜ TERK EDİLMELİ, YARGI SADECE ALACAKLILARIN YARGISI DEĞİLDİR, MİLLETİN YARGISISIDIR, 10. CEZA DAİRESİNİN KARARI SİZİ BAĞLAMAZ, BAĞIMSIZ YARGININ BAĞIMSIZ YARGICI, EĞER AYRI DÜŞÜNÜYORSA DAİREDEN FARKLI KARAR VEREBİLİR. DİRENME İLE ADİL SONUCA         VARILABİLABİLİR.HUKUK TORİTELERİ 3167 SAYILI KANUNUN BİR OCAK 2009DAN  İTİBAREN YÜRÜRLÜKTEN KALKTIĞINI  SÖYLÜYORLAR VE BU GÖRÜŞLERİNİN GEREKÇELERİNİ ORTAYA KOYUYORLAR. […]

Aktüel Dergisinin 197. Sayısında Hasan Hüseyin Kemal’in Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ile yaptığı röportaj yayınlandı. Röportajın giriş bölümünde şu açıklama yapılıyor:

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk:

“Türkiye’de Hâlâ ‘Avcılık Çağı’ Yaşanıyor”

   

Sami Selçuk, yıllar önce, 1999-2000 adli yılı açılış konuşmasıyla gündeme oturmuştu. 28 Şubat’ın yoğun şekilde yaşandığı bir süreçte sistemi temelinden eleştirme cesareti bazılarının hoşuna gitmemiş, hatta okuyacağı metni değiştirmesi istenmişti. “Ben bilim adamıyım. Hazırladığım metni değiştirerek haysiyetsizlik edemem” diyen Selçuk’un konuşması sonrasında dönemin genelkurmay başkanı cumhurbaşkanlığına çıkarak karşı açıklama yapmak istediğini söylemiş, ancak bu açıklama yapılmamıştı. Daha sonra emekli olan Sami Selçuk, Yargıtay Onursal Başkanlığı’na seçildi. Geçen zaman içersinde ise Türkiye’de sistem onun bir zamanlar öngördüğü gibi bir çıkmazın içine girdi. Selçuk’a sistemin neden çıkmaza girdiğini, hukuk alanında yapılan yanlışları ve tartışmaları sorduk…

Röportajın devamında şu soru soruluyor:

-Yargının kendi içinde bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz?

-Yargıtay yargıcı ilk mahkeme yargıcına not veriyor. Hem görüşünüzde özgür olacaksınız hem de başka yargıç size not verecek. Elbette ilk mahkeme yargıcı kırık not almaktan çekiniyor. Belli bir notun altında olduğunuzda yükselemezsiniz. Bunun içindir ki Türkiye’de yeni görüşler üretilemiyor. Hukuk da gelişmiyor. Yıllardır bunu söylüyorum, ama kimse eğilmiyor soruna.

-İÇTİHAT TAPINMACILIĞI BUNUNLA MI ALAKALI?

-Yargıcı özgürleştirmezseniz bu içtihat fetişizmi doğurur. Avukatlar sürekli Yargıtay kararlarının peşindeler. Tabii hukuk böylece kendini tekrarlıyor.

“Biat Kültürü” yazımda İÇTİHAT TAPINMACILIĞINI biat kültürü olarak ifade etmiştim.

YARGININ YARGIYA TAHAKKÜMÜ

Yargıtay’ın içtihatları ile mahkemeler üzerinde kurduğu hâkimiyet hukukun gelişmesinin önünü tıkıyor. Yargıtay’ın hukuka, yasalara aykırı olarak verdiği birçok karar var, bu kararlar hukuka aykırı olduğu gibi ayrıca adil de değillerdir. Yargıtay özellikle 1985 yılından günümüze kadar güçlülerden, alacaklılardan yana birçok adil olmayan kararlar verdi. Sami Selçuk’un dediği gibi terfi etme kaygısı ile mahkemeler bu kararlara biat ettiler. Bu nedenle Yargıtay Daire Genel Kurulu kararları sayısı çok azdır. Karşılıksız çek olayında olduğu gibi bir daire bir karar veriyor ve mahkemelerin ezici çoğunlu bu karara uyuyor.

Bu olaydaki temel eksik Sami Selçuk’un dediği gibi sistemden kaynaklanmaktadır. Avukatlar bu biat düzenine uymaya dünden hazırlar, çünkü onlar güçlülerin, parası olanın avukatıdırlar ve böylece de adaletsizlikler sürüp gider, dur diyecek bir güç ortaya çıkıncaya kadar.

Karşılıksız çek konusunda esas mahkemeleri üzerinde bir ikna ve cesaretlendirme kampanyasının etkili olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu kampanyaya avukatları katmak için biz gayret ettik. İstanbul Barosu yönetim kuruluna yazılar gönderdim. En son barolar neden susuyor diye bir yazı yayınladım. İstanbul Barosu yazımdan sonra konu ile ilgili bir açıklama yayınlamak zorunda kaldı çünkü yazıyı birkaç bin avukata göndermiştim. Ben bu çabaları verirken birileri arka arkaya Ankara seferleri düzenliyordu.

Karşılıksız Çek kitabı bu ikna kampanyasına katkıda bulunmak için hazırlanıyor. Ben bu konuda ilgili herkesin görüşünü bekliyorum. Para istemiyoruz, çünkü finansmanı hazır böyle bir kitabın.

Karşılıksız Çek mücadelesinin önemli iki ayağından bir hiç şüphesiz YARGI.

Yargı deyince BAROLARI ihmal edemeyiz.

ÖNERİLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

Prof. DR. Sami Selçuk’un yazısı için link aşağıdadır. Aktüel yazının tümünü internete koymamış. Eksik kısmı bilgisayar ortamına aktarıp kısa zamanda yayınlayacağız.

LİNK

http://www.yeniaktuel.com.tr/tur105,197@2100.html

EYLEM PLANI

PROGRAMLADIĞIMIZ İŞLER VE ZAMANLAMASI

1-    ZOR DURUMDAKİ FİRMALARIN TESBİTİ

BU KONUDA AVUKAT ARKADAŞLARIM ADLİYELERDE TESBİTLER YAPIYORLAR.

2-    KARŞILIKSIZ ÇEK KİTABININ YAYINA HAZIRLANMASI

3-    EYLÜL, KİYABIN BASIMI,  HÂKİM VE SAVCILARA DAĞITIMININ SAĞLANMASI

4-    EKİM ZOR DURUMDAKİ FİRMALAR İLE TOPLANTI VE DERNEK KURULUŞU

5-    BASIN AÇIKLAMALARI VE DAHA GENİŞ BİR TOPLANTI İÇİN ÇAĞRI

 

 

 

 

3 Responses to “KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ”

  1. bekir Says:

    Selamlar…
    Adana’dan bu maili gönderiyorum size.
    Adana’da Salı Pazarı, Salı Collection diye mağazalar vardı 2006 yılına kadar. Bu mağazaları 3 kardeş çalıştırıyorlardı. Sayısı 20’inin üzerindeydi. 2005 yılında kredi zorluğu sebebiyle tefecilerin eline düştüler. Sürekli olarak geleceğe dair umutla borçları ötelediler. 2006 yılının sonunda üçüde artık ödemeye takatlerinin olmadığını söylediler. Banka kredileriyle aldıkları ev, araba ellerinden alındı. Zor olacaktı hem de çok zor. Kiraya bir eve taşındılar. Dükkanları ve içindeki malzemeleri satıp tefecilerin borçlarını ödemeye çalıştılar, çekleri ödemeye çalıştılar. Belki; çok büyük bir hata yaptılar her şeyi paraya çevirip kaçmayarak. Öde öde öde. Sonunda hiçbirşeyleri kalmadı ama borçları da bitmedi.
    Adana’da Salı Pazarı, Salı Collection battı. Pekiyi, ailelerine ne oldu. Ben, iki tanesini anlatayım.
    Küçük kardeş. Adı Nejat. İki çocuğu bir eşi var. Nejat Bey, dükkanların kimisini kendi üzerine kimisini eşinin üzerine yapmıştı vakti zamanında. İflas edip de çekler de ödenmeyince hem eşine hem de kendine hapis cezası çıktı. Aslında adli para cezası ama ödeyemediğinizde (iflas etmişsiniz yiyecek ekmeğiniz yok adli para cezasını nasıl ödeyeceksiniz) hapse dönüşüyor. Adana’yı bırakıp Bursa’ya gittiler. Tanıdıkları vardı bir zamanlar, bir ekmek kapısı açılır zahir dediler. Para olmayınca tanıdık da olmuyormuş öğrendiler en acı şekliyle. Çocukları bu arada bu yıl üniversiteyi kazandı ama harç parası yok, okutma parası yok. Oysa, onun için her şeylerini verirlerdi. Şimdi, Adana’ya nasıl dönebileceklerinin hesabını yapıyorlar. Buzdolabı, çamaşır makinası ve fırını satıp gelmeyi düşünüyorlar. Hadi geldiler diyelim, dört kişi; kimin yanında kalıcak, kim yemek verecek…

    Büyük kardeş. Adı Hüseyin. Bir kızı var. Kızı 2000 yılında İngilizce öğretmenliğini kazanmış. Baba 2001 yılında dükkanları kızının üzerine bir tanesini de annenin üzerine yapmış. Düşünemiyor insan tabii iflas edeceğini, kızının başına ne belalar açacağını. Kız, babamdır deyip vekalet vermiş, kız düşünememiş, baba düşünememiş, anne düşünememiş. Baba, kız üniversitede olduğu için aldığı vekaletle çekler kesmiş. İleri vadeli. 2006 yılında artık çekleri karşılayacak imkan kalmadığında hem kız, hem de baba tek tek kesilen ve karşılıksız çıkan çeklerde çifte ceza yemişler. 5.000,00TL karşılıksız çıkan çek için baba 5.000,00 TL kızı 5.000,00 TL ayrı ayrı ceza. Kız, zaten iflasın getirdiği psikolojik sorunlarla boğuşup dururken bir de hapislik korkusu eklenince Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde 3 ay tedavi görmüş.
    Baba, ne hikmetse bu zamana kadar sigorta süresini doldurmamış. 1520 gün pirimi var ve aile sürekli olarak baba öldüğünde anneye aylık bağlanıp bağlanmayacağını soruyorlar bana. Hiçbir şeyleri yok. Allah’tan damatları var ve bu hengamede sağlam durabildi galiba. Pekiyi ya o olmasaydı. 60’ını bulmuş bir karı bir koca. Emeklilikleri yok. İkisi de yakalandığı gün hapse girecek. 5-6 yıl Adana’da isim yapmış bir firmayı ve 40-45 işçiyi çalıştırmışlar. Sonları; borçları ödemeyecek duruma gelerek hapse girmek. 60 yaşında bir adamla/kadını sırf iflas etmiş olmaları nedeniyle hapse atmak nasıl bir devlet anlayışıdır anlaşılır gibi değil. Hele de kızlarının hiçbir suçu günahı yok. Babasına vekalet vermese miydi, hayır baba dükkanları benim üzerime yapma mı deseydi.
    Ya damatları olmasaydı; herhalde yaşını başını almış bu iki ihtiyar seve seve hapse girerlerdi yoksa sokakta aç/sefil kalacaklardı.
    Borçlarını ödemeden kaçabilirlerdi ama kaçmadılar, sonuna kadar ödemeye çalıştılar. Olmadı. Geleceğe güven duydular; bir gün gelir satışlar açılır, hep böyle gidecek değil ya, hele biraz daha dişimizi sıkalım dediler. Daha kötü oldu. Aradıkları tüm çıkış kapıları yüzlerine kapandı. Kimseyi dolandırmak istemediler ama güçleri de bir yere kadardı.

    Şimdi sormak lazım: bu insanların hapse atılması hangi ahlak ilkesine göredir. Hangi saik bu insanların hapse atılmasını gerektirir. Hangi kanun demiyorum, hangi norm demiyorum. Bu insanlara isnat edilen kusur nedir?

  2. ayhan Says:

    hocam bir ara demiştimki bizdeki hukuk anlayışı eski kabile toplumlarında olduğu gibidir ….ilk çağ insanları etinden, sütünden, fiziki gücünden faydalandığı hayvanlara saygı duyar ve onları rahatsız eden veya o hayvanlara zarar veren kişileri çok kötü cezalarla cezalandırırlardı.amaç ise bu hayvanları korurken dolaylı olarak ekonomik hayatın işleyişini korumaktı .yani ekonominin selameti için insanlar cezalandırılabilir özgürlüğünden alıkonabilir ve hatta öldürülebilirdi .şimdi uzay çağını yaşadığımız şu günlerde insanlar ekonominin selamati için haksız bir şekilde cezalandırılmıyor mu? özgürlüğünden alıkonulmuyor mu? nedir bu yani?elbetteki biz halen avcılık-toplayıcılık çağını yaşıyoruz. sayın Sami Selçuk ile aynı kanaatteyim ve bunu ç0ok önceden belirtmiştim.yazık hemde çok yazık oluyor bu ülke insanına! bu hukuksuzluğa dur demeliyiz artık…….

  3. ayhan Says:

    selamlar hukuk eğitimi alamamış olan bir çok insan bile bizdeki keyfi uygulamalara hayret ediyor……..çarpık hukuk anlayışı varlığını o kadar hissettiriyorki farkında olmamak imkansız ama derinlemesine bilgiyi siz önderlerimiz sayesinde öğreniyoruz ve bugün sayenizde yeni bir şey daha öğrenmiş oldum sayın ofluoğlu.. ve hayret ettim demek ilk mahkemelere not veren bir üst kuruluş varmışda haberimiz yokmuş. peki tarafsız ve çekinceleri olmayan bir hukukçuya nasıl rastlarız anlayamadım doğrusu.bu şartlarda tarafsız olmak için bayağı zor iş doğrusu . bilgi insana acı veriyor demiş bir düşünür.gerçektende bunları öğrendikçe acı çekmemek imkansız ve maalesef bende acı çekiyorum ve hatta öğrenmekten korkmaya başladım . bu nasıl bir masal bu nasıl bir sistem bu nasıl bir yargı bağımsızlığı.yargı nasıl tahakküm altında olur. allahım sen sabır ver.daha kim bilir neler neler var……..


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: