ŞÜPHELİYİM

SAYIN YARGIÇLAR,3167 SAYILI KANUNUN YÜRÜRLÜĞÜ KONUSUNDA HİÇ Mİ ŞÜPHE ETMEDİNİZ?

5252 sayılı yasanın geçici 1. Maddesi uyarınca 31.12.2008 tarihine kadar çıkarılması gereken uyum yasası çıkarılmadığı için 3167 sayılı yasanın ceza içeren hükümlerinin yürürlüğü tartışmalı hale gelmiştir.

TURK HUKUK TARİHİNDE BU TARTIŞMANIN BENZERİ BİR TARTIŞMA YOKTUR VE BÖYLE TARTIŞMALI BİR YASADAN İNSANLARA MAHKÛMİYET KARARI VERİLMESİ VAHİMDİR, EN AZINDAN BİR ŞEKİLDE TARTIŞMANIN NETLİĞE KAVUŞMASINA KADAR DAVALARI BEKLETİLEBİLİRDİ. BU SİYASİ İRADEYİ BİR AN ÖNCE ÇÖZÜM BULMASI İÇİN ZORLAYABİLİRDİ.

Bir suç ve cezayı düzenleyen yasanın veya yasa maddesinin yürürlükte olup olmadığının şüphede olması,  tartışılır olması tek başına çok önemli bir durumdur. Bırakalım tartışmada hangi yanın haklı olduğunu bir tarafa bir an için ve böyle bir tartışma varken Asliye Ceza Mahkemelerinin Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onama kararı doğrultusunda ceza vermeye devam etmesi VAHİMDİR.

KİMLERDİR 3167 SAYILI YASANIN YÜRÜRLÜKTE OLMADIĞINI SÖYLEYENLER?

Bir hukuk fakültesinin dekanı, TBMM Adalet Komisyonu başkanı, bazı Asliye Ceza Mahkemeleri ve Ağır Ceza Mahkemeleri, yani ciddi konumda bir akademisyen, ciddi konumda bir siyasetçi, üstelik bu siyasetçi iktidar partisinden ve mahkemeler, hukukçulardır.

Sayın Yüksek Yargı Üyesi Yargıçlar, sizler bu yasanın hala yürürlükte olup olmadığı konusunda hiç mi şüpheye düşmediniz? İnanın bana ben beynimi zorluyorum bu durumu anlamak için, çeşitli senaryolar var kafamda, ama sizi anlayamıyorum.

23 Haziran Salı günü Çek Mağdurları Birleşeni temsilcileri ile mecliste idim ve görüşeceğimiz yetkililere bu konuda sorular sormayı düşünüyordum. Sayın İyimaya ile umduğumuzdan daha uzun bir süre toplantı yapma imkânı bulduk. İyimaya önce beni dinledi,sonra mağdurları ve en sonda kendisi konuştu. Ben konuşmamın başında 10. Ceza dairesi Üyelerini anlayamıyorum ve aklıma türlü çeşitli komplo teorileri geliyor demiştim. Konuşmam sürerken İyimaya söze girerek ne gibi komplo teorileri diye sordu. Ben de Hükümet baskısı, ekonomi, finans çevrelerinden baskılar diye cevap vermiştim ve daha da ileri giderek sokaktaki insan daha farklı şeyler söylüyor dedim. Bizce durum çok açık ve netti ve 3167 sayılı yasa yürürlükte değildi, ayrıca 10. Ceza dairesi onama kararlarında maddenin yürürlükte olmadığı savlarına gerekçeli kararlarında yer vermemişti. Belki yer verse idi farklı düşünebilirdik.  Daire üyesi Ömer Yılmaz Çamlıbel’in meclis haber sitesinde çıkan ve alt komisyonda yaptığı konuşma bizdeki şüpheleri artırıyordu. Meclis Haber sitesinde çıkan haberde Çamlıbel ekonomin hizmetinde olduklarını söylüyor ve ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı bir beyanda bulunarak lehe kanun uygulaması konusunda meclisin karar vereceğini söylüyordu. Burada haberi veren ajans hata yapmış olabilirdi, ancak ben telefonda kendisine bunları hatırlatmama rağmen haber resmen yalanlanmadı.

BİR YARGIÇ NASIL EKONOMİNİN HİZMETİNDEYİZ DER? YARGIÇ YARGININ VE ADALETİN HİZMETİNDE OLMALI.

Bütün bunlar bizdeki şüpheler katlayarak artırıyor dedim.

İyimaya konuşmasında bana cevap verdi ve şöyle dedi:

-Bir kanunun diğer kanunu ilga etmesi iki şekilde olur, sarih ve zımni ilga. Bana göre burada zımni ilga vardır. Ben görüşümün arkasındayım, 3167 sayılı kanun yürürlükte değildir, ancak 3167 nin ilgası sarih olmadığı için 10. Ceza dairesinin zımni ilgayı kabul etmeyebilir.

Bir kanunun ilgası ister zımni, isterse sarih olsun ortada bir ceza kanunun yürürlüğü konusunda tartışma varsa salt bu tartışama bile yargıçların durup düşünmelerini gerektirir. İnsanları tartışmalı bir şekilde hapiste tutmak, insanların 5 yıl içerde yatmasına neden olacak kararlara imza atmak, onay vermek kolay bir iş midir? Ben bunu anlayamıyorum. Bunun korkunç tepkileri olabileceğini nasıl düşünmezsiniz? Yatağınıza yattığınızda nasıl huzur içerisinde olursunuz? Mahkûmların sayısını, bunların ailelerini, yakınlarını düşünün, üstelik bu suç ve ceza dünya tarihinde ve halen olmayan bir suç nevi ve cezadır. En son Yargıtay Başkanı bu suçun çağdaş olmadığını açıkladı. Yargıtay başkanının açıklamasından sonra artık bize söyleyecek söz kalmamıştır. Yargıtay başkanının açıklaması Anayasanın 38. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 4 nolu protokolün 1. Maddesine dayanmaktadır. Bu açıklamadan sonra ben sizin onama kararınızı gözden geçireceğinizi düşündüm ve bekledim, çünkü ortada çağdışı bir suç ve ceza düzenlemesi var, üstelik bu yasanın yürürlüğü tartışmalı.

SORUMLULUĞUNUZ VAR SAYIN YARGIÇLAR

Bu kararlarınız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne gidecektir. Mahkeme büyük olasılıkla Türkiye’yi tazminata mahkûm edecektir. Dava dayanaklarımız; başta yürürlükte olmayan bir yasadan ceza verilmesi, yani KANUNSUZ CEZA, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ADİL YARGILANMA HAKKI VE ek 4 nolu protokolün 1. Maddesine BORÇTAN HAPİS YASAĞI olacaktır.

Bir an için mahkemenin kanunsuz ceza verildiğinden bahisle davayı kabul ettiğini düşününüz, bu durumda siz yargıçların sorumluluğu söz konusu olmayacak mıdır?

Sayın yargıçlar daha neler aklıma geliyor ama burada söyleyemiyorum. BEN TEKRAR SİZLERE SORUYORUM, SİZ 3167 SAYILI KANUNUN YÜRÜRLÜKTE OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA HİÇ Mİ ŞÜPHEYE DÜŞMEDİNİZ? DÜRÜST OLARAKA SÖYLÜYORUM BENİM ÇOK ŞÜPHELERİM VAR. SAYGILARIMLA.

Av. Rahmi Ofluoğlu

                                                                                                    

E-posta: iletisim@yargitay.gov.tr     10. CEZA DAİRESİ ÜYELERİNE İSMEN FAKS ÇEKMENİZ VEYA TELEFON ETMENİZ ÖNERİLİR. DAİRENİN FAKSINI BURADAKİ TELEFONDAN ALABİLİRSİNİZ.
Telefon: 0312 416 10 00

http://www.yargitay.gov.tr

YARGITAY 10 CEZA DAİRESİ ÜYELERİ:
BAŞKANI : REFİK DİZDAROĞLU

MEHMET GÜL
Ömer YILMAZ ÇAMLIBEL
EMEL ÖZGAN
OSMAN BAŞ
HÜSEYİN RUHİ US
KAMİL KARAHAN
ALİ KINACI

14 Responses to “ŞÜPHELİYİM”

  1. seker765 Says:

    keşke bir dernek kurulsa idi de siz kendi aklınızın erdiği kadarı ile şahsi mücadele içinde bizleri temsil ettiğinizi zannetmesydiniz sayın işcan…

    sizde saygı kalmamış ki burada kalkıp gelip millete acitasyon yapıyorsunuz…sayın sözde başkan, beni iyi dinleyin….siz çek suçlusu yada arananı yada kaçağı mısınız sayın işcan??

    anladığım kadarı ile değilsiniz…ayrıca oğlunuz için mücadele etmeniz bireyseldir ve sizin şahsi olayınızdır…

    insanları suçlarken biraz insaf duygularınızı elden bırakmayınız sayın işcan…neden birlik olmadık neden yoktunuz derken oturup hiç düşündünüz mü ki bu insanlar neden gelemediler…arananlar var…kaçaklar var…evinde oturup haciz bekleyen…ufak çocuklarına travma yaşatmamak adına senaryolar üreten…hergün sorulan babam nerede sorularına yanıt arayan…ekmeği su ile ıslatıp çocuklarına çorba diye içirmeye çalışan..parasız pulsuz …tabiki kimsesiz insanların bayanların varlığını??

    siz ancak oturun pc başına durmayın birbiri ile çelişen yorumlar makaleler yazmaya sayın SÖZDE BAŞKAN…bir dediği diğeri ile çelişen sayın SÖZDE BAŞKAN…siz değil misiniz ki “idari para cezası” kalksın diye makaleler yazan….”adli para cezasını” pas geçerek…ahh sözde başkan ah….bir de utanmadan gelip burada “saksağan” muhabbeti yapan..??

    sayın SÖZDE BAŞKAN lütfen daha dikkatli seçelim kelimelerimizi….bu işin sonrası kendiniz çalar kendiniz söyler konumudur…bu duruma düştüğünüzde zaten sizin SÖZDE BAŞKAN lığınız bile tartışma konusu olur…

    saygılar okuyanlara ….

    seker765

  2. seker765 Says:

    B.Brecht

    “Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, mücadele etmeyen zaten yenilmiştir.”

    bu söz size sayın işcan…

  3. seker765 Says:

    sayın işcan ;sitemkar davranarak pire için yorgan yakan, küslük yaşayan tarz ve tavrınız sizin psikolojinizin de pek fazla yerinde olmadığını gösteriyor..

    makalelerinizde bahse konu ettiğiniz tutarlılığı burada görememekteyiz…neden sayın işcan??
    mücadeleden kaçmak olgusu bence zayıflık olgusudur…insan inandığı dava uğruna ölümü bile göze alır…

    sizi eleştirdik diye al misketlerini ver mektuplarımı tarzında davranış biçimi size hiç uymamıştır…

    şu halde ne yapalım?? sizi eleştirmeyip bilgi ve düşüncelerimizi aktarmayalım, siz bildiğinizi yapın , bizlerde koyun sürüsü gibi peşinize takılalım…böyle birşey yok sayın işcan…siz sözde başkansınız …size saygı duyuyoruz…mücadelenizi ilgi ile izliyoruz…ancak sizde bizlere saygı göstereceksiniz…eleştirilere göğüs gereceksiniz…ki birlikte ortak bir noktada buluşacağız…

    birliktelik..sizin tabirinizle bileşimcilik budur sayın işcan..yoksa kendinizi bileşim başkanı ilan ederek (ki buna hiç itirazımız yok…iyi ki varsınız) meydan savaşında başkomutan rolünde olurken aktörlere saygıdan uzaklaşmayacaksınız…

    saygılarımı hürmetlerimi arz ederim…

    seker765

  4. burhan işcan Says:

    SAYGIDEĞER DOSTUM; ARTIK YOLA YALNIZ DEVAM EDECEĞİM. ÇÜNKÜ BENDEN DAHA İYİ İŞLER ÇIKARACAĞINA İNANAN ÇOK GENÇ DOSTLAR VAR. ONLARA ŞANS TANIMAK LAZIM. “GÖRELİM BAKALIM AB-I HAYAT AKTIĞIN EJDERHADAN” KABİLİNDEN GÖRECEĞİZ.. SİZDEN AŞŞAĞIDAKİ MESAJI YAYINLAMANIZI İSTİYORUM. BU SON İSTİRHAMIM OLACAK. LÜTFEN. BANA VERMİŞ OLDUĞUNUZ BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİ OLAN KATKILARINIZDAN DOLAYI SONSUZ ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM. DEMOKRATLIĞI. MİLLET KAVRAMINI. DİN KAVRAMINI. MÜCADELE KAVRAMINI VE HATTA ÇEK MAĞDURU OLMA KAVRAMINI EZBERLERLE SÜRDÜRMEK MANTIK VE BİRLİKTELİĞİ BANA TERS GELİYOR. MÜCADELEME DE ZARAR VERİYOR. BU YÜZDEN BEN ÇEKİLİYORUM. SAĞ OLUN HAYIRLI GÜNLER

    • rahmiofluoglu Says:

      SAYGI DEĞER DOSTUM, SİZ ÇEK MAĞDURLARI PLATFORMUNUN DOĞAL BAŞKANISINIZ. BİR ATA SÖZÜMÜZDE, MEYVA VEREN AĞAÇ TAŞLANIR,DENİR. SİZİN ELEŞTİRİLMENİZ DEĞİL ELEŞTİRİLMEMENİZ DOĞAĞ DEĞİLDİR, EĞER İCRAAT YAPAN BİR BAŞKAN ELEŞTİRİLMİYORSA İŞE YARAR BİR ŞEY YAPMIYOR DEMEKTİR. BENCE AYRILMA HAKKINIZ YOK; ÇÜNKÜ SİZ İNANDIĞINIZ BİR DAVANIN İNSANSANISINIZ,SAYGILARIMLA

  5. BURHAN İŞCAN Says:

    SAYGIDEĞER, ONURLU HALKIMIZDAN TALEBİMİZDİR

    KONU: BANKALARIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNE, MİLLETİNE VE HÜKÜMETİNE KARŞI BAŞLATTIKLARI EYLEMLERE KARŞI TEPKİ EYLEMİNE DAVETTİR

    Ben; “ÇEK MAĞDURLARI BİRLEŞİM” diye adlandırdığımız, sayıları şimdilik 150 bin olan ve yasalarımızda da “KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLULARI” kabul edilen gurubun sözcüsü ve aralarında seçtikleri başkanıyım.
    Gayemiz, toplumda oluşmuş; “ÇEK MAĞDURU YOKTUR”, “DOLANDIRICILAR VARDIR” ön yargı ve sabit fikrini yok ederek, alnımıza sürülen kara lekeden kurtulmaktır.
    Hükümetinizin çıkardığı Yeni Türk Ceza Yasası cezada KASIT UNSURLARI nın gözetilmesini öngörür. Ancak bu husus, 3167 sayılı Çek Yasası Müeyyideleri içinde yoktur. Yasaların uygulamalarında kıyas yasağı da vardır. Yani karşılıksız çek suçlamalarında yargılama eksiktir. 3167 sayılı yasanın yeni ceza yasasına uyum çerçevesinde değiştirilmemesi sırf bu nedenden dolayı bizleri mağdur etmiştir.
    Öte yandan yasa değişecek af gelecek beklentisi de; suiniyetle çek kesme miktarını artırmıştır. Af gelecek, borçlu borcundan kurtulacak gibi safsataya dayalı teorilerde, bizler gibi borç kul hakkıdır ve namustur anlayışında olanlar için ayrı bir mağduriyet oluşturmaktadır. Zira kurunun yanı sıra yaşlarda yanmaktadır. Bu yüzden bizler 31.12.2008 tarihine kadar KASIT unsuru gözetilerek yeniden yargılanma beklentisi içinde idik.
    Bizler borçlarımızı ödemek ve kul hakkından kurtulup ismimizi temize çıkarmak istiyoruz. Ceremeyi kimseye çektirmek istemiyoruz. Bu da borçlu ile alacaklının, makul süre ve makul faiz gibi hususlarda anlaşması ile mümkün görülmektedir. Bizim bu teorimiz.ispatlanmıştır. Ancak 3167 sayılı yasa içine dolaylı yollardan koyulmuş HAPİSLİK CEZASI bu imkanı yok etmektedir. Ayrıca bu ceza Anayasa mızı da ihlal etmektedir. 31.12.2008 tarihine kadar, yeni ceza yasasına uyumlu çek yasasının çıkmaması sebebiyle; 3167 sayılı yasadaki suç ve cezalar ilga olmuştur. Bu husus; çeşitli hukukçular, özelliklede İ.Ü.Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Adem Sözüer tarafından her fırsatta belirtilmiştir. Bu durum sorunu büsbütün artırmış, çözülmeze götürmüştür. Çünkü beklentiler adalet önünde HAK ARAMA durumuna dönüşmüştür. MAĞDURİYETLER oluşmuştur. Çek mağduriyetleri kısır döngü sonucu ortaya çıkan bir zincirin sonucudur. Bu gün mağdur olmayan ve çek kullanan her kes yarın mağdur olmaya adaydır. Yasayı geciktirmenin sonucu ağır olacaktır. 1.1.2009 tarihinden bu yana 180 gün geçmiştir. Hapislikler sürmektedir. Lehe karar veren mahkemeler bile durdurulmuştur. Yargı önünde eşitsizlikler oluşmuş; ADALETE , HUKUKA ve HUKUKÇUYA güven ve saygı kalmamıştır. Yargı zan altında bırakılmıştır.
    BU NEDENLERDEN DOLAYI “ÇEK YASASI ve MAĞDURLARININ sorunu TOPLUMSAL SORUN haline gelmiştir.GEÇ GELEN ADALET, ADALET DEĞİLDİR.
    Karşılıksız çekten dolayı hapis cezası , kanayan bir yaradır ve Türk Hukuk Sistemi açısından bir yüz karasıdır! Kişi hak ve hürriyetlerine ve esasen mevcut Anayasamıza da aykırı olan bu uygulama 1 Ocak 2009 tarihi itibariyle yeni bir boyut kazanmıştır.
    Bizler bu duygularla yeni çek yasasının yapılmasını beklerken bir gerçekle karşılaştık. Hükümet bankalarında sorumluluklarının artırılmasını istiyordu. Ancak bankalar buna yanaşmıyorlardı. Bankalar; ayrıca, hükümet tarafından çıkartılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan SİCİL AFFI YASASI ile KREDİ KARTLARI ile ilgili yasalarada karşı çıkıp uymamaktadırlar.
    “Henüz üç gün önce yazdığımız ‘Bankaların Timsahlığı ve Kart Aidatı’ başlıklı yazımızda ve Türk bankacılığıyla alakalı başka yazılarımızda, bankaların Türk ekonomisi ve halkın sırtında bir kambur olduğunu ifade etmiştik. Bu savımız bugün, TÜİK tarafından rakamlarla teyit edilmiş durumda. Ekonominin yaklaşık yüzde 14 küçüldüğü bir dönemde, bankacılık sektörü yüzde 11 gelişmiş durumda. Aslında, normal bir ekonomik düzende bu durum eşyanın tabiatına aykırı sayılır. Ama, ülkemizde bankalar ve ekonominin karşılıklı konumları itibarıyla büyük bir çarpıklık yaşanıyor. Şöyle ki, fiilen bankalar, ekonomi için değil, ekonomi bankalar için var. Rahmetli Sadri Alışık’ın bir filmindeki hoş esprisini iktibas edersek: Bankalar halkımıza şunu diyor: “Senin paran benim param, benim param yine benim param.” BDDK’nın tarafsız gözlemci olarak (!) seyrettiği bankaları artık yasalar da durduramıyor.”
    “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklamasına göre, bu yılın birinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 13,8 küçüldü. Üretim yöntemine göre yapılan hesaplamaya göre, yılın ilk çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine oranla sabit fiyatlarla GSYH yüzde 13,8 azaldı. Cari fiyatlarla ise GSYH azalışı yüzde 2,2 oranında kaldı.
    Ekonomik performans itibarıyla, Cumhuriyet tarihini kapsayacak şekilde rekor üstüne rekorların kırıldığı AK Parti döneminde, bu kez 2. Dünya Savaşı’ndan bugüne kadarki dönemin en büyük gerilemesi kaydedildi. Aslında, TÜİK’in daralmayla ilgili olarak verdiği rakamsal bilgiler arasında en ilginç, en anlamlı olanı, finanssal aracılık yapan şirketlerin yüzde 10,8 nispetinde büyümesi. Batı ölçeklerine göre, henüz cılız kalan finans sektörünü analiz bakımından sadece bankacılıktan ibaret sayabiliriz”.(s.uslu zaman 1.7.09)
    13.8 Türkiye için neyi ifade ediyor
    BU yılın ilk çeyreğinde yaşanan yüzde 13.8’lik küçülme oranı, pek çok açıdan dikkat çekici. Bunların bazılarını şöyle sıralamak mümkün:
    13.8, Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda da, sıralamaya üst noktalardan giren bir rakam. Kurtuluş Savaşı, 1929’taki Büyük Buhran gibi dönemlere bakınca, 13.8’lik oran sıralamada 2’nci. 13.8, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki, çok az sayıdaki çift haneli rakamdan da biri. Cumhuriyetin 86 yıllık tarihi boyunca, yıl sonları itibariyle 4 kez çift haneli küçülme yaşandı. 13.8, Türkiye’nin en ağır krizi olarak tarihe geçen 2001’deki daralmanın da üzerinde bir rakam. 2001 krizinde ekonomi yüzde 9.5 daralarak, en azından çift haneli bir orana çıkmamıştı.13.8, çeyrek dönemler itibariyle bakıldığında da yüksek bir rakam. Kriz yılı olan 2001’in 2’nci çeyreğinde yüzde 12.3 küçülen ekonomi, aynı yılın 4’üncü çeyreğinde de yüzde 12 civarında daralmıştı.(hürriyet ekonomi 1.7.09)
    EN AĞIR DARBE TİCARETE
    Faaliyet kollarına göre krizden en ağır darbeyi toptan ve perakende ticaretin aldığı görülüyor. Perakende ticareti ilk çeyrekte yüzde 25.4 küçüldü. Son 4 çeyrektir küçülen inşaat sektöründeki sorunlarda giderek derinleşiyor. 2008’in son çeyreğinde yüzde 13.4 küçülen inşaat sektöründeki küçülme 2009’un ilk çeyreğinde yüzde 18.9’a çıktı. İmalat sanayisi yüzde 18.5, ulaştırma, haberleşme ve depolama sektörü yüzde 17.6 daraldı. Diğer sektörlere göre krizi hafif atlatan tarımdaki küçülme yüzde 3 ile sınırlı kaldı. Krizin tamamen teğet geçtiği mali sektörde ise büyüme devam etti. Krizde en kötü yaşanırken mali sektör yüzde 11 büyüdü. Aslında çift haneli bir küçülme bekleniyordu. Ekonomistler arasında yapılan anketler küçülmenin yüzde 12 düzeyinde gerçekleşeceğini gösteriyordu. Son anketlerde ise toparlanmanın yılın dördüncü çeyreği ile başlayabileceği öngörülüyor. Ekonomistlerin yıl sonu küçülme tahminleri yüzde 5’i geçiyor. Uluslararası kurumların küçülme tahminleri de yüzde aynı doğrultuda. Yıl sonunda Dünya Bankası yüzde 5.5, OECD yüzde 5.9 ve IMF yüzde 5.1’lik daralma öngörüyor(sabah ekonomi 1.7.09)

    “Bankalar sadece kendi menfaatlerini düşünüp müşteriyi ne hale getirdiklerini umursamadılar. Öylesine ki, asırların ürünü olan en temel bankacılık ilkelerini fütursuzca çiğnediler. Mesela, bankacılık ve finansın bir numaralı ilkesi olan, risk/getiri rasyosu, bankaların kart uygulamasında adeta tersyüz edildi. Kısaca, banka her kredi kartı müşterisine riski yüksekmiş gibi muamele yaparak, aşırı faiz oranı tatbik etmekte. Hasip Kaplan’ın çarpıcı davranışından anlaşılıyor ki, bankalar TBMM üyeliği hak ve şerefini kazanmış insanlara dahi ancak batakçılara reva görülecek faiz oranlarını uygun görüyor. Bankalarımızın bir türlü kavrayamadığı husus şu: Başkalarının itibarını düşünmedikleri sürece, kendileri de milletimiz gözünde itibar ve güven kaybına uğruyor. Kaybedilen güvenin geri kazanılması o kadar zor ki…”(s.uslu zaman)
    DÜNYANIN HİÇ BİR ÜLKESİNDE BANKALAR MÜŞTERİLERİNİ YOKETMEZLER. AKSİNE KOLLARLAR. ÇÜNKÜ BİNDİKLERİ DALI KESMEZLER. TÜRKİYEDE DURUMUN BÖYLE OLMAMASI GİZLİ BİR SAVAŞIN İŞARETİDİR. BANKALARIN; TÜRKİYE CUMHURİYET YASALARINI TANIMAMALARI ÜLKEMİZ EKONOMİSİNİ YOK ETMEK AMAÇLIDIR. BİR SAVAŞ YIKIMI BOYUTLARINI AŞMIŞ ENKAZ YARATMAK AMACI GÜDÜLMEKTEDİR. BU DURUM ÜLKEMİZE YAPTIRIM UYGULAMALARINI ARTIRACAKTIR.
    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    ‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
    BU NEDENDEN DOLAYIDIR Kİ; HALKIMIZIN BANKALARA TAVIR TAKINMASI ZAMANI GELMİŞTİR. BİZLER TÜM VATANDAŞLARIMIZI BANKALARI BOYKOTA DAVET EDİYORUZ.
    Yapılacak iş gayet basittir. Bankacılık işlemlerini askıya almak. Para havalesi, Fatura ve maaş ödemelerini P.T.T aracılığı ile yapmak. Zorunlu olmadıkca bankalarda işlem yapmamak.
    ZİRA BU SORUN TOPLUMUMUZUN SORUNUDUR. YAPILAN DÜŞMANCA TAVIR TÜRKİYE DEVLETİNE VE ONUN EKONOMİSİNE YÖNELİKTİR.
    BU BAKIMDAN HÜKÜMETİMİZİN DESTEKLENMESİ GEREKİR. FARKLI SİYASİ GÖRÜŞLERE SAHİP OLABİLİRİZ, FAKAT GELİŞEN BU DURUM HEPİMİZİN DÜŞMANA KARŞI BİRLEŞMEMİZİ ZORUNLU KILMAKTADIR.
    “borç yiğidin kamçısıdır” anlayışı ile hareket etmek, ulusumuzun bir zaafı değildir. Bu vecize; insanımızın borcu namus olarak belleyip ödemek için gayretini gösterir.
    “KREDİ KARTI” ve “ÇEK” tuzakları ile insanlarımız esir edilemez. BİZ;
    “Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz..” DİYEN ECDADIN TORUNLARIYIZ. BATILI BİZİM BU HUSUSİYETİMİZİ DE PEK ALA BİLMEKTEDİR.
    Sayın vatandaşlarımız; ÇEK MAĞDURLARI BİRLEŞİM’in bu çağrısına destek veriniz. Bankaları boykot ederek TÜRKİYE DEVLETİ VATANDAŞLIK GÖREVİNİ yapınız. Bu tavrınızı da; bankaların, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ VE YASALARINI tanımasına kadar sürdürünüz.
    Talebimizi vatandaşlarımızın görüşlerine saygılarımızla Arz Ederiz.
    ÇEK MAĞDURLARI BİRLEŞİM BAŞKANLIĞI

    Burhan İŞCAN- BAŞKAN
    Burhan İşcan:0 537 3704830 fax:0222 2252308
    brhnhak26@mynet.com cek-magdurlari blogspot.com.
    KIRMIZI TOPRAK MAHALLESİ
    OSMAN ÇAVUŞ SK. NO:19/6 ESKİŞEHİR.

  6. burhan işcan Says:

    PARA- ADALET- DAVA –HAK- SEMBOLİK DERNEK- SEMBOLİK BAŞKAN-SABOTAJLAR- BİLİNÇSİZLİK- SABIRSIZLIK-İTEAATSİZLİK-EZBERDE ISRAR
    VE SONUÇ İŞTE SİZE 29 HAZİRAN 2009 UN YANİ DÜNÜN ÖZETİ

    17 HAZİRAN 2009 Meclis ziyaretlerine ilk gidişim sırasında bir kişi ile tanıştım. Bu kişi bence Türkiye için büyük bir şanstır, çok değerlidir. Adalet Komisyonu Başkanı Sayın İyimaya’dan söz ediyorum. Üstün hukuk bilgisine sahip bir hukuk adamı, olması gereken gibi devlet adamı. Bana tüyoları, yapmam gerekenleri anlattı. O gün sevinçle ve iştahla ayrıldım yanından. Söylediklerini başarabilirdim, başarmalıydım. Azmettim o gün.
    Yıl 1974 Profesyonel Ordunun kurulması ve biz astsubayların bazı haklarının verilmesi için yapılmış eylemler. Koordine eksikleri, başsızlık ve başıbozukluklar sebebi ile eylem amacı o kadar farklı algılandıki sormayın gitsin. Ordudan atılmalar ve hapislikler de cabası. Gayet masum ve iyiniyetle başlatılan eylemler, ihtilal yapılıyor abartılarına kadar yol aldı.
    Türkiye 68 kuşağına, talebesi olduğumuz ağabeylere ablalara çok şeyler borçludur.
    Benim içinde bulunduğum iki mücadele aslında tek mücadeledir. Bunun ismi YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI dır. Bu politikalardan önde geleni gündem değişiklikleri ile gün geçirmektir. Dün biz bu politikanın kurbanı olduk.
    Sağlıkta yolsuzluklar, banka boşaltmalar, her alana yayılmış yolsuzluk ve rüşvet. Cari açığın kapatılması için ya IMF ye boyun bükeceksin, ya da bankalara. Hükümet gerekli tedbirleri almaktadır. Ancak tedbirler geç kalınarak alınmaktadır. Netice itibari ile faydası da cüzi olmaktadır. Ama mağdurlar oluşmuştur. Mağduriyet çığlıklarından kaçılmaktadır.
    Ezberleri bozarak hareket edilirse yol alınır. Sizlere 23 haziran davetini yaparken fiilde birliktelikle başarılı olacağım fikrindeydim. Çünkü 17 haziranda beklediğimiz doğrultuda bir yasanın hazır olduğunu ve bekletildiğini biliyordum. Yapılması gereken öndeki taşları oynatmaktı. Bunun içinde çoğunluk gerekliydi. 17 kişi ile ziyaretlere başladım. CHP Gurup Başkan vekili Sayın Kılıçdaroğlu’ndan randevu talep ettim reddedildi. Kendimi dernek başkanı olarak tanıtınca iş değişti. Bütün parti guruplarına rahatça girdik. 23 Haziran 09 bizim ezber bozduğumuz ilk gün oldu. En son uğradığımız Sayın İyimaya bu durumdan hoşnut kaldı ve bana yeni hedefimi çıtlattı.
    İşte o hedefe o gün de gidebilirdim. Gitmedim. Çünkü o gün için yeterli sayımız yoktu. 26 Haziran 2009 da toplanıp gidilseydi belki dünden çok daha iyi bir sonuç alınırdı. Yukarıdaki başlıktaki PARA bende olmayınca cumartesi, pazar tost satarak temini için beklemek zorundaydım. Pazartesi hükümetin gündemi değişti. Bir kere daha belli oldu ki Türkiye’de ADALET demek PARA demektir.
    Mağdur arkadaşlar takip yaparken acele ile ve ayrıntıları kaçırarak yapıyorlar. Ayrıntıların önemini bilmiyorlar. Haber takip etmede, mesajları okumada hep aynı hatalar. Cuma gününden randevu taleplerimi Yargıtay Başkanlığı’na, Başbakanlığa ve Adalet Bakanlığı’na yapmıştım. Hedefim buralardı. Herkes meclise fazla takıldı. Hazır olan yasa meclise gelmiyorsa sebep nedir? Sorumlu kimdir? Dün yargıtaydan aldığım cevap olması gerektiği gibi ve beklediğim gibiydi. “Hükümetin sorunu.” Ve daha hala 10 temmuz beklentisi. Armut piş ağzıma düş. Görürsem söylerim.
    Hükümet bizim mağduriyetlerimiz hakkında her şeyi en ince detayına kadar tamamen bilmektedir. Bunu görüştüğümüz AK Parti Milletvekillerinin hemen hemen hepsi teyit etmiştir. Hükümet, artık bankaların bu işte sorumluluklarının artmasını istemektedir. Bankaların da ellerini taşın altına koymasını istemektedir. Bankalar art niyetlerle buna yanaşmamaktadır. Ekonomimizi tehdit etmektedirler. Sicil Affı, Kredi Kartı ve Çek yasalarında bu durumu açık açık göstermekteler. Hükümet bu durumdan kurtulmak için IMF ile anlaşmak zorundadır. Bu durumdan da korkuları vardır. Bu yüzden zamana ihtiyaç vardır. Sayın Babacan’ın temasları bu doğrultudadır. Ama yanı sıra başka bir beklenti daha vardır ki o en güzelidir. Bizim hükümete yardım etmemiz. ÇEK MAĞDURLARININ LOBİ OLUŞTURMASI. Bu oluşum zamanı bizim lehimize çevirecektir.
    İşte bu oluşumu gerçekleştirebilmek için ezberlerin bozulması gerekir. Hala millet vekillerine 3167 yi, ilga olduğunu falan anlatmak ezberin tekrarıdır. Bunları her kes biliyor. Bilmedikleri bizlerin gündemin takipçisi olup olmadığımız. Gelişmelerin ne derece takipçisiyiz. Örneğin; bir CHP Milletvekiline soru yönetirken şunu sorabilmelisiniz, “26 Haziran 2009 da neler oldu, bizlere yasanız çıkmadan meclis tatile girmeyecek demiştiniz söz vermiştiniz, ne değişti” gibi. Bocalatıcı sorular. Yoksa, ezbere dayalı sorular onların işine gelir. Oyalayıp baştan savarlar.
    Sivil toplum örgütlerini de yanımıza almalıyız. Kendi sorunlarımızı, gündemin sorunlarıyla bütünleştirerek yapabiliriz bunu. Ezberle değil. Bizler İHADER i yanımıza çağırıyoruz. Benim arkadaşlarım, bana sormak ve fikrimi almak nezaketinde bulunmadan kovalıyorlar. Neden İHADER teröristleri savunuyormuş. Aynı kişiler benden DTP Milletvekilleri ile görüşmemi istiyorlar. Buyurun böyle mi LOBİ oluşturacağız.. SEMBOLİK DERNEK olursa, SEMBOLİK BAŞKANI olur. O başkana kendileri saygı duymayan insanlar, BAŞBAKANIN, BAKANLARIN ve MİLLETVEKİLLERİNİN saygı duymasını bekliyorlar. Bu olacak şeymidir. Milletvekilleri ile konuşmaya giriyoruz, benim önümden hareket etmelerle sözümü kesmelerle karşılaşıyorum. Görüntü şudur. SABIRSIZLIK, İTEATSİZLİK VE EZBERDE ISRAR. Bu görüntüye saygı duyulması beklenile bilinir mi.
    Bilindiği gibi, benim tek telefonum var. Ben bu telefon numaramı bütün randevularımın altına yazdığım gibi genel sekreterlere ve sivil toplum örgütleri temsilcilerine de veriyorum. Dün bu telefonum, sürekli olarak meraklı dostlarım tarafından sabote edildi. Randevu cevaplarımın hiçbirine ulaşamadım. Sık sık polis kordonunu aşıp, başbakanlığa ve bakanlığa gitmek zorunda kaldım. Ayrıca bakanlar kurulu toplantısının bitmesini sabırsızlılıklar sonucu beklemedik. Biz Güven Park’tan ayrıldık toplantı bitti. Bir bakana arabasına binmeden çiçek vermek, Sayın Çiçek’e soru yöneltmek gibi beklentilerim de havaya gitti.

    DOSTLARIM; ben bu davaya oğlum için girdim. Bu bildiğiniz bir ezberdir. Bilmediğiniz taraf, benim dava adamı olmamdır. Bülbülün çektiği dili belasıdır. Yolsuzluklarla uğraşacağım diye varımı yoğumu kaybettim. Kahraman olmak için değil. Hak peşinde koşmaktan. Ölümle de tehdit edildim, astronomik rakamlar da teklif edildi. Ama hala sokaklarda tost satan astsubay emeklisiyim. Bunların ne demek olduğunu biliyor musunuz?
    29-17= 12 bilemediniz 14 gün. Geldiğimiz nokta bu. Bu noktanın değeri sizce nedir?. Ben sizlerden herhangi bir menfaat mi talep ettim?. Yoksa amacımız mı başka? Blog adminleri bana saldırılara göz yumarken, disipline zararı da görmediler. Demokrasi hak aramak demektir. Birliktelikler gerektirir. 70 li yıllardaki soldaki çok seslilik ve disiplinsizlik, ülkemizdeki solu zayıflatmış ve siyasi dengesizliğin oluşmasına sebep olmuştur. Kol kırılmış yen içinde kalmamıştır.
    DOSTLARIM; duyumlarım 10-15 TEMMUZ arası hükümetin meclisi, hiç olmazsa kendi gurubunu toplayacağı ve bazı yasaları çıkaracağı yönündedir. Yada 4 ağustosta. Her iki duruma da hazırlıklı olun. Ben diğer davalarımın peşinde olacağım için sembolik başkanlığımı bırakıyorum. Tavsiyem daha disiplinli ve saygılı bir birliktelik kurun. HER KESİ KENDİNİZ GİBİ BİLMEYİN. Karşınızdaki kişilerin farklı olduğu düşüncesi ile hareket edin. Bunu başaracağınızdan eminim. Kulaktan duyma havadislere değil havadislerdeki gerçekliğe ve ayrıntılara değer verin.
    Sabrınız kalmadı biliyorum ama telaşeyle avucunuzun içindeki kuşu kaçırıyorsunuz. Dikkat edin.
    HOŞCA KALIN, SAYGILARIMLA BURHAN İŞCAN

  7. DUYGU Says:

    0 312 425 98 14 ÖMER YILMAZ ÇAMLIBEL İÇİN BU SAVCILIKTAN İLETİLİYO FAKS SORADA 4161012 DEN DE TEYİT ALABİLİRSİNİZ

  8. İhracatci Says:

    Allah razı olsun ama napmamiz gerek ne yapalım

  9. Huseyin Celik Says:

    Allah sizden razi olsun Cenabi Hak yariniz yardimciniz yardincimiz olsun insallah. bu yazinizi
    kismen alip yargitaya maille gonderdim
    bu adaletin tecellisi cabalariniz elbette birilerinin kulagina su kacirir

  10. özcan Says:

    SAYIN HOCAM,

    ÖNCELİKLE SİZE NE KADAR TEŞEKKÜR ETSEM AZDIR. YÜCE RABBIM SENİ HEM BU DÜNYADA,HEM ÖBÜR DÜNYADA İHYA ETSİN BEN ARTIK DİYECEK BİR ŞEY BULAMIYORUM TEKRAR TEŞEKKÜR EDER SAYGILAR SUNARIM

  11. umur Says:

    Sayın Ofluoğlu,Yargıçlar verdikleri kararlardan dolayı sorumlu değil midirler?Bu zatlar nereye şikayet edilebilirler?

    • rahmiofluoglu Says:

      Yargıçlar verdikleri kararlardan ötürü sorumlu tutulamazlar, ancak burada farklı bir durum var. 10. Ceza Dairesi Kanunsuz ceza veriyor. Bana göre bu Anayasa suçudur. Bu yargıçları Yüksek Hakimler Kuruluna şikayet edelebilir, Başsavcılığa suç duyurusu yapılabilir, ama burada çok ilginç bir durum var, Türk hukuk tarihinde, belki de dünya hukuk tarihinde görülmemiş bir durum, kanun yürürlükte mi değil mi bunu tartışıyoruz ve mahkemeler bu tartışmalı kanundan ötürü ceza veriyorlar, işte bu vahimdir.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: