RAHMİ OFLUOĞLU KİMDİR

Rahmi Ofluğlu kimdir? Aile soyağacı ofluoğlu. Cumhuriyet döneminde soyadı kanunu ile ailenin bir kısmı Aydın soyadını alıyor. Aydın ilginç bir soyadı olacak ki Türkiye’de akraba bağı olmayan bir çok aile Aydın soyadını taşımaktadır. Fakülteden mezun olduktan sonra Rahmi Aydın mahkeme kararı ile eski soyadını almıştır.

rahmi çek

Rahmi Aydın(Ofluğlu) 68 kuşağının önderlerindendir. FKF, DÖB ve DEV-GENÇ de yöneticilik , 1969 yılında FKF İstanbul Sekreterliği yapmıştır. Birçok önemli davada sanık olarak yargılanmış, en son 12 Mart darbe döneminde 254 sanıklı Dev-Genç davasında 45 yıla mahkum olmuş genel af ile özgür kalmıştır. Deniz Gezmiş’in yakın arkadaşıdır, birlikte hapis yatmışlardır.

Rahmi Aydın

deniz-komer-olay-ve-cezaevi-rahmi aydin

Resimde yerde yatan önceki Muğla Barosu başkanı Mustafa İlker Gürkan solda Mustafa Zulkadiroğlu, sağda Rahmi Aydin, ortadakiler Toygun Eraslan, Deniz Gezmiş ve bir mahkum..

Turhan Feyizoğlu’nun 68 i anlatan kitaplarında Rahmi Aydın ile ilgili birçok bilgiye ulaşılabilir. Belgelere dayalı bütün 68e ilişkin yayın ve kitaplarda Rahmi Aydın’ı görebilirsiniz. Günümüzde de zaman zaman basın 68 i anlatan yazılarda kendisinden bahsetmektedir.

Oda Tv

Deniz Gezmiş’in ilk kez yayınlanan fotoğrafları

http://www.odatv.com/n.php?n=deniz-gezmisin-ilk-kez-yayinlanan-fotograflari-0802141200

Haber7

Deniz Gezmiş’in Filistin macerası

http://www.haber7.com/siyaset/haber/91757-deniz-gezmisin-filistin-macerasi

deniz filistin

Rahmi Aydın şöyle anlatıyor

Bu sırada Vietnam’da görev yapmış olan CIA ajanı Robert Commer , Türkiye’ye ABD elçisi olarak atandı. Devrimci öğrenciler, ABD’nin Ankara’ya yeni atadığı büyükelçi Robert Commer’i kınamak amacıyla 28 Kasım 1968 günü, Atatürk Havalimanı’na gitti. Yapılan eylem sonrasında gözaltına alınan 18 öğrenciden Deniz Gezmiş, Mustafa Zülkadiroğlu, Mustafa Gürkan, Toygun Eraslan ve Rahmi Aydın 29 Kasım Cuma günü, Bakırköy Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklandı.

Bu tutukluluklarında Sultanahmet Cezaevi’nde Deniz Gezmiş’le yaptığı bir konuşmayı Rahmi Aydın şöyle anlatmıştır: “Cezaevi avlusunda, Deniz ile bir taraftan volta atıyoruz, bir taraftan sohbet ediyoruz. Deniz anlatıyor, ben dinliyorum. Sohbetin bir yerinde, Deniz,

‘Fakülteyi bitirmek, diploma almak. Bunların hiçbirisinin devrimcilikle bir ilgisi yok. Bunlar burjuva işi. Bir kere okulu bırakmak lazım. Zaten okulu bırakmış gibiyim. Nasıl olsa tutuklamalar peş peşe’ dedi.

‘Peki, okulu bıraktıktan sonra ne yapacağız?’ diye sordum.

‘Yirmi otuz kişi, dağa çıkarız’ dedi.”

kaypakkaya

İbrahim Kaypakkaya anıları

Çorum, Amasya, Tokat, Samsun havalisi güreşçiler beldesi kabul edilir. İbrahim Çorumlu’ydu, az buz güreş tekniğini bilirdi. Anımsıyorum, Fikir Kulüpleri Federasyonu binasında kendinden iri Rahmi Aydın’la güreşe tutuştu. Ufak cüssesinden beklenmeyen bir güç sergiledi, tekniğiyle Rahmi’yi perişan etti. Demem o ki, böylesine hayat dolu, şakacı, tatlı yaramazlıklardan geri durmayan candan bir insandı.

http://madxclaim.tumblr.com/post/23249211461/ibrahim-kaypakkaya

rahmi saltuk

Rahmi Saltuk anlatıyor

…üyesi olarak Ruhi Su ve Yaşar Kemal’le tanışması, Fikir Kulüpleri’nin yemeğinde ilk kez türkü söylemesi aklından mutlaka geçmiştir.

‘Sen türkünü söyle’
Aslında Rahmi, 12 Haziran’da okula geldiğinde boykot ve işgal başlamıştır. yasak, Tunga Ungan da oradadır. Rahmi Aydın “İşgal komitesine gir” der Rahmi Saltuk’a. Ancak üyesi olduğu Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun eyleme karşı tutumu net olarak belli olmadığı için ikircikli kalıyor. Bunun üzerine Aydın, “O zaman sen de türkü söyle” deyince Rahmi kendini senato masasının üzerinde buluyor, elinde sazla.
Boykot yayıldıkça Rahmi ’68 işgalinin resmi türkücüsü’ olarak Diş Hekimliği’ne, Teknik Üniversite’ye, Edebiyat Fakültesi’ne gidiyor. O zamanlar İTÜ’de öğrenci liderlerinden Harun Karadeniz, Çetin Uygur, Hasan Yalçın var.
İşgal bitince bir yandan Hukuk Fakültesi öğrenciliğini sürdürüyor Rahmi, diğer yandan yağlıboyacılığa başlıyor. Aslında kendisine iş, çalışsın diye verilmemiş. Ustası Rahmi’yi tavan raspası yaparken görünce dayanamayıp “O işi bırak da sen yarın sazını getir” diyor. Bakıyor olacak gibi değil, üzerinde parkası ve postalıyla şimdiki Kemancı’nın bulunduğu yerde olan Onay Kulüp’e gidiyor Rahmi “Burada sahneye çıkmak istiyorum” diye. “Gel başla” diyorlar. Böylece müzisyen olarak ilk profesyonel işine başlıyor Rahmi:
“Kulübün müdürü Atilla Tokatlı. Piyanist Onay da orada. Günde 25 lira alıyorum. O zaman çok büyük para geldi bana. Bir de her gün gelen bir dinleyicim var. Karikatürist Bedri Koraman. Yanında hep çok güzel kızlar oluyor. Ben çalarken kızlarla konuşuyor ama, türküm bitince mutlaka alkışlıyor. Nasıl takip ettiğini hâlâ anlamış değilim.”
24 Ağustos 1968’de büyük bir miting yapılıyor Beyazıt’ta. Konuşmacı Çetin Altan. Miting sonrası İstanbul Mücadele Derneği adı altında örgütlenen faşistler saldırıyor. Canını zor kurtarıyor Rahmi.

http://ata-genc.forum2.biz/t569-68-igalinin-resmi-turkucusu

TERÖR BAHANE

ÇEK TASARISINDAKİ AĞIR CEZAYA BAHANE ARANIYOR

ADALALET BAKANININ ÇEK TERÖRÜ FİNANSE EDİYOR İDDİASI KAMUOYU YARATMAYA

YÖNELİK PROPAGANDADAN İBARET

Kara paranın dolaşımını önlemeye yönelik uluslar arası sözleşmeler mevcut. Devletler Kara paraya karşı önlem almak ve bu sözleşmelere göre iç hukuklarını düzenlemek zorundadırlar. Türkiye bu sözleşmeleri imzalamış ve iç hukukunu bu sözleşmelere göre düzenlemiştir. Bugün iç hukukumuzdan bu konuda bir dizi düzenleme vardır. Banklarda para hareketleri denetim altındadır. Adalet Bakanının “çek terörü finanse” ediyor açıklaması dayanaksız bir açıklamadır. Hamiline veya nama çekler bankaya ibraz edildiğinde bankalar ibraz edenin kimliğini tespit etmektedirler. Bakanlık bir yandan karşılıksız çekten hapse karşı oluşan kamuoyuna karşı atak yaparken tasarıdaki ağır cezaya zemin hazırlamayı amaçlamaktadır.

DENİZ GÜL’ÜN AV. AYŞENUR BAHÇEKAPILI İLE TELEFON GÖRÜŞMESİ (cek-magdurları blogspot)

Deniz Gül Bahçekapılı’ya çek tasarısı konusundaki görüşünü soruyor, o da lehe hükümler var ama meclis açıldığında daha geniş kapsamlı tartışılacak diyor.

Bir başkası aynı blogda Çek Tasarısında  TCK 21 i baz aldığını biliyorum diyor.

Deniz Gül’ün Ayşenur Bahçekapılı’yı araması önemli bir girişim. Bütün bunlar çek mağdurlarına bir şeyler kazandırıyor; ancak bu açıklamalarda yeni bir şey yok.

ÇEK SEMPOZYUMU

Bildiğiniz gibi 14 Mayıs 2009 da İstanbul Hukukta bir çek sempozyumu yapıldı. Bu sempozyumdaki konuşmaları ben kaydettim ve sempozyum notları diye bu blogda yayınladım. Mayıs, haziran yazıları arasında bu notları bulabilirisiniz.

Bu notlarda sempozyumda çek tarsısı ile ilgili yapılan tespitlerde, tasarının kusurluluk ilkesini benimseyerek TCK 21 ile uyum sağlamayı amaçladığı yazılıdır. Yani çek tasarısındaki bu tespit aylar önce yapıldı.

DİKKAT! Ayşenur Bahçekapılı af var demiyor, lehe hükümler var diyor; yukarıda anlattığım gibi bu bizim bildiğimiz tasarı,1500 iş günü ceza içeren Çek Tasarısı.

 

ZAMAN AŞIMI KORKUSU

Haziran ayında Çek Tasarısının Adalet Komisyonundan Meclise gelmeyişinin tek nedeni tasarının 5. Maddesi. Tasarı olduğu hali ile kanunlaşsa idi çek mahkumları 5. Maddeye dayanarak yeniden yargılanma talep edebileceklerdi. Yeniden yargılanma talebi şu gerekçeye dayanacaktı:

 

–         Çekin karşılıksız çıkmasında bir kusurum yok. ……..Nedenlerinden ötürü çekin karşılığını yatıramadım.

Alt Komisyona katılan Yargıtay 10. Ceza Dairesi üyesi Çamlıbel, komisyonda yaptığı konuşmada zaman aşımı uyarısında bulundu. Davaların yeniden görülmesi nedeniyle davalar zaman aşımına uğrayabilir dedi Çamlıbel. Bu açıklama Meclis Haber Sitesinde çıktı. Bu konuda ben blogda yazılar yazdım. Bu yazılarda Çamlıbel ile yaptığım telefon görüşmelerini aktardım. Blogdaki Haziran arşivine girdiğinizde bu yazıları bulacaksınız.

Alt komisyon toplantısında daha başka ne gibi uyarılar yapıldı ise, iyimaya önce Alt Komisyondan rapor gelmedi gerekçesi ile Komisyon Toplantısını erteledi, daha sonrada meclis tatile girdi.

ÇEK TASARISI HÜKÜMETİN AÇMAZLARI NEDENİ İLE KANUNLAŞMADI.

Hükümet zaman aşımı v.s gibi açmazları bir şekilde çözmüş ise tasarı bu ağır ceza ile çıkacaktır.

ÇEK TASARISININ BANKALARA GETİRDİĞİ MÜEYYİDELER LAF-I GÜZAF.

Daha öncede yazdım Çek Tasarısı tek maddeden ibaret; o da 5. Madde, yani keşideciye 1500 iş günü ceza öngören madde, diğer bütün maddeler bu maddenin kamuflajıdır.

-Yok efendim çekin karşılığı olmadığı halde karşılıksız işlemi yapmayan banka yetkilisine 6 ay hapis,

-Yok efendim tacir olmayan kişiye tacir çeki veren….v.s gibi

Bütün bunlar çocuk kandırmacısı, bankaların bu suçları işlemesi için hiçbir neden yok. Neden bankalar karşılığı olmayan çeke karşılıksız muamelesi yapmasın ki? Neden bankalar tacir olmayana tacir çeki versin ki? Bankalar kapitalizmin en gelişmiş kurumları, bakkal dükkanı değil ki.. Siz kimi kandırıyorsunuz.

EYLEMLER DEVAM ETMELİ

Eylemler devam etmeli. Deniz Gül’ün girişimleri çok güzel, bu ve bunun gibi girişimler sürmeli ama gerçekleri göremez isek hayal ile uğraşırız. Ayşenur Bahçekapılı bir profesyonel, avukat, milletvekili,  Gül’ün girişimi daha profesyonel bir düzeyde tamamlanmalı, amötör, girişimler ile sonuca varılamaz, böylesi ciddi bir işte gözyaşı etkili olsa da sonucu tayin etmez.

AVRUPA KOMİSYONU GİRİŞİMİ BAŞARILI

Avrupa komisyonu girişimi çok yerinde bir girişim ve verilen yanıtta çok güzel.

BEN HALA UMUT YARGIDA DİYORUM.

STAR ANA HABER PART 2 ÇEK HABERİ
http://www.sondizi.com/star-tv-ana-haber/star-tv-ana-haber-bulteni-08062009-izle.html

 

 

 

 

 

 

 

 

EKİM EYLEM AYI OLACAK 2

ÇEK KANUNU KISA ÖMÜRLÜ OLACAK

BU UYGARLIK DIŞI CEZA MUTLAKA KALKACAK

Çek kanunu nasıl çıkarsa çıksın uzun ömürlü olamayacaktır. 3167 sayılı yasanın yürürlüğünü korumayı amaçlayan bir çek kanunu TCK ile uyumlu olamaz. Hem 3167 hem de yeni kanun uluslar arası sözleşmeler (bu sözleşmeler iç hukuk kuralıdır aynı zamanda) ve anayasa nezdinde geçerli olmayacaktır.

BLOGLAR ETRAFINDAKİ HAREKET POTANSİYELE GÖRE SON DERECE DÜŞÜK.

Bugün Metris Cezaevinde çek mağduru ziyaretindeydim. Resmi bilgi değil ama Metris’de 800 çek mağduru olduğunu öğrendim. Buradan hareketle mukayese ederek bir hesap yaptım ve Türkiye genelinde en az 8000 çek mahkumu olduğu sonucuna vardım. Kaçaklar ve davaları Yargıtay’dan gelmek üzere olanların toplamı en az 20 bin. Bloglarda yorum yapanların sayısı birkaç kişi, blogların organize ettiği eylemlere katılanların sayısı 30 kişiyi geçmiyor, en son meclis eylemine katılan 8, 10 kişi.

Hayatın pratiği bize gösterdi ki bloglar ve ilgili haber siteleri Çek Mağdurlarını temsil etmekten çok uzak.

BLOGLAR ETRAFINDA ORGANİZE OLAN MAĞDURLAR ÖNEMLİ ŞEYLER BAŞARDILAR.

En önemli başarıları faks ve iletilerle bilgilendirmeye büyük katkı yaptılar, seslerini her yere duyurdular, duyurmaya devam ediyorlar.

BÜYÜK ÇEK MAĞDURU POTANSİYELİNE YÖNELECEĞİZ.

Bloglar etrafında örgütlenen eylemleri bizim yönlendirmeye kalkmamız hata oldu. Bu hareket kendi mecrasında yürümeli.

Biz kendi girişimlerimizi daha önce duyurduğumuz şekilde sürdüreceğiz.

ZOR DURUMDAKİ KOBİLERLE İLK İSTANBUL TOPLANTISI EYLÜLÜN SON HAFTASI.

 Bu toplantının sonuçlarına göre eylem programı yapılacaktır.

Eylül ayında karşılıksız çek kitabi çıkıyor.

 

 

 

ÇEK TASARISI

APO EMREDERSE AĞUSTOS YA DA EYLÜL GENEL AF!

EKİM GARANTİ SÖZ ALINMIŞ

AMA NEDEN AĞUSTOS OLMASIN, NEDEN EYLÜL OLMASIN?

Burhan İşcan, pressturk’te döktürmüş gene. Kanun maddelerini alt alta sıralamış, araya da Anayasa’dan maddeler koymuş, ondan sonra bakın işte her şey bizden yana. Hukukun bir temel prensibi vardır. “kanunlar lafzı ve ruhi ile meridir”  yani sadece kanunun sözünden anlaşılan yeterli değildir, güncel Türkçe ile söylersek kanunlar özü ve sözü ile birlikte yorumlanır ve uygulanır. Kanun maddelerini okuryazar herkes okur ve anlayabilir, ama kanun maddelerini bilmek hukukçu olmak demek değildir. Biz hukukçular kanun maddelerini ezbere bilmeyiz. Hukuk fakültelerinde kanun maddesi sorulmaz, ezberlenmez. Ezber gerçek hukukçunun işi değildir. Kanun maddelerinin kanunun bütünü içerisindeki anlamı, diğer maddelerle ilişkiler, sistem içerisindeki yeri önemlidir. Biz buna hukuk nosyonu da diyoruz. Mahkeme kararlarından kanun maddelerini alıp, ya da makalelerden, alt alta sıralamak kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Pressturk’te İşcan kanun maddelerini alt alta sıraladıktan sonra şöyle diyor:

EVET BİR SÖZ ALINDI. SAYIN ŞANDIR VE VURAL KEFİL. CHP GURUBUNDAN DA SÖZ ALINDI. O ZAMAN ZORUN NE DİYOR SAYIN AVUKAT.

ZORUM ŞU NİYE AĞUSTOS DEĞİL? NİYE EYLÜL DEĞİL?
AĞUSTOSUN 20 Sİ . GENEL AF SÖZ KONUSU. BU ARTIK DUYUM OLMAKTAN, ÖNGÖRÜ OLMAKTAN ÇIKTI. APO DENİLEN HAZRETİN! AÇILIM EMİRLERİ BEKLENİYOR. VE ALTTAN ALTA ŞEHİT ANALARI ALIŞTIRILIYOR.
BÖYLE BİR AFFI DA SADECE İÇİMİZDEKİ SUÇ KANIKSATILMIŞLAR DEĞİL DİĞER SUÇLULARDA BEKLİYOR.
BUNUN İÇİN DE FAL BAKMAYA GEREK YOK. BİRAZ GÜNDEMİ TAKİP EDİN YETER. HATTA CEZA EVLERİ GENEL MÜDÜRÜNÜN AÇIKLAMALARI BİLE YETER. NE DEMİŞTİ BİR ZAMANLAR. ŞARTLI TAHLİYE VEYADENETİMLİ SERBESTLİK.
EH ARTIK.
DEDİĞİM GİBİ SAYIN HOCAM. BENİM KİMSEYLE ALIP VEREMEDİĞİM YOK. OĞLUMU BAYRAMDA EVİMDE GÖRMEK İSTİYORUM O KADAR.
VAR MI İTİRAZI OLAN.
HEMDE BU KAFAYLA.
SEVENLERİ SEVDİKLERİ OLAN KATILIR. OLMAYAN KATILMAZ. OTURUR BEKLER. AĞLAMAYAN ÇOCUĞA MEME VERMEZLER.
ÜSTELİK VARLIK BARIŞINDAN, RUSYA VE CONİSTANDANDA PARA ALINDI.
YANİ SAYIN BABACAN DA TAMAM. BANKALAR DA DİZE GELDİ. FAİZ İNDİRME YARIŞINDALAR.
EKİMİ BEKLEMEYE GEREK VAR MI SİZCE?
SAYIN AVUKAT DOSTLARIM SİZİ ÇOK SEVİYORUM. CİDDEN VE SAMİMİ.
ÇÜNKÜ BENİ EZBERLERDEN KURTARAN SİZLERSİNİZ.
VE DE EZBERLERLE YOL ALINMAZ.
SAYGILARIMLA BURHAN İŞCAN
FENOMEN CAHİL HAK VE ONUR SAVAŞCISI YALNIZ KURT-ÇUK.

Bakın hele, genel af artık duyum değil, öngörü değilmiş;  ya ne hazret, sadece Apo denilen hazretin emirleri bekleniyor. Şaka mı bu, alay mı, ne bu? Şimdi bu yorumu tıpkı kanunları yorumlar gibi yazının bütünü içerisinde yorumlayarak yazarın gerçek amacını, ne ifade etmek istediğini anlayabiliriz. Ne diyor işcan; Ekim garanti, söz aldık, ama neden daha erken olmasın ki? Ağustos, eylül gibi yani, Apo zamanında yani 15 ağustosta açıklamasını yapsa idi 20 ağustos genel af, iş tamamdı.Gecikti, ama hala mümkün..

Üstelik para da bulunmuş. Babacan da tamam, her şey tamam arkadaşlar. Burhan abiniz her şeyi ayarladı, bütün gayreti Ekimden önce bu işi gerçekleştirmek. Yoksa Ekimden bir şüphe yoktur.

HUKUĞU HUKUKCULARA BIRAKIN”
HADİ BIRAKTIK (ZATEN DE ÖYLEYDİ. SİZ O ALANDA MÜCADELE EDİP BİZE DESTEK VERCEKTİNİZ. BİZDE KENDİ MÜCADELECİ ALANIMIZDA, KENDİMİE AİT KULVARDA. BUNUN KİME NE ZARARI VAR.)
KİME DUR DEDİK. KİMİN ÖNÜNDEN GEÇTİK.

Hukuk alanını bize bırakmakla lütfetmişsiniz efendim, Allah razı olsun.

Bu yorumu hangi sağduyu ile içimize sindireceğiz, ekim garanti, Apo emrederse Ağustos, hadi bilemedin Eylül. Sorun affın apo’nun emri ile olması değil, buradaki mantık ve verilen mesaj. Yazdıklarını okumadığını düşünüyorum.

22.08.2009

İşcan’ın Pressturk’te çıkan yazısına cevap. İşcana’ cevaplarımız yeni bir sütün açmadan bu yazı altında devam edecek. Cevap vermeye devam edeceğiz çünkü davaya zarar veriyor.

HAYAL TACİRİ

UYDURMA HABERLERLE İNSANLARIN UMUTLARI İLE OYNUYOR

MEYDANI BOŞ SANIP HAYAL KURUP HAYAL SATIYOR

Şu satırlara bakınız:

NİÇİN BOŞ BEKLENTİ?

1-9 Haziran 2009 Habertürk Gazetesi Yazarı Muharrem Sarıkaya yazıyor. “Sayın Köylü’ye lehe karar veren mahkemelerin durumunu sordum. Yargıtaydan rica ettik bu durumu durdurduk” LEHE KARAR VEREN MAHKEMELER DURDURULDU.
2-Yargıtay Başkanı öneride bulunuyor. Öneri malum. Suçsuzluk birinci ağızdan tescilli.

Köylü ne demiş Muharrem Sarıkaya:

Yargıtay’dan rica ettik LEHE KARAR VEREN MAHKEMELER DURDURULDU.

Bu ne? Bu bir cehaletten öte bir şey, söz bulamıyorum söylemek için. Be hey cahil YARGITAY RİCA İLE KARAR MI VERİYOR?

BE HEY CAHİL YARGITAY DAİRE KARARLARI ESAS MAHKEMELERİNİ BAĞLAR MI?

Böyle bir şey olamaz. Hakkı Köylü böyle bir beyanat vermişse o onun köylülüğüdür, Asiye Ceza Mahkemelerini bağlamaz. Ayrıca bu beyanat suçtur, savcılar bu açıklamayı ihbar kabul ederler.

Kaldı ki mahkemeler beraat kararlarına devam ediyor hazret.

İİŞCAN HAYAL KURMAYA DEVAM EDİYOR

6-Bir gün ara ile YARGITAY BAŞKANI HEM KÖŞKE HEM BAŞBAKANLIĞA DAVET EDİLİYOR. “yargıdaki sorunlar görüşüldü” deniliyor gazetelere.
7-Çek Yasasının Çıkmasından başka çare olmadığı söyleniyor bütün siyasilerce

Çek yasasının çıkması çek mağdurlarının sorunlarını çözer mi? Senin hayallerin sende kalsın çek tasarısı karşılıksız çekte cezayı kaldırmıyor iki katına çıkarıyor. Alt komisyonun bir rapor vermiş olması gerekiyor ama daha bu raporu verip vermediğini ve içeriğini bilmiyoruz, kaldı ki alt komisyon raporu bağlayıcı değildir.

SALLIYOR, DESTEKSİZ ATIYOR

 

Varlık barışı ile toplanan para dudak uçuklatıyor. İkincisi yolda.
IMF Türkiye’nin bize ihtiyacı yok diyor. Aslında var hemde çok.
NABUCCO VE RUSYA İLE ENERJİ ANLAŞMASI. IRAKTA AMERİKAN PETROLÜNE BEKÇİLİK İÇİN KÜRT AÇILIM PROJESİ FALAN .

Varlık barışı ile para bulunmuş. Nabucco , Rusya ile enerji anlaşması, yani anlayacağınız Türkiye krizi aştı beyler. Para var, enerji anlaşmaları yapıldı, birde petrol bekçiliğinde gelecek paralar, Türkiye köşe. Artık karşılıksız çeke cezaya gerek kalmadı.

Bütün bunlar uzmanlar tarafından değerlendirilen, tartışılan konular, daha sonuçları alınmamış, yararları ve zararları tartışılıyor. Türkiye’nin petrol bekçiliğini taktirlerinize bırakıyorum. Bütün bu konular İşcan Hazretlerinin boyunu çok aşar. Bu görüşün özü zayıf.

Karşılıksız çeke cezanın ekonomiyi kurtardığı savının kabullenilmesi cezacı anlayışı güçlendirir. Para bulundu(inanmayın) karşılıksız çek sorunu çözüldü savı yanlış bir görüş. Karşılıksız çek ekonomiyi değil alacaklıları koruyor. Adli para cezalarından hazineye giden para devede kulak bile değil. 3167 sayılı kanunun adı ÇEK HAMİLLERİNİ KORUMA…

Babacan ortaya bir laf attı siz de oltaya takıldınız.

“YARI CAHİLLER CAHİLLERDEN DAHA TEHLİKELİDİR”

GELELİM EKİM AYINA

Madem Ekim ayı için söz alınmış tekrar soruyorum o zaman sıkıntı nerde? Herkes keyfine baksın. Hele apo bir açıklasın isteklerini o zaman Ağustos bilemedin Bayrama kadar iş tamam..Boş verin siz çek mağdurları, yatın, keyfinize bakın Burhan abiniz işi bağlamış.

EKİM AYINDA NE OLABİLİR

Zor bir olasılık ama çek kanunu çıkabilir, ama nasıl bir kanun işte bu konuda hayalden öteye elde sağlam bir veri yok. Bu arada kahve kültürü ile bahislere girmek, İşcan ile …yarıştırmak bize yakışmaz. Burası Türkiye, her zaman her şey olabilir, hatta içerdekilerle dışlardakiler yer değiştirebilir…Bize düşen insanların umutları ile oynamak, hayal tacirliği yapmak değil, gerçekleri göstermek ve mücadele yolunu aydınlatmaktır.

BİZ HAYAL ÜRÜNÜ YORUMLARLA İNSANLARIN PASİFİZE EDİLMESİNE, UMUTLARI İLE OYNANMASINA KARŞI DURUYORUZ.

DİLERİM VE UMARIM EKİMDE HAPİSTEKİ ÇEK MAĞDURLARI VE KAÇAKLAR ÖZGÜRLÜKLERİNE KAVUŞURLAR.

 

 

 

 

İYİMSERLİK KÖTÜMSERLİK

 SON DERECE OLUMLU, YAPICI VE YERİNDE BİR ELEŞTİRİ YORUM MURAT YALÇIN’IN  YAZISI BU NEDENLE  BU SUTUNA AKTARMAYI UYGUN GÖRDÜM. EKİM AYINDA AF OLMAYACAĞINI YAZIMIN BAŞINDA VE SONUN ÖZELLİKLE VURGULAMAMI SORGULUYOR YALÇIN. ÇOK YERİNDE BİR SORGULAMA. AYRICA BU SORGULAMANIN DIŞINDA ÇOK YAPICI, YERİNDE ÖNERİ VE GÖRÜŞLER İLERİ SÜRÜYOR. YAZIYA GENEL HATLARI İLE KATILIYORUM.

İYİMSERLİK VE KÖTÜMSERLİK

KARŞILIKSIZ ÇEK MÜCADELESİNDE ÇOK MESAFE KAT EDİLDİ. BİZİM GİBİ DÜŞÜNEN PROFESÖRLER VAR, MAHKEME KARARLARI VAR BİZİ DOĞRULAYAN, YARGITAY BAŞKANI BİR TİCARİ İLİŞKİDEN DOĞAN BORÇLARI MODERN HUKUKTA SUÇ KAPSAMINA ALMANIN YANLIŞ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. VADELİ ÇEKİN YANLIŞ BİR UYGULAMA  OLDUĞUNU SÖYLEDİ VE ADLİ PARA CEZASI YERİNE  İDARİ PARA CEZASINI ÖNERDİ. BÜTÜN BUNLAR İYİMSER GELİŞMELER. AMA BAKINIZ ANA MUHALET LİDERİ DENİZ BAYKAL ÇEK EKONOMİ İÇİN GEREKLİ BİR ENSTRUMANDIR DİYOR, OKTAY VURAL ALACAKLILARI DA DÜŞÜNMEK GEREKLİDİR DİYOR. HÜKÜMET TASARISI ADLİ PARA CEZASINI İKİ KATINA ÇIKARIYOR, 3167 NİN HALA GEÇERLİ OLDUĞUNU GEÇİCİ MADDE İLE GARANTİ ALTINA ALMAYA ÇALIŞIYOR.

GAZİANTEP AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN KARARINA KARŞI KANUN  YARARINA BOZMA İSTİYOR VE BERAAT KARARI 10. CEZA DAİRESİ TARAFINDAN BOZULUYOR.

HÜKÜMET SAMİMİ DEĞİL.

İYİMAYA FAZLA YUMUŞAK VE DAVA ADAMI DEĞİL.

BÜTÜN BUNLARIN YANINDA BİR DE EKİMDE SÖZ ALDIK ADALET BAKANI SÖZ VERDİ DİYE BLOGLARDA DUYURU YAPARSANIZ REHAVETE, UCUZ BEKLENTİLERE DÜŞER İNSANLAR. BİR ŞOK GEREKİYORDU BEN ONU YAPTIM. YOK ÖYLE UCUZA ZAFER. BU CEZACI, OTORİTER KAFALARI DEĞİŞTİRMEK KOLAY DEĞİL.NE DİYOR PROF. SAMİ SELÇUK?

TÜRKİYE YARGIDA HALA “AVCILIK ÇAĞINI YAŞIYOR”

YARGIDA AVCILIK ÇAĞI YAŞANIYORSA AVLANANLAR GÜÇSÜZLER OLACAKTIR, GÜÇLÜ OLMAK İÇİN BİRLEŞMEK GEREKİYOR.

Sayın Av. Rahmi OFLUOĞLU
Değerli Hocam,

Biz çek mağdurlarının sorunları, kategorik yapıları, geleneksel anlayış ve tutumları hakkındaki analiziniz bilinçli hareket etmemiz açısından yararlanacağımız tespitler..

Diğer taraftan biz mağdurların neler yapması ve yapmaması gerektiği konusundaki tavsiyelerinizi, uyarılarınızı da dikkate alacağız ve çağrılarınıza da canla başla uymalıyız, uyacağız….

Yalnız; “EKİMDE AYINDA KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINA AF YOK…” şeklindeki kesinlik ifade eden bir ‘hüküm cümlesini’ hem başlıkta ve hem de bitişte tekraren kullanmış olmanız yerinde midir? Diye düşünmeden edemiyorum..

• Evvela; hele ki mevcut tasarıda karşılıksız çekte adlî para cezasının idarî para cezasına çevrilmesi ve bu seçeneğin ihtimal dahilinde ve muhtemel olduğu söz konusu iken..

• Sonra; karşılıksız çekin suç tanımından çıkarılması ve düzenlemenin bu şekilde yapılması yönünde başta Yargıtay Başkanının yazılı görüşü olmak üzere ve (örneğin; sizinde takip edip, izlenimlerinizi yazdığınız 14 Mayıs’ta İÜ Hukuk Fakültesi Sempozyumu gibi) pek çok akademisyen, hukukçu, gazeteci ve siyasetçi de bu yönde görüşler yazmış ve bildirmişler iken..

• Bir hukukçu olmaya gerek olmadan görül(ebil)en bir gerçek; karşılıksız çekte cezayı düzenleyen mevcut 3167 s. Yasanın ilgili maddeleri, hukuki meşruiyet yönünden tartışılır ve yerinde görülmezken üstelik pek çok mahkemenin verdiği beraat kararlarıyla yasal meşruiyet tartışmalarına da konu olmuş iken..

• Bir önemli husus; çek mağdurlarının itirazı, isyanı ve feryadıdır.. Bilmem dikkatinizi çekti mi? Sorunlarımızın dile getirildiği hiçbir platformda yüz binleri aşan itiraz, isyan ve feryadımızın içinde tek bir AF TALEBİ mevcut değildir.. Anlayan varsa, duyan varsa, düşünen varsa bu çok önemlidir..

• Biz; ortada bir ‘ayıp’ olduğunu ancak bu ayıbın bize ait olmadığını, bir hukuk ve adalet skandalı ve ayıbı olduğunu, zira; (kendisinde bu duyguları taşıdığına inanan her seviyedeki vatandaş gibi) bizim şerefli, gururlu ve namuslu bir işveren iken şimdi bir ‘borçlu’ ve fakat asla suçlu ve hele (yazıklar olsun) dolandırıcı olmadığımızı biz biliyoruz..

• Bunun yanı sıra sizinde belirttiğiniz gibi; her birimizde, karşılıksız çekten ziyade (borç namustur) anlayışımızın meydana getirdiği ‘borçlu’ olarak sokağa çıkmanın utancı, gururu gibi duygularımız çok görünür olmamızda bir noksanlık olarak söylenebilir..

• Diğer yandan bu süreçte plansız, programsız, hatalı ve yöntemsiz eylemlerimiz, çıkışlarımız ve zâfiyetlerimiz de olmuştur..

• Tabiatıyla bardağın ne tamamı dolu, ne de tamamı boş, hatta doluluk/boşluk nispetinin bakış açısına göre, eldeki verileri değerlendirme yöntemine göre değiştiği bir durum söz konusu.. Bu itibarla bu konuda ABARTILI İYİMSER ve FAZLASIYLA KÖTÜMSER olarak yazılan, ifade edilen mülâhazaların aynı derecede sakıncalarının ve zararının olacağını düşünüyorum..

• Buyurduğunuz gibi FAZLA İYİMSER olmak mücadele gücünün azalmasına, keza; FAZLA KÖTÜMSER olmak ta ümitsizliğe ve sonuçta mücadele azminin kırılmasına sebebiyet verecektir kanaatindeyim..

• Kaldı ki İYİMSER olmanın, hakkını ve hukukunu arayan mağdurların baskı ve eylemlerini diri ve canlı tutmada daha işe yarar olduğunu düşünüyor, bunun aksine KÖTÜMSER olmanın ise eylemsizliğe ve ‘kadere’ teslim olma duygusuna sebep olabileceği gibi bir endişeyi de taşıyorum..

• Son zamanlarda bir husus dikkatimi çekti, yazmadan geçemeyeceğim hocam.. Bizler belki ‘sağlıklı’ değiliz.. Aşkın ve taşkınlık içinde olduğumuz olmuştur.. Bu minvalde mağdurlar arasında bir takım polemik ve tartışmalar da oldu.. Siz de son derece ve yerinde bir tespitle; doğru olanı, hatalı olanı, noksanlarımızın, hatalarımızın yanında, pek çok KAZANIM elde edilmiş olduğunu, İYİMSER sonuçlar elde edilmiş olduğunu yazdınız.. Bu sonucun elde edilmesinde emeği geçenleri takdir de ettiniz, kimi tutarsız ve kontrolsüz tartışmaları yatıştırıcı telkinleriniz, gayet yapıcı ve nazik ikazlarınız ve uyarılarınız da oldu..

• Hatta ben; verilen bu mücadelede olumlu yapılanlar ancak bu kadar takdir edilir ve yapılan hatalar da kırmadan incitmeden bu kadar ortaya konur diye size teşekkürlerimi yazmıştım..

• Siz bizim için ölüye (ölümcül hastaya) can verilmesine vesîle olan Lokman Hekim gibisiniz.. Size; daha önce yaptığınız gibi, aşkın ve taşkınlığımız sebebiyle aramızda ortaya çıkan maalesef saygı sınırlarını da aşan polemikleri durdurmak yaraşıyor hocam..

• Gördüğünüz gibi “bir kimseye bir müddet iyilik yaparsanız, artık bunu (bizim gibi şaşkınlar) sizin için görev olarak görürler..” GÖREVİNİZ ZOR HOCAM.. J ..Hocam, (bağışlayın) siz GÖREVİNİZİ yaparken kendimizi çok güçlü hissediyoruz, hissedeceğiz..

• Son bir rica; ne olur, siz bizim polemiklerimizi fazla dikkate almayın, HELE Kİ TARAF OLMAYIN.. Muhtemeldir ki ihtilaflarda; taraflardan biri haklı/haksız veya iki tarafta haksız olabilirler.. İki tarafın da haklı olabileceği ihtilaflara sık rastlanmaz..

Değerli Hocam,

Yazdıklarımda yanlış olan, çok anormal olan bir durum söz konusu değil ise, izninizle tekrar sormak istiyorum;

• Yukarıdaki başlık ve bitiş cümlenizde hala ısrarlı mısınız?
• Bu ‘vurgunuz’ hepimizde var olan İYİMSERLİK havasını dağıtmaz mı?
• Esasen İYİMSER olmak için çok nedenimiz var, zira ‘KÖTÜ’ olan durum, zaten var olan durum değil mi?..
• Bildiğim kadarıyla böyle ‘KÖTÜ’ durumlarda direncimizi, ÇOK KÖTÜ DURUMDA olduğumuzu hatırlamak, hatırlatmak değil, KURTULACAĞIMIZA olan İNANCIMIZ, yani İYİMSER olmamız artırmaz mı?..

Değerli Hocam,

Katiyen HAYALCİ olmayı, AKLIMIZI kullanmamayı ve (acı) GERÇEKLERİ görmemeyi talep ediyor değilim, aksine biz bunların ne demek olduğunu çok acı bir biçimde yaşıyoruz.. Daha da acısı ‘çek hapsi’ gibi bir zilletin bizleri canlı biçimde kabre sokmak olduğunu yüreğimiz parçalanarak hissediyoruz..

Tabiatıyla sizin gibi değerli bir insanın ve hukukçunun bizden farklı olarak, sorunlarımıza rasyonel ve sağlıklı çözümler arayışınızı ve çabalarınızı şükranla karşılıyoruz.. Bunun değerini hem biz hem de Yüce Allah bilecektir.. ( Balık bilmezse Hâlıg bilir..)

Kulaklarımız çağrılarınızda olacaktır..

Saygılarımla

Murat YALÇIN

KARŞILKSIZ ÇEK SORUNLARI CİDDİ OLANLAR CİDDİ OLMALI, EKİMDE AF YOK

ÇEK MAĞDURLARININ KAREKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ SOSYAL KONUMLARI, SINIF VE TABAKALARI, ÇEK MAĞDURU TİPLEMELERİ

Çek mağdurlarının ezici çoğunluğu küçük ve orta işletmelerden gelmektedirler. Küçük ve orta işletmeler içerisinde küçük işletmelerin en büyük paya sahip olduğunu düşünüyoruz. Elimizde veri olmamasına rağmen küçük işletmelerin internet kullanma alışkanlıklarının, ya da becerilerinin işletme sayılarına göre % 40 larda olduğunu tahmin ediyoruz. Bu oranın orta işletmelerde biraz daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Küçük işletme sahiplerinin kültürel yapıları onların çek sorununda aktif rol almalarına engel olmaktadır. Bu işletme sahipleri köy kültürüne yakın, muhafazakârdırlar.

BORÇ NAMUSTUR

Feodal kültürde borç namustur, burjuva kültüründe ise borç ticari bir olaydır ve borçlu hukuka aykırı fiilleri yoksa hukuken de etik olarak da suçlanamaz. Küçük işletme sahipleri bu kent kültürünü, çağdaş kültürü özümsememişlerse, onlar için borç namustur. Utanırlar borçlarını ödeyemedikleri, çekleri karşılıksız çıktığı için. Hele haciz halen hepimiz için son derece utanılacak bir şeydir.

Kapitalist hukuk, bizim hukukumuz batıdan alınmıştır ve kapitalist hukuktur, taksirli iflas, hileli iflas hallerinde borçluları cezalandırmaktadır. Bunun dışında birçok ceza maddesi kötü niyetli borçluları cezalandırmaktadır. Borçlu bu suçlardan herhangi birini işlememişse ortada ceza da yoktur, utanılacak bir şey de.

Küçük ve orta işletme sahiplerinin kültürel yapıları çek eylemlerinde aktif rol almalarına engel oluşturuyor.

Bu işletmelerin çek eylemlerinde aktif rol almayışlarının esas ve tek nedeni sadece kültürel yapıları değil elbette; bunun yanında mücadele geleneklerinin olmayışı da diğer bir neden. Diğer bir neden de çözümde kendi rolüne inanmayışıdır.

BİREYSEL ÇÖZÜMLER

Çek mağdurlarının sanıyorum büyük bölümü geçici olarak sıkıntıya düşen, süreçte bu sorunlarını çözebileceklerine inananlardan oluşuyor; bu durumda yukarda sıraladığımız nedenlerle de ortalarda görünmemeyi tercih edip bir yandan kendi iş sorunlarını çözmeye çalışırken gelişmeleri uzaktan izleyip bazen maillerle katılım sağlıyorlar.

SINIFSAL KAREKTER

Bu sıraladığımız nedenler bu kesimlerin sınıfsal karakterleri, ilanlar çağrılarla bu karakteri değiştirip dönüştüremezsiniz, bu yapını değişimi evrim devrim süreçleri ile olabilir.

Yukarıda söylediklerimizin resmi kanıtı daha önce verdiğimiz istatistiklerdir. Adalet bakanlığı istatistiklerine göre açılan çek davalarının  % 50 si dava aşamasında; ödeme, uzlaşma veya başka nedenlerle beraatla sonuçlanmakta, diğer % 50 ninde % 45 i karar sonrası ödeme v.s nedenlerle cezaya dönüşmemekte ve sadece %5 lik dilim hapse dönüşmektedir. Görüldüğü gibi davaların %97 gibi ezici çoğunluğu hapse dönüşmüyor. Bu istatistiklerin bugünden sonra hızla değişeceği öngörülebilir, biz öyle bekliyoruz. BU beklentinin bugün ki eylemlerin daha etkin olmasına bir katkısı yoktur.

BÜYÜK KİTLESEL EYLEM BEKLENTİSİ HAYALPERESTLİKTİR.

Böyle, olmayacak bir beklenti yerine daha realist, ayakları yere basan bir mücadele programı yapmak gerekiyor. Bu eylemlere aktif destek verecek kesimler milyonluk(trilyonluk) karşılıksız çeki olanlar, milyonluk olmasa da yüz binlerle ifade edilen ve ödeme imkânı olmayan mağdurlara yönelmenin daha tutarlı olacağını düşünüyoruz. Tabii bu kesim yanında ödeme olanakları olmayan kişi ve işletmelerde kazanılabilirler.

Sayılar yerine hem bireyler ölçeğinde niteliğe önem vermeliyiz, hem de eylem biçimlerinde niteliği esas almalıyız.

Örgütlü elli yüz kişi ile verilecek nitelikli bir mücadele ile sonuca gidilebilir. Böyle bir örgütlenme ile maddi olanaklarda artacağından mücadele daha bir anlam kazanacaktır.

YETERLİ MADDİ İMKÂNLA NELER YAPILABİLİR

YARGIDA DAHA NİTELİKLİ BİR ETKİNLİK YAPILABİLİR.

BİZİM GİBİ DÜŞÜNEN ÖĞRETİM ÜYELERİ ÇEŞİTLİ EYLEM TİPLERİ İLE KAMUOYU ÖNÜNE ÇIKARILABİLİR, BASINDA YAZILAR YAZDIRALABİLİR.

BÖYLECE HAREKETE DAHA ÇOK SAYIDA MAĞDURUN KATILMASI SAĞLANABİLİR.

BU NEDENLERLE BİZ ZOR DURUMDAKİ KOBİLERİ ÖRGÜTLEMEYİ AMAÇLIYORUZ.

Beş altı aylık cezalarla kurtulabilecek çek mağdurları büyük çoğunluğu oluşturmaktadır ve bu çoğunluk çeşitli nedenlerle eylemin gövdesini oluşturamazlar. Bir yıl ve daha fazla ceza tehdidi ile karşı karşıya olanlar hedef kitleyi oluşturabilir; çünkü çek mücadelesi olağandışı bir gelişme olmaz ise çok kısa sürede sonuçlanacak gibi değil.

TEK SORUMLU İKTİDAR DEĞİL

Karşılıksız çeke hapis sorunun çözülmeyişinin tek sorumlusu iktidar değil. Ana Muhalefet lideri Baykal’ın açıklamasını, Oktay Vural’ın açıklamasını tekrar okuyunuz, Baykal çek ekonomi için gerekli bir enstrümandır diyor, Vural alacaklılarında çıkarları önemli diyor. Hiçbirisi açıkça karşılıksız çeke hapis Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine, Anayasaya aykırıdır, çağ dışı bir cezadır demiyor, sadece muhalefet yapmak için, çek mağdurlarının gönlünü almak için açıklamalar yapıyorlar.

SORUNU CİDDİ OLANLAR CİDDİ OLSUNLAR.

Sorununuzu ciddi görüyorsanız ciddi olunuz. Karşılıksız çeke hapsin kalkması öyle kolay bir iş değil, mücadeleye omuz veriniz, çağrılarımıza kulak veriniz.

EKİMDE AYINDA KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINA AF YOK.

 

 

 

 

YALANCININ MUMU……..

BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDESİNİZ

BİR KERE RAKAMLARI DOĞRU OKUYAMIYORSUNUZ. ÇEK DAVALARINDA DAVA SAYISI İLE MAĞDUR SAYISI AYNI ŞEYİ İFADE ETMİYOR. BİR KİŞİNİN 100 TANE ÇEK DAVASI, BELKİ DAHA DA FAZLA OLABİLİR.

HAPİSTEKİ VE KAÇAK DURUMDA OLAN ÇEK MAĞDURU SAYISINI ABARTIYORSUNUZ. EVET, BUGÜN SADECE YARGITAYDA BEKLEYEN BAŞSAVCILIK İLE BİRLİKTE 230 BİN DAVA VAR. ESAS MAHKEMELERİNDE BİR KAÇ YÜZBİN DAVA VAR, AMA BEYLER BU DAVALARDAN HAPSE DÖNÜŞME SAYISI ŞİMDİLİK SANDIĞINIZ KADAR ÇOK DEĞİL. KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINDAN İÇERİ GİRENLERİN SAYISI ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERLERDE BÜYÜK RAKAMLARA ULAŞACAĞI BEKLENİYOR.

İSTANBUL UNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİNDE, MAYIS AYINDA YAPILAN SEMPOZYUMDA EYÜP BAŞSAVCISININ VERDİĞİ ORANLAR VAR, TEKRARLAYALIM. AÇILAN KARŞILIKSIZ ÇEK DAVALARININ %50Sİ BİR NEDENLE BERAAT İLE SONUÇLANIYOR; ÖDEME, UZLAŞMA VEYA HUKUKİ NEDENLERLE, GERİYE KALAN % 50 NİN % 45 İ ÖDEME V.S NEDENLERLE CEZALAR KALKIYOR, SADECE % 5 LİK RAKAM HAPSE DÖNÜŞÜYOR.

BU RAKAMLAR ADALET BAKANLIĞINDAN ALINMIŞ RAKAMLAR VE BU RAKAMLAR SONUÇLANMIŞ DAVALARA GÖRE VERİLMEKTEDİR. SONUÇLANAN DADAVALAR HANGİ YILLARA AİT OLABİLİR? 2003, 2004 YILLARINA, HATTA 2004 YILININ BİR KISMINA AİTTİR, ÇÜNKÜ DİĞER YILLARA AİT DAVALAR SONUÇLANMADI. BU YILLARDAKİ DAVA SAYISINA BAKTIĞIMIZDA 2003 YILI Kİ BU YIL YASANIN ÇIKTIĞI YILDIR, ÇOK AZ BİR DAVA VARDIR.2004 YILINDA DAVA SAYISI YÜKSEKTİR. ZATEN BUGÜN İÇERDE OLANLARIN VEYA KAÇAK DURUMDA OLANLARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ BU YILLARA AİTTİR.

BEN BİR YAZIMDA HALEN KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNU HÜKÜMET İÇİN BÜYÜK BİR SORUN DEĞİLDİR. KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNU POTANSİYEL OLARAK BÜYÜK BİR SOSYAL SORUNA DÖNÜŞEBİLİR DEDİM.

ÇEK MAĞDURLARI BLOG SPOTUN EN BÜYÜK HATASI;  BENİ BLOGTAN ATIP BURHAN İŞCANI BAŞ TACI YAPMASI DEĞİL. BU BLOGUN EN BÜYÜK HATASI ABARTILI RAKAMLARA GÖRE EYLEM PLANLAMASI VE GENE BU ABARTILI RAKAMLARA GÖRE İNSANLARI BEKLENTİYE SOKMASI. SONUÇ ORADAKİ İNSANLAR, GERÇEKTEN GAYRET SARFEDEN İNSANLARDA HAYAL KIRIKLIĞI, MORAL BOZUKLUĞU.

SANILIYOR Kİ İÇERDE 68.000 KİŞİ VAR, BİR O KADAR DA DIŞARDA VAR VE NEDEN AĞUSTOS MECLİS EYLEMİNE 10 KİŞİ GELDİ DİYE İSYAN EDİYORLAR.

BU BLOGLAR BU ABARTILI HABERLER NEDENİ İLE İTİBAR KAYBETMİŞTİR VE ETMEYE DE DEVAM EDİYOR. BAKINIZ İKİ YA DA ÜÇ KİŞİ KALDI YORUM YAPAN.

BU BLOG’UN ZARARI SADECE KENDİNE OLSA SES ÇIKARTMAYACAĞIZ, BU BLOG HAREKETE ZARAR VERMEKTEDİR. BİLMEYEREK SANIYORUM, AMA SONUÇTA YAPILAN BİR PASİFİKASYONDUR. PASİFİKASYON İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ TARAFINDAN UYGULANAN BİR YÖNTEMDİR. NASIL YAPILIR? BAŞARISIZ, ZARARSIZ EYLEMLER İLE KİTLELERİN ENERJİSİ BOŞALTILIR, HAYAL KIRIKLIĞI YARATILIR, DEMORALİZE EDİLİR VE SONUÇ KİTLELER PASİFİZE EDİLİR. ÇEK MAĞDURLARI HAREKETİNDE OLDUĞU GİBİ. EN SONUNDA 10 KİŞİ DEĞİL 7 KİŞİ KALDILAR ANKARA’DA

EVET, BURHAN İŞCAN ÖNDERLİĞİNDE MEVCUT POTANSİYEL PASİFİZE EDİLMİŞTİR. BİZ BURADA BU KİŞİLERİN İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN ADAMI OLDUĞUNU SÖYLEYEMEYİZ AMA YAPILAN SONUÇTA, HAREKET PASİFİZE EDİLMEK İSTENİYORSA, O’DUR.

İHTİLAL YAPMIŞ BÜYÜK BİR ÖNDERİN SÖZÜDÜR:

-APTALLIK İLE İHANET AYNI ŞEYDİR, ÇÜNKÜ SONUÇTA HER İKİSİ DE AYNI KAPIYA ÇIKAR. HAİNLER BİLEREK ZARAR VERİRLER, APTALLAR İSE BİLMEYEREK DAHA BÜYÜK ZARARLAR VEREBİLİRLER.

BİZİM ÖNERİMİZ; AYLARDAN BERİ DERİNLEMESİNE BİR ÖRGÜTLENMEYE GİTMEKTİ. KOBİLER İÇERİSİNDE ÇALIŞMAK, ORALARDA ÖRGÜTLENMEKTİ. BU HEMEN ÖYLE YARIN SONUÇ VERECEK BİR HEDEF DEĞİLDİ. BÖYLE BİR ÇALIŞMA ALTI AY SONRA MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLAR. DİYELİM Kİ BİZ SIKINTI İÇERİSİNDE, İFLAS ERTELEME ALMIŞ VEYA BAŞKA BİR ŞEKİLDE İŞİNİ SÜRDÜRMEYE ÇALIŞAN FAZLA DEĞİL 25 KOBİYİ BİR ARAYA GETİRSEK, BU SAYIYA ÇEK MAĞDURLARINDAN ELLİ KİŞİ KATSAK, YİRMİ BEŞ KİŞİ DE HUKUKÇU V.S. BÖYLE BİR ÖRGÜTLENME İLE MÜTHİŞ BİR GÜCE ERİŞİR HAREKET. O ZAMAN SİZİ TESK CİDDİYE ALIR, O ZAMAN SİZİ MÜSİAD CİDDİYE ALIR. YOKSA YALAN DOLANLARLA, ÇEK MAĞDURLARI BİLEŞENİ DİYE UYDURMALARLA SİZİ KİMSE CİDDİYE ALMAZ ÇÜNKÜ; ON DAKİKA İÇERİSİNDE SİZİN YALANLARINIZI BİLGİSAYARLAR TESBİT EDİYORLAR. SİZ SADECE KENDİNİZİ KANDIRIYORSUNUZ.

ATMASYON RAKAMLARLA, EYLEM ÇAĞRILARI İLE SİZ KİMİ KANDIRIYORSUN? BAKANLARI MI? İSTATİSKLER ONLARIN ELİNDE….

BU BLOGUN EN YÜKSEK RATİNGİ 1500, AMA BEN BİLİYORUM Kİ BU BLOGU CİDDİ TAKİP EDEN SAYISI 300.

BÜTÜN EMARELER HÜKÜMETİN ÇEK AFFINA KARŞI OLDUĞU DOĞRULTUSUNDADIR. HÜKÜMET DEĞİL AF ÇIKARMAK MEVCUT TASLAKTA ADLİ PARA CEZASINI İKİ MİSLİNE ÇIKARMIŞTIR, TASARININ GEÇİCİ MADDESİNE KANUNUN YÜRÜRLÜK TARİHİNDEN ÖNCEKİ ÇEK DAVALARININ 3167 YE GÖRE DEVAM EDECEĞİNİ EKLEMİŞTİR.

SİZ NASIL BİR ATMOSFER OLUŞTURDUNUZ BEYLER, AFFIN ELİ KULAĞINDA ÇIKTI ÇIKACAK.

BURHAN İŞCAN PRESTURKTE 17 AĞUSTOSTA ÇEK MAĞDURLARI EKİM AYINA SÖZ ALDI DİYOR, SİZ NE YAPTINIZ AVUKAT BEY DİYE DE SORUYOR.

BURHAN İŞCAN UMUT VERİYOR, EKİME SÖZ ALDIK, AF ÇIKACAK. DAHA ÖNCE 20 AĞUSTOS, İSKENDER ZEKÂSI, GENEL AF TAMAM DEMİŞTİ.

BUGÜN JERARDİ TEKRAR ÇAĞRI YAPIYOR EKİM AYI İÇİN ANKARAYA GELİN DİYOR. E SÖZ ALMIŞ BAŞKAN, NEDEN ZAHMET EDİYORSUNUZ, SÖZ SÖZDÜR ,SÖZ ALDI İSENİZ AF ÇIKAR. JERARDİ 1000 KİŞİ İSTİYOR. YAZIK DEĞİL Mİ BUNCA MASRAFA BAŞKAN SÖZ ALMIŞ, İŞ TAMAM..

1000 KİŞİYİ İLK TELAFUZ EDEN BENİM, BANA ANKARA GELİR MİSİNİZ DEDİLER, BEN DE 1000 KİŞİ OLURSANIZ GELİRİM DEDİM. ONLARDA 500 OLUR DEDİLER. BU SÖZ SÖYLENDİĞİ ZAMAN DOĞRU İDİ, DEMİR TAVIN DÖVÜLÜR, ANKARA’YA BİR KAÇ YÜZ KİŞİ GELİRSE ETKİLİ OLURDU O ZAMANLAR. 27 KİŞİ GELDİ, GENE DE ETKİLİ OLDU.

KILIÇDAROĞLU AİLELERİ İLE BİRLİKTE 15 MİLYON EMEKLİ VAR, BU RAKAM HÜKÜMETİ DEĞİŞTİRİR, ŞİKÂYET EDİYORSANIZ ÖRGÜTLENİN DİYOR. GÖRÜYORSUNUZ MAĞDUR 15 MİYONDA OLSA  DA SONUÇ DEĞİŞMİYOR.

ÇEK MAĞDURLARININ DAVASINDA NİCELİKTEN ÇOK NİTELİK ÖNEMLİDİR.

YALANCILARLA, TAKLİTÇİLERLE, AŞIRMA YAZILARLA HAYALPERESTLERLE BİR YERE VARILAMAZ. SİZ YARIN BİR ŞEKİLDE BU PLATFORMLARI TERK EDECEKSİNİZ, AMA BU HAREKET ENİNDE SONUNDA ZAFERE ULAŞACAKTIR.

EN BÜYÜK UMUT, KISA VADEDE, HER ŞEYE RAĞMEN YARGIDIR. BİZ ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE YARGI ÜZERİNDE YOĞUNLAŞACAĞIZ. KARŞILIKSIZ ÇEK KİTABINI BU NEDENLE ÇIKARIYORUZ.

İKİNCİ HEDEFİMİZ ÇEK MAĞDURLARININ ÖNCÜLÜĞÜNDE ZOR DURUMDAKİ KOBİLERİ ÖRGÜTLEMEK.

EKİM AYINDA NE OLUR? BENCE HİÇBİRŞEY. ÇEK KONUSU GÜNDEME BİLE GELMEYEBİLİR.

GELİRSE VE AF GERÇEKLEŞİRSE, İNANMIYORUM, HARİKA OLUR.

GÜNDEMDE KALMAK İÇİN JERARDİNİN YAPTIĞI EYLEM ÇAĞRISI DOĞRUDUR AMA BU KAFA İLE DEĞİL.

ÇEK -MAĞDURLARI .BLOGSPOT’ A CEVABIM İÇİN TIKLAYINIZ

Prof. Sami Selçuk’un yazısı aşağıdaki linkte, bu yazı Burhan İşcan’ın sandığı gibi 2000 yılında değil 2009 Ağustos ayında  Yeni Aktüel’de yayınlanan bir yazı, yani son derece güncel bir yazı. TIKLAYINIZ

 

 

 

 

 

 

KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ

SAMİ SELÇUK 

Prof. Sami Selçuk

YARGI VE TBMM

Bu blog’da yayınlanan “Biat Kültürü” yazımda şöyle diyorum:

Mayıs 26, 2009

BİAT KÜLTÜRÜ

KARŞILIKSIZ ÇEK SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ BAĞIMSIZ YARGIDA.
BİAT KÜLTÜRÜ TERK EDİLMELİ, YARGI SADECE ALACAKLILARIN YARGISI DEĞİLDİR, MİLLETİN YARGISISIDIR, 10. CEZA DAİRESİNİN KARARI SİZİ BAĞLAMAZ, BAĞIMSIZ YARGININ BAĞIMSIZ YARGICI, EĞER AYRI DÜŞÜNÜYORSA DAİREDEN FARKLI KARAR VEREBİLİR. DİRENME İLE ADİL SONUCA         VARILABİLABİLİR.HUKUK TORİTELERİ 3167 SAYILI KANUNUN BİR OCAK 2009DAN  İTİBAREN YÜRÜRLÜKTEN KALKTIĞINI  SÖYLÜYORLAR VE BU GÖRÜŞLERİNİN GEREKÇELERİNİ ORTAYA KOYUYORLAR. […]

Aktüel Dergisinin 197. Sayısında Hasan Hüseyin Kemal’in Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk ile yaptığı röportaj yayınlandı. Röportajın giriş bölümünde şu açıklama yapılıyor:

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk:

“Türkiye’de Hâlâ ‘Avcılık Çağı’ Yaşanıyor”

   

Sami Selçuk, yıllar önce, 1999-2000 adli yılı açılış konuşmasıyla gündeme oturmuştu. 28 Şubat’ın yoğun şekilde yaşandığı bir süreçte sistemi temelinden eleştirme cesareti bazılarının hoşuna gitmemiş, hatta okuyacağı metni değiştirmesi istenmişti. “Ben bilim adamıyım. Hazırladığım metni değiştirerek haysiyetsizlik edemem” diyen Selçuk’un konuşması sonrasında dönemin genelkurmay başkanı cumhurbaşkanlığına çıkarak karşı açıklama yapmak istediğini söylemiş, ancak bu açıklama yapılmamıştı. Daha sonra emekli olan Sami Selçuk, Yargıtay Onursal Başkanlığı’na seçildi. Geçen zaman içersinde ise Türkiye’de sistem onun bir zamanlar öngördüğü gibi bir çıkmazın içine girdi. Selçuk’a sistemin neden çıkmaza girdiğini, hukuk alanında yapılan yanlışları ve tartışmaları sorduk…

Röportajın devamında şu soru soruluyor:

-Yargının kendi içinde bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz?

-Yargıtay yargıcı ilk mahkeme yargıcına not veriyor. Hem görüşünüzde özgür olacaksınız hem de başka yargıç size not verecek. Elbette ilk mahkeme yargıcı kırık not almaktan çekiniyor. Belli bir notun altında olduğunuzda yükselemezsiniz. Bunun içindir ki Türkiye’de yeni görüşler üretilemiyor. Hukuk da gelişmiyor. Yıllardır bunu söylüyorum, ama kimse eğilmiyor soruna.

-İÇTİHAT TAPINMACILIĞI BUNUNLA MI ALAKALI?

-Yargıcı özgürleştirmezseniz bu içtihat fetişizmi doğurur. Avukatlar sürekli Yargıtay kararlarının peşindeler. Tabii hukuk böylece kendini tekrarlıyor.

“Biat Kültürü” yazımda İÇTİHAT TAPINMACILIĞINI biat kültürü olarak ifade etmiştim.

YARGININ YARGIYA TAHAKKÜMÜ

Yargıtay’ın içtihatları ile mahkemeler üzerinde kurduğu hâkimiyet hukukun gelişmesinin önünü tıkıyor. Yargıtay’ın hukuka, yasalara aykırı olarak verdiği birçok karar var, bu kararlar hukuka aykırı olduğu gibi ayrıca adil de değillerdir. Yargıtay özellikle 1985 yılından günümüze kadar güçlülerden, alacaklılardan yana birçok adil olmayan kararlar verdi. Sami Selçuk’un dediği gibi terfi etme kaygısı ile mahkemeler bu kararlara biat ettiler. Bu nedenle Yargıtay Daire Genel Kurulu kararları sayısı çok azdır. Karşılıksız çek olayında olduğu gibi bir daire bir karar veriyor ve mahkemelerin ezici çoğunlu bu karara uyuyor.

Bu olaydaki temel eksik Sami Selçuk’un dediği gibi sistemden kaynaklanmaktadır. Avukatlar bu biat düzenine uymaya dünden hazırlar, çünkü onlar güçlülerin, parası olanın avukatıdırlar ve böylece de adaletsizlikler sürüp gider, dur diyecek bir güç ortaya çıkıncaya kadar.

Karşılıksız çek konusunda esas mahkemeleri üzerinde bir ikna ve cesaretlendirme kampanyasının etkili olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle bu kampanyaya avukatları katmak için biz gayret ettik. İstanbul Barosu yönetim kuruluna yazılar gönderdim. En son barolar neden susuyor diye bir yazı yayınladım. İstanbul Barosu yazımdan sonra konu ile ilgili bir açıklama yayınlamak zorunda kaldı çünkü yazıyı birkaç bin avukata göndermiştim. Ben bu çabaları verirken birileri arka arkaya Ankara seferleri düzenliyordu.

Karşılıksız Çek kitabı bu ikna kampanyasına katkıda bulunmak için hazırlanıyor. Ben bu konuda ilgili herkesin görüşünü bekliyorum. Para istemiyoruz, çünkü finansmanı hazır böyle bir kitabın.

Karşılıksız Çek mücadelesinin önemli iki ayağından bir hiç şüphesiz YARGI.

Yargı deyince BAROLARI ihmal edemeyiz.

ÖNERİLERİNİZİ BEKLİYORUZ.

Prof. DR. Sami Selçuk’un yazısı için link aşağıdadır. Aktüel yazının tümünü internete koymamış. Eksik kısmı bilgisayar ortamına aktarıp kısa zamanda yayınlayacağız.

LİNK

http://www.yeniaktuel.com.tr/tur105,197@2100.html

EYLEM PLANI

PROGRAMLADIĞIMIZ İŞLER VE ZAMANLAMASI

1-    ZOR DURUMDAKİ FİRMALARIN TESBİTİ

BU KONUDA AVUKAT ARKADAŞLARIM ADLİYELERDE TESBİTLER YAPIYORLAR.

2-    KARŞILIKSIZ ÇEK KİTABININ YAYINA HAZIRLANMASI

3-    EYLÜL, KİYABIN BASIMI,  HÂKİM VE SAVCILARA DAĞITIMININ SAĞLANMASI

4-    EKİM ZOR DURUMDAKİ FİRMALAR İLE TOPLANTI VE DERNEK KURULUŞU

5-    BASIN AÇIKLAMALARI VE DAHA GENİŞ BİR TOPLANTI İÇİN ÇAĞRI

 

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: