AĞIR CEZALAR SUÇLU YARATIYOR

ÇEK KANUNLARINDAKİ AĞIR CEZALAR KARŞILIKSIZ ÇEK SAYISINI ÇOĞALTIYOR

AĞIR CEZALAR İNSANLARI DOLANDIRICILIĞA VEYA KALPAZANLIĞA YÖNELTİYOR.

ÇARE ÇEKE AĞIR CEZA DEĞİL, EKONOMİYE DOĞRU YÖN VERMEKTE, BANKA VE FAKTÖRİNLERİN, İŞ ÇEVRELERİNİN AÇ GÖZLÜLÜKTEN VAZGEÇİP ÇAĞDAŞ USÜLLERLE İŞ YAPMALARINDADIR.

KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE EDEN BİR KISIM İNSAN DOLANDIRICI İSE ONLARIN ASLİ MANEVİ ŞERİKLERİ DE ONLARI TEŞVİK EDENLERDİR.

 

3167 sayılı kanun 1985 yılında yürürlüğe girdi. Bu kanun bu güne kadar birçok kez değişikliğe uğradı. Temel değişiklikler 1993 ve 2003 yılında yapıldı. Şimdi tekrar değişiyor. 24 yılda 4 temel değişiklik, her yeni kanunun ortalama ömrü 6 yıl. Değişikliklerin gerekçelerine baktığımızda ne görüyoruz? Kanun koyucu her değişikliğin gerekçesine bir önceki yasanın piyasada güveni sağlayamadığı, karşılıksız çek oranının yükseldiğini kaydediyor. Mecliste bulunan yeni tasarının gerekçesi de aynı. Ağır cezalar suçu önlemeye yetişmemiş, karşılıksız çek sayısında artış olmuş, piyasalarda çeke karşı güven ortamı oluşmamış. Bu kez kanun yapıcı kendi yazdığı gerekçeye tam zıt bir düzenleme ile adli para cezasını 3167 dekinin iki misline çıkarıyor. Belki kanunun gerekçesini yazanla, 5. maddeyi yazanlar farklı kişiler ve hiçbir araya gelip yazdıklarını okumadılar. Buna ne diyebiliriz ki, vekillerimizin iş başlarından aşkın. Ne diyor başbakan: Bakanlıklarda iş takibi yerine oturumlara devam edin.

Yeni tasarı eski kanundaki ceza sayısını on katına çıkarıyor, sıkıyönetim bildirileri gibi. Askeri yönetimler arananlar listelerini radyo ve televizyonlardan yayınlarlardı ve bildiriler şöyle derdi aşağı yukarı: …Bunları görenler, saklayanlar, yardım ve yataklık yapanlar… Cezalandırılacaklardır…

Çek kanunlarındaki ağır cezalar, tefecilerin ki bir kısım banka ve faktöringlerin artık tefecilerden bir farkı kalmamıştır, iştahını kabartıyor. Açgözlüler belki bu ağır cezalar olmasa kredi vermeyecekleri insanlara cezalara güvenerek kredi veriyorlar, normal koşullarda iş yapamayan firmalar çek cezalarına güvenerek kredili mal satışları yapıyorlar. Kötü niyetliler finans çevrelerinin, firmaların bu açgözlülüğünü ve kar hırsını değerlendiriyor olabilir. Mevcut çek kanunu iyi niyetli ile kötü niyetli ayırt etmediğinden ak ile kara birbirine karışıyor ve aradan bir kısım kötü niyetli sıyrılıyor. Pervasızca dağıtılan para ve mal kredileri firmalar zor duruma girince piyasalarda karşılıksız çek patlamalarına yol açıyor, çeyrek asırlık kısır döngü bu.

Oysa 3167 nin yürürlüğe girdiği 1985 yılına kadar piyasaların karşılıksız çek diye bir derdi yoktu. Ne zaman ki karşılıksız çeke hapis cezası artırıldı piyasalarda karşılıksız çek sıkıntıları başladı. 1985 öncesinde çekin dolandırma cazibesi yoktu. Cezalar çoğaldıkça çekin cazibesi arttı ve işte bu cazibe dolandırıcılığı teşvik etti. Ekonomide yeni bir kalpazanlık türü gelişti. 1985 ile 2009 arasındaki dönemi içeren bir grafik düzenlesek göreceğiz ki karşılıksız çekler artan cezalara paralel bir artış izliyor. Bu ilginç değil mi?

Sorun salt karşılıksız çeki sorun gören çağdışı yaklaşımdadır. Karşılıksız çek ceza hukuku anlamında bir suç değil istenmeyen bir ekonomik olgudur. Bu olgunun ekonomiye olumsuz etkisi varsa nedenlerini ortadan kaldıracak çözümler geliştirmek gerekir. Yanlış teşhis yanlış tedavi olumsuz sonuç verir ve çeyrek asırdır olan da budur. Banka, faktöring ve benzeri finans kurumları kredilendirmeyi çek üzerine değil de çağdaş kriterler üzerine oturtmalı. Böyle her krizde patlayan, zirveye ulaşan karşılıksız çek gibi enstrümanlar yerine daha gerçekçi, bilânço, istihbarat gibi bankacılık kurumlarını geliştirmeleri ve bu olguları esas almaları istikrarlı bir ekonomi için daha yararlı olacaktır. Sopa ile ceza tehdidi ile iş yaşamını yürütmek kolaycılıktır ve başarısızlığa mahkûmdur.

25 yıllık uygulamanın ne sonuçlar verdiği bu kanunların gerekçelerinde yazılı, hep başarısızlıkla sonuçlanmış. Şimdi bir de aksini yapınız, salt karşılıksız çeki suç olmaktan çıkarın, kötü niyet, hile ve dolandırıcılık dışında karşılıksız çeki suç olmaktan çıkarın, bir de böyle deneyelim olmaz mı? Bu yolda devam edilirse varılacak sonuç hep aynı olacaktır, yanlış tanı yanlış tedavi ve olumsuz sonuç.

Cezalarla dolandırıcılık gibi suçları teşvik ediyor, kreditörlerle birlikte suçun asli manevi şeriki durumuna geliyorsunuz ve 5237 sayılı kanuna göre asıl suçlu kadar suçlusunuz. Gelin suçu teşvik etmeyin, suça ortak olmayın.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: