3167 Sayılı Çek Yasası ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararları

Geçmişte farklı asliye ceza mahkemeleri, farklı gerekçelerle, farklı maddeler hakkında Anayasa Mahkemesine iptal başvuruları yapmışlardır. Anayasa Mahkemesi bu başvurulardan biri hariç tümünü esastan ret etmiştir. Usul yönünden ret aynı yasa maddesi ile ilgili olarak 10 yıl dolmadan yapılan iptal başvurusudur. Mahkeme 10 yıl dolmadan aynı madde için ikici kez yapılan iptal talebini anayasanın 152 ve 2949 sayılı yasa’nın 28. maddesine aykırı bulmuştur.
2002 yılında Vezirköprü Asliye Ceza mahkemesi 3167 sayılı kanunun 16. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa’nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu savıyla iptal isteminde bulunmuştur. Bu fıkra aynen şöyledir:

“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz”

Anayasa Mahkemesi’nde şu üyeler vardır o tarihte: Mustafa Bumin, Haşim Kılıç, Samia Akbulut, Yalçın Acargün, Sacit adalı, Fulya Kantarcıoğlu, Ertuğrul Ersoy, Tülay Tuğcu, Ahmet Akyalçın, Enis Tunga, Mehmet Erten.
Bu heyet Haşim Kılıç’ın muhalefet oyu ve çoğunluk kararı ile iptal istemini ret etmiştir.
İsimleri yazmamın nedeni; Prof. Dr. Hayri Domaniç’in bu ret kararı üzerine yazdığı yazıda kimlere cahil dediği, kimleri ağır şekilde hatalı bulduğunun açıkça anlaşılması içindir. Ben bu yazıyı yazmak için araştırmaya başladığımda şu anki düşüncelerimden çok farklı bir düşüncede idim. Ulaştığım sonuçlar beni hayret ve şaşkınlığa uğrattı. Siyasete bakışım değişti diyebilirim. Kişiler açısından Haşim Kılıç beni şaşırttı ve karar benim siyasal bakışımı derinden etkiledi.
Mahkeme üyelerinin çoğunluğu çekin bir sözleşme olmadığı gerekçesi ile iptal istemini ret ediyor. Kararda şöyle deniliyor: Türk Ticaret kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek, ilişkide bir sözleşme bulunup bulunmamasından bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir.
Oysa Türk Ticaret kanunu 457 ye göre havale bir akittir, bir sözleşmedir. Türk Ticaret Kanunu 457 ye bakınız, bir de sayın mahkemenin gerekçesine.. Ne demek …kambiyo hukukuna özgü borç doğura özel havale. TTK 457 ile birlikte okursak mahkemenin gerekçesini o zaman özel bir sözleşmedir diyeceğiz. Nerden çıktı ise şu özel?…
Mahkemenin bu kararı diğer kararlar ile birlikte değerlendirildiği zaman iptal istemini ret eden üyelerin gerçek maksadını, ideolojik yaklaşımlarını daha iyi görmekteyiz. Evet mahkemenin kararı ideolojik bir yaklaşımdır. Gerçi Anayasa Mahkemesi’nin siyasal kararlar verdiği gerçeğini hiç kimse yadsımamaktadır. Buradaki gerekçe ise siyasaldan öte ideolojiktir. Şöyle ki:
TTK , Borçlar Kanunu akit serbestisinden söz etmektedir . Özel girişimci sistemlerde, yani kapitalist ekonomilerde ticaret serbestîsinin olması, akit serbestîsinin olması sistemin bir gereğidir. Burada bireyler serbestçe işlerini düzenlerler. Bu gün piyasalarda çek bir kredi aracı olarak kullanılmaktadır. Girişimcilerin ; sanayi ve ticaret adamlarının hangi çeke kredi tanıyacağı, hangi çeke tanımayacağı kendilerin bileceği iştir. Onlar mütedbir tüccar gibi davranarak kararlarını verecekler ve sonuçlarına da katlanacaklardır. Sistem nasıl çalışmaktadır? Siz eğer bankadan kredi kullanacaksanız, çeklerinizi bir bordro ile bankaya gönderiyorsunuz, banka çeklerinizin istihbaratını yapıyor, beğenmediği çekleri iade ediyor ve kalanına kredi kullandırıyor. Keza mal alımlarında da aynı yöntemler uygulanmaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesi 26.9.1995 tarihli kararının gerekçesinde şöyle demektedir:
Karşılıksız çekler için uygulanan yaptırımların yetersiz kalması nedeniyle çekle ödemelerin azalmasının ulusal ekonomiyi olumsuz yönde etkilemesinden dolayı, yasa koyucunun piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlamak amacıyla yeni yaptırımlar…getirilmesinde anayasaya aykırılık yoktur. İptal isteminin reddi gerekir.
Oldu mu şimdi? Siz kanunla, mahkeme ile ticari yaşama müdahale edeceksiniz, hem de alacaklıdan yana bir müdahale.. Çekini ödeyemeyen, gününde karşılığın yatıramayan insanlara sormayacaksınız başınıza ne geldi, ne oldu diye. Körfez krizi, Rusya krizi, anayasa krizi, küresel kriz, ya da özel krizler.. Önemli değil, sana ne olursa olsun .. Sen parayı bulup çekini yatıracaksın.. Yoksa ulusal ekonomi zarar görür..

Ulusal ekonomi çeklerin ödenmemesinden neden zarar görüyor acaba? Bunu da açıklasalar içimiz rahat edecekti? Siz sanayici ve işadamlarınıza güvenmiyorsunuz, onların para ve kredi verirken hata yapacaklarını düşünüyorsunuz ve suçlar icat edip mahkemeleri görevlendiriyorsunuz paracıkları batmasın diye. Ne güzel serbest ekonomi, serbest ticaret di mi?
Karşılıksız çek kesene beş yıla kadar hapis öngörülürken en ağır vergi suçu 3 yıl. Vergi borçları ödenmeyince ulusal ekonomi zarar görmüyor da vatandaş çekini ödeyemeyince ulusal ekonomi zarar görüyor..
İşte bu bakış açısı ideolojiktir ve en hafif deyimle baskıcı bir ideolojinin yansımasıdır. Baskıcı ve güçlüden yana bir ideoloji…
Yaklaşım böyle ideolojik olunca çekin bir sözleşme olmadığını savlayabilir, suçta dolandırıcılık veya hile kastı aramanıza gerek kalmaz.
Anayasa Mahkemesi’nin en ilginç ve mahkeme üyelerinin hayatın gerçeklerinden tümüyle kopuk olduğunu gösteren bir gerekçesi de 21.11.2002 tarihli kararında yer almaktadır. Gerekçenin bir yerinde şöyle deniliyor:
…Oysa keşideci, çekin karşılıksız olmasını bilmesine rağmen çek keşide ettiğine göre, bu borcun yerine getirilemediğinden söz etmekte olanaksızdır.
Ne derler bu durumda? Buyurun, buradan yakın! Üç ay, beş altı ay sonraya çek keşide eden insan nerden bilsin ileride başına gelecekleri? Falcılar ne güne duruyor? Onlar küresel krizi, anayasanın ne zaman fırlatılacağını her şeyi bilirler..
İşimiz falcıya kaldı..

One Response to “3167 Sayılı Çek Yasası ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararları”

  1. adalet adaletoğlu Says:

    Sayın Ofluoğlu!
    Benim anladığım; özel ifadelerle kamu alacağı konumuna getirilen çek alacakları ne olursa olsun tahsil edilmeli,edilemezse borçlu mümkün olduğunca hayattan izole edilmeli.Bu yapılırken,çek defterini kulandığı bankalarda daha önce ne kadarlık çek yaprağını ödemiş olduğu dikkate alınmaksızın sadece “artık” ödeyemiyor olmasından dolayı dolandırıcı yaftası yapıştırılmalı ve hüküm bu doğrultuda verilip kişinin sadece kendisi değil tüm ailesi süründürülmeli. Müteşebbis olmanın,ticaret yapmanın belli bir zümre için geçerli olduğu,ekonomisi doğru yönetilemeyen ülkemizde bu küstahlığı yapan bizlere haddimiz bildirilmeli.


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: